Ahiret Hayatına İman
Trend

Ahiretteki Derece ve Derekelerin Dünyadaki İyiliklere ve Kötülüklere Göre Dağıtılması

sponsor

İnsanlar dünyada derece ve konum bakımından birbirlerinden farklı oldukları gibi ahirette de farklı olacaklar ve dört kısma ayrılacaklardır:

1-► Helak olanlar,

2-► Azap görenler,

3-► Kurtulanlar ve

4-► Kazanç elde edenler.

Bu duruma şu örneği verebiliriz: Hükümdarın birisi bir ülkeyi ele geçirdiği zaman kimilerini öldürür, bunlar helak olanlardır; kimilerine bir süre işkence edip öldürmez, bunlar azap görenlerdir; kimilerini serbest bırakır, bunlar kurtulanlardır; kimilerine de birtakım lütuf ve bağışlarda bulunur, bunlar kazanç elde edenlerdir. Hükümdar adil ise onları ancak hak etmelerine bağlı olarak bu şekilde kısımlara ayırır.

Hükümdarlığı hak etmesine karşı çıkan ve yönetici olarak onu tanımamakta ısrar edenlerden başkasını öldürmez. Hükümdarlığını kabul etmekle birlikte kendisine hizmette kusuru olanlardan başkasına işkence yapmaz. Hükümdarlığını kabul etmekle birlikte işkence görmesini gerektirecek herhangi bir kusuru olmayan ve bununla birlikte bağışta bulunmayı gerektirecek bir hizmeti de olmayanlardan başkasını serbest bırakmaz. Kendisine hizmet ve yardımda elinden geleni yapanlardan başkasına ise bağış ve lütufta bulunmaz. Sonra kazanç elde edenlere verilen bağışların, hizmetlerinin derecelerine göre farklı olması gerekir. Helak olanların helak edilmesi inatçılık ve dik kafalılıklarının derecesine göre ya boynunun vurulması veya ibret olsun diye ceza vermekle olur. Kusurlarının derecelerine göre işkence görenler hafif veya ağır, kısa veya uzun süreli, çeşitli veya tek bir işkenceye maruz kalırlar.

İnsanlar ahirette de bu şekilde farklı mertebelerde olacaklardır. Kimisi helak olacak, kimisi bir süre azap görecek, kimisi kurtulup selam yurdu olan cennete girecek, kimisi de birçok bağış ve ihsana kavuşacaktır.

Bağış ve ihsana kavuşanlar da kendi aralarında Adn, Me’va ve Firdevs cennetlerine girenler olmak üzere kısımlara ayrılırlar. Azap görenler ise hadiste belirtildiği üzere az bir miktar azap görenler ile bin seneden yedi bin seneye kadar azap görenler olmak üzere kısımlara ayrılır.

Aynı şekilde, yüce Allah’ın rahmetinden ümit kesmiş helak olanların da dereceleri birbirinden farklıdır. Söz konusu dereceler taat ve masiyetlerin farklılığına göre olacaktır. Şimdi bu derecelerin nasıl dağıtıldığını zikredelim:

Birinci rütbe: Burada helak olanlar, yüce Allah’ın rahmetinden ümitsiz olanlar vardır. Çünkü yukarıda vermiş olduğumuz örnekte hükümdarın öldürmüş olduğu kişiler onun hoşnutluğundan ve ikramından ümitlerini kesmişlerdir. Bu derece ancak yüce Allah’ı ve elçisini körü körüne inkar edip yalanlayanlar içindir. Onlar Rablerinden perdelenecekler, cehennemde ayrılık ateşiyle yanacaklardır. Ayrılık ateşiyle yüreğin çektiği acı, bedenin cehennem ateşinde çektiği acıdan kat kat fazladır. Bu gibi durumlar için şöyle denilmiştir:

Sevenin yüreğindeki arzunun ateşi öyle sıcaktır ki

En sıcak cehennem ateşi onun yanında serin kalır!

Ahiret aleminde de bunun böyle olacağı inkar edilmemelidir. Çünkü dünya aleminde bir benzeri vardır. Vecde yenik düşüp kendisini ateşe ve ayakları yaralayacak keskin kamış köklerinin üzerine atan ve çektiği acıyı hiç hissetmeyen niceleri görülmüştür. Savaş sırasında öfkesinden köpüren bir adamın yaralandığı halde o anda hiçbir acı çekmediğini görürsün. Çünkü öfke kalpte yanan bir ateştir ve gönül yangını bedenin yanmasından daha şiddetlidir. Daha şiddetli olan şey ise daha zayıf olanı hissetmeye engel olur. Kalbi sevdiğinden ayırmak, bedenleri birbirinden ayırmaktan daha çok acı verir. Ancak bu hususu anlayış ve basiret erbabından başkası idrak edemez. Çünkü çocuktan, top ve savlecan oynamak ile sultanlık mertebesi arasında tercih yapması istenmiş olsa sevlecan mertebesini tercih eder. Çünkü çocuk, sultanın rütbesini bilmez.

Aynı şekilde, midesine düşkün olan kişiden tatlı yemek ile düşmanlarını kahredip dostlarını sevindirecek güzel bir fiili yapmak arasında tercih yapması istense tatlıyı tercih eder.

Bütün bunların sebebi, varlığı sayesinde nam ve makamın sevildiği mananın olmayışı, buna karşılık varlığı sayesinde yemeğin lezzetli hale geldiği mananın bulunmasıdır. Bu durum, hayvanlık ve yırtıcılık sıfatlarının kendisini esir aldığı kişi hakkında geçerlidir. Henüz bu kişide ancak alemlerin Rabbine yakın olmaktan zevk alan sıfatlar ortaya çıkmamıştır. Nasıl ki tat alma dilde oluyorsa, bu sıfat da ancak kalpte olur. Kalbi olmayanın ise böyle bir hissi yoktur. Burada kalpten kastımız, şu et parçasından oluşan kalp tahtında oturan sırdır.

İkinci rütbe: Bu, azap görenlerin mertebesidir. Bu kimselerde imanın aslı mevcuttur. Fakat imanlarının gereğini yapma konusunda kusur işlemişlerdir. Kuşkusuz imanın başı tevhiddir. Arzusuna uyan kişi diliyle tevhid ehli olsa da hakikatte değildir. Hiç kimse arzusuna uymaktan kurtulamadığı için bu durum herkesin istikametten ayrılması oranında sahip olduğu tevhidin kemalini zedeler. Bu da Allah’a yakınlık derecesinin eksik olmasını gerektirir. Her eksikliğin beraberinde ise iki ateş bulunur. Birincisi söz konusu eksiklik sebebiyle elden kaçan kemalden uzak düşmenin ateşi ve ikincisi cehennem ateşidir. Buna göre dosdoğru yoldan ayrılmış olan herkes iki yönden azap görür. Fakat gördükleri azabın ağırlığı, hafifliği ve farklılığı şu iki şeyden dolayıdır:

a-► İmanlarının kuvvetli veya zayıf olması.

b-► Arzularına çok veya az uymaları. Genelde her insanda bu iki şeyden birisi bulunur. Yüce Allah bu hususta şöyle buyurmaktadır: “İçinizden oraya (cehenneme) uğramayacak hiç kimse yoktur. Bu, Rabbin için kesinleşmiş bir hükümdür. Sonra biz, Allah’tan sakınanları kurtarırız; zalimleri de diz üstü çökmüş olarak orada bırakırız (Meryem71,72)”

Değişik hadislerden naklettiğimiz üzere insanlardan bazıları sırattan göz kamaştıran bir şimşek gibi geçecek, bazıları cehennemde yedi bin yıl kalacak. Bir an ile yedi bin yıl arasında çok büyük fark vardır.

Görülen azabın ağırlığının üst sınırının sonu yoktur. Alt sınırı ise hesap verirken onu tartışmak suretiyle azap vermektir. Tıpkı hükümdarın, işinde kusur gösterenleri hesaba çekerken hesabını tartışarak işkence edip sonra affetmesinde olduğu gibi… Hükümdar bazen kamçılatmak suretiyle, bazen de başka işkence çeşitleriyle işinde kusur gösterenleri cezalandırır. Azabın süresi ve şiddeti dışında, üçüncü bir şık daha azaba dahildir ki o da farklı şekillerde azap etmektir. Çünkü sadece malı müsadere edilerek cezalandırılan kimse ile malı alınıp çocukları öldürmak, dili, eli ve ayakları kesilmek suretiyle cezalandırılan kimse bir değildir.

Ahiret Azabı

Bütün bu farklılıklar ahiret azabı için de geçerlidir ve birçok delil bunu göstermektedir. Söz konusu farklılıklar imanın kuvvetli veya zayıf oluşuna, taatlerin ve günahların az veya çokluğuna göre değişir. Azabın şiddeti işlenen kötülüklerin çirkinliğinin ağırlığına ve çokluğuna göredir. Azabın çokluğu da günahların çokluğuna göredir. Azap çeşitlerinin çokluğu ise günahların çeşitliliğine göredir. Yüce Allah bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Bu gün herkese kazandığının karşılığı verilir (Mümin 17)” “Kim zerre kadar herkese kadar iyilik yapmışsa onu görür. Kim de zerre kadar kötülük işlemişse onu görür (Zilzal7,8)” Fakat günahların affedilmesi, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in On’dan naklettiği şu kudsi hadis sebebiyle daha ağır basmaktadır: “Rahmetim gazabımı geçti.”

Ahiretteki derecelerin ve derekelerin yapılan iyiliklere ve kötülüklere bağlı oluşu nakille ve marifet nuruyla bilinen genel bir durumdur. Fakat konunun tafsilatı hadislerin zahir ifadelerine ve düşünme sonucunda varılan zanna dayanmaktadır. Deriz ki, imanın aslını muhkemleştirip bütün büyük günahlardan sakınan, bütün farzları güzel bir şekilde yerine getiren ve yapmakta ısrarcı olmadığı birkaç küçük günahı olan kişinin affedilmesi muhtemeldir. Kur’an nassına göre büyük günahlardan sakınmak küçük günahları siler. Fakat kişinin ashab-ı yemin veya mukarrabler arasına girmesi imanına ve yakınine bağlıdır. Kişinin imanı ve yakıni az ve zayıfsa mertebesi düşük, çok ve kuvvetliyse yüksek olur.

Mukarrebler de yüce Allah’ı hakkındaki marifetlerinin farklılığına göre farklı sınıflara ayrılırlar. Ariflerin marifet konusundaki derecelerine sınır yoktur. Çünkü marifet denizinin kıyısı bulunmaz. Dalgıç olanlar kuvvetleri oranında o denize dalarlar. Ashab-ı yeminin en yüksek derecesi, mukarreblerin en düşük derecesidir. Bu, büyük günahlardan sakınan ve farzları yerine getirenlerin halidir. Fakat bir büyük günah işlemiş veya İslam’ın rükünlerinden birini ihmal etmiş olan kişi eceli yaklaşmadan önce nasuh bir tövbe ederse hiç günah işlemeyenlere dahil olur. Çünkü günahına tövbe eden kimse günah işlememiş gibidir. Yıkanmış elbise aslen kirlenmemiş olan elbise gibidir.

Eğer kişi tövbe etmeden önce ölürse işi karışıktır. Çünkü günahta ısrar etmekteyken ölmesi, özellikle de imanı taklide dayalıysa imanının sarsıntı geçirmesine ve sonunun kötü olmasına sebep olur. Çünkü taklide dayalı olan iman en küçük bir şüphe ve hayalle çözülmeye açıktır. Kesin bilgiye sahip olan arif, kötü sona düşmesinden korkulacak en son kişidir. Sonra tövbe etmeden ölen kişinin göreceği azap, işlediği büyük günahların çirkinliğine ve ısrarcı olduğu süreye göre değişir. Sonra saf ve budala olan taklitçiler cennete girerler. İşin farkında olan akıl sahibi arifler ise cennetlerin en yüksek yerine konarlar.

Kulların dönüp gidecekleri ahiret yurdundaki mertebelerine dair zikrettiğimiz şey sebeplerin zahirine göre verilmiş bir hükümdür ve doktorun bir hastanın kesinlikle öleceğine ve asla tedavi olamayacağına, başka bir hastanın hastalığının ise hafif ve tedavisinin kolay olduğuna dair verdiği hükme benzer. Bu bir zan veya tahmin olup genellikle doğru çıkar. Bazen doktor farkına varmadan, ölmek üzere olan kişi sağlığına kavuşabilir ve hastalığı hafif olan adamın hiç hissetmeden eceli gelebilir. Bu durum, yüce Allah’ın canlıların ruhlarında yaratmış olduğu gizli sırların ve müsebbibin belirli bir sıraya göre düzene koyduğu sebeplerin anlaşılmazlığının bir sonucudur. İnsanoğlunun söz konusu sebeplerin mahiyetine vakıf olmaları mümkün değildir.

Ahirette kazanç elde etmek ve helak olmak da böyledir ve bunlarında insanın muttali olamayacağı gizli sırları vardır. Bundan dolayı, yaptığı kötülükler çok olsa bile asilerin affedilmesi ve zahiren taat ve ibadetleri çok olsa bile itaatkar olanların Allah’ın gazabına uğraması caizdir. Çünkü bütün bu hususlarda asıl kabul edilen şey takvadır. Takva ise kalptedir ve kalbin hallerini bazen onun sahibi bile bilemez ki başkası nasıl bilsin?

Üçüncü rütbe: Kurtulanların rütbesidir. Burada kurtulmaktan kastımız saadet bulup kazanç elde etmek değil, sadece selamete kavuşmaktır. Bu guruba girenler hizmette bulunmadıkları için bir bağış alamadıkları gibi, kusurları olmadığı için azap da görmezler. Bu daha çok delilerin, kafirlerin ölen çocuklarının ve kendilerine İslam çağrısı ulaşmadığı için marifete kavuşmadan yaşayıp ölenlerin haline benzemektedir. Bunların ne Allah hakkında marifetleri be inkarları, ne taatleri ne masiyetleri, ne Hakk’ın huzuruna yakınlık sağlayacak bir vesileleri ve ne de oradan uzaklaşmalarına sebep olacak suçları vardır. Bu grupta olanların arafta bulunmaları uygun görülmüştür.

Dördüncü rütbe: Kazanç elde edenlerin rütbesidir. Kazanç elde edenler, taklit ehli olmayan ariflerdir, Hakk’ın huzuruna yakın olanlar ve önde gidenlerdir (sabikün). Onlar, hiçbir nefsin kendileri için göz aydınlığı olacak hangi nimetlerin saklanmış olduğunu bilmediği kimselerdir. Onlar cenneti değil, Allah’a kavuşmayı ve O’na bakmayı isterler. Onlar, sevgilisine deli divane olan aşığa benzerler. Bu durumda bulunan kişi kendi canından habersizdir ve vücuduna zarar veren hiçbir şeyi hissetmez. Onun sevdiğinden başka bir kaygısı yoktur. İşte onlar gözlerini aydın edecek olana erecekler ve hiçbir insanın kalbine doğmayan şeylere kavuşacaklardır. Derecelerin iyiliklere göre dağıtılması hakkında bu kadar bilgi yeterlidir.

Ambar ve Fare / Mesneviden

 

Makam ve Mevki Uğruna

Kaynak: İbnü’l-Cevzi / Minhacü’l-Kasıdin Ve Müfidü’s-Sadıkