Namaz Gusül Kur'an Allah Tövbe Vesvese
DOLAR
8,5295
EURO
10,0725
ALTIN
480,67
BIST
1.418
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa
Sağanak Yağışlı
27°C
Bursa
27°C
Sağanak Yağışlı
Cuma Az Bulutlu
29°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
33°C
Pazar Parçalı Bulutlu
29°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
35°C
SON DAKİKA

Ahiret İnancı

16.04.2020
0
A+
A-

Ahiret (Hayatı) Nedir?

Ahiret, ölümden sonra başlayan ve mahşerdeki dirilişten sonsuza kadar devam edecek olan bir hayattır. Bu bakımdan ölümden sonra başlayan kabir ve berzah hayatı ahiret hayatı içerisinde yer aldığı gibi İsrafil (a.s)’in üflemesi, kıyametin kopması, ebedi hayat için yeniden ruhun cesetle birlikte dirilmesi ve mahşerde toplanması da ahiret hayatındandır.

Burada arka arkaya işleyen birçok süreç vardır. Dünyada yapılan işlerin kaydının tutulduğu amel defterlerinin verilmesi, bunların sayım ve dökümünün yapılması (hesap ve mizan) sırat köprüsünden geçilmesi, şefaat, cennet ve cehennem bunların başlıcalarıdır.

Burada ayrıntılarına girilmeden,belirtilen konuların bütününe ahiret hayatı adı verilmiştir. O, dünya hayatına karşılık bir başka hayatı ifade eder. Kendi içinde tutarlı bir sıralaması olduğu görülür.

Kur’an da Ahiret Hayatının Diğer İsimleri

Bütün ilahi dinlerde ve anlayışlarda ahiret inancının olduğu görülür. Ahiret hayatı, asıl olan yani geçici olmayan bir hayat olarak nitelenir. Kur’an da gerçek hayat, ebedi alem, kıyamet günü, toplanma günü, kavuşma günü gibi pek çok anlamda isimlerle anılmıştır. Alt-üst olacak bir dünya hayatından sonra gelecektir. Son olan, son gün anlamına gelir.

Ahiret hayatı, Allah’ın adaletinin gereğidir. Dünyada çeşitli imkanlarla denenen insanın denenmesinin zorunlu sonucudur. Allah, insanlara akıl vermiş, peygamber göndermiş ve kitap vahyetmek suretiyle onlara iyi olanı seçmelerini, kötü olandan uzaklaşmalarını öğütlemiştir. Bunların bir amaca yönelik olduğu, Kur’an’da belirtilmiştir.

Ahiret Hayatı Neden Gereklidir?

Arzulananın aksine davrananlara Allah ceza vereceği, cehenneme göndereceği, emredileni yapanlara büyük bir ödül verileceği belirtilmiştir. Peygamber’in görevinin de pek çok ayette iyi amellere karşılık cennetle müjdeleme (tebşir) ve kötü amellere karşılık cehennemle uyarma (inzar) olduğu vurgulanmıştır.

Şimdi bütün bu vaatlerden sonra Allah’ın iyi davranana mükafat, kötü davranana ceza vermemesi, adaletsizlik olmaz mı? Ahiret bu yönüyle, Allah’ın bütün emir ve yasaklarına sımsıkı sarılanlara sözünün gerçek olduğunu göstereceği bir hayat olacaktır. Yoksa herkesin yaptığı yanına kar kalırdı ve dünyada haksızlığa uğrayan, zorluk ve sıkıntı içerisinde erdemli bir hayat yaşayan kimselerin bu çabaları boşuna giderdi. Oysaki son derece adaletli olan ve insanlara da adaleti emreden yüce Allah’ın en küçük bir adaletsizliğe razı olması düşünülemez.

Onun için ahirette, adalet kanununu boşa çıkaracak hiçbir gelişmeye göz yumulmayacaktır. Hatta insanlar, tek başlarına yaşayacakları o günün dehşetinden kurtulmak için dünya dolusu altın vermeyi isteyecekler ama bu tekliflerin hiçbiri geçerli olmayacaktır.

Artık mutlak bir adaletin ortaya çıkacağı gün gelmiştir. O, ihtiraslarının kurbanı olarak yapılmış kötü davranışların, gurur, kin, zulüm ve bencilliğin mahkumu olmuş nefislerin hesabını verecekleri gündür.

‘Kim zerre miktarı kötülük işlemişse onu görür. Kim de zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür (Zilzal 7-8)’ anlamındaki ayetin işaret ettiği eksiksiz adaletin gerçekleşeceği bir ayrışma anı yaşanacaktır.

Ahiret hayatıyla hedeflenen, insanın yaptığı bütün davranışların yüksek bir gaye için olduğudur. Bu dünya hayatında hedeflenen gaye için çaba göstermeyenler, öteki hayatta değersiz olacaklardır. Artık altın ve gümüş tartılmayacak, onların yerine ameller tartılacaktır. Böylelikle daha önce hiç hissetmedikleri müthiş bir şuur halini yaşayacaklardır.Bu şuur haliyle yaptıklarının en azından yakınları tarafından hissedilmesini engellemek için onlardan kaçacak, yalnız kalmak isteyecektir.

İnsanın sorumluluk duygusu, ahirette değer kazanacaktır. Kendisine bildirilen ve kendisinden beklenen sorumlulukları ne ölçüde gerçekleştirdiği veya yokmuş farz ederek keyfine göre yaşadığı, gerçek bir şekilde ahiret hayatında görülecektir. Bu inanç sebebiyle inanan insanlar, bu dünyada kötülüklerden uzak dururlar. Dünya hayatının sağlıklı, akılcı ve verimli bir şekilde düzenlenmesi, ancak ahirete inançla mümkündür. Aksi takdirde herkesin başına bir bekçi, haksızlıkları engelleyici görevli dikmek gerekirdi.

Halbuki insanlar, toplumun kanun ve kurallarının varlığını ve baskısını hissettikleri ya da hissetmedikleri çeşitli durumlarda kötü işler yapmaya yönelmiyorlarsa, bu onların bir gün bu davranışların hesabını verecekleri inançlarından ötürüdür. Bu inanca yer vermeyen dini gelenekler de, yeniden doğuş veya tenasüh gibi inançlarla dünya hayatını dengelemek istemişlerdir.

İnsan, ebedi olmak, sonsuza kadar yaşamak arzusundadır. Hiç kimse, ölüp yok olmak istemez. Ahiret inancı, kişinin bu duygusunu da tatmin ettiği için gereklidir. Yine insan, başıboş ve gayesiz yaratılmamıştır. Allah’ın halifesi olarak yeryüzüne düzen vermek, en azından yeryüzünü tahrip etmemek, onun görevleri arasındadır. Bu görevlerini yerine getirmek için yaptığı çalışmalar, çektiği eziyet ve sıkıntılar, dünya hayatında tam karşılık görmemektedir. Gerçek mükafat ahiret yurdunda olacak ve güzel karşılıklar orada alınacaktır.

Ahirete inanan insan, dünya hayatında ölçülü ve dikkatli olur; aşırı tutku ve bağlılıklarını, kin,garez , nefret gibi duygularını törpüler. Affetme, bağışlama duygularını geliştirir. Vicdan huzuru ve kalp rahatlığı içerisinde,olumlu ya da olumsuz her olay ve durumda dengesini korumayı başarır. Toplumsal ilişkilerinde kabul edici ve sevecen olmayı,kendisi,,çevresi, ailesi ile barışık yaşamasını bilir.

Görev ve sorumluluk bilinci içerisinde her yaptığı işi önemser ve ciddiye alır. Yaptığı işleri iyi ve güzel yapmak için büyük bir çaba gösterir. Bu da onun yeteneklerini tam olarak geliştirmesi, kendini gerçekleştirmesi için çok iyi bir fırsat oluşturur.

Ahiret inancı, bela ve musibetlere dayanıklı, sabırlı, fedakar ve cefakar olmayı kolaylaştırır. Mutluluğu mal-mülk, makam-güç, söhret gibi geçici şeylerde değil, Allah’a inanmada, ona güvenip rızasını kazanmaya çalışmakla bulan bireyler yaratır.

Huzurlu Bir Toplum Olmanın Yolu

Ahirete inanan kişi, ölümle birlikte yok olmayacağını bildiği gibi gönül huzuru ve yaşama sevinci ile dolu olarak yaşamını sürdürür. Huzurlu bir toplum olmanın en etkili ve güvenilir yolu, ahirete yürekten inanan bireylerin sayısını çoğaltmaktan geçer. Bu iman ve bilinçle yetişen nesiller, erdemli olması, başkalarının hak ve hukukuna saygılı davranmayı, yardımlaşma ve dayanışma içerisinde toplumsal hayatı paylaşmayı bilen, anlayışlı müminler ortaya çıkar.

Ahirete iman, İslam’ın en temel inanç konularındandır. Kur’an ve sünnette açık bir şekilde belirtildiği için, inkar eden kafir olur ve dinin dışına çıkar. Ahiret inancını benimsemeyen kişilere mümin denmez. Yaşamayı ve ölümü ne kadar gerçek olarak idrak ediyorsak, ahiret olacağını da o kesinlikle kabullenmek gerekmektedir.

Birçok ayette Allah’a imanla birlikte ahiret inancı zikredilir. Ahiret gününe inanmayanların Allah’ı da inkar durumuna düştükleri ifade edilir.

Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı / İslam’a Giriş Gençliğin İslam Bilgisi / bkz: 267-270

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.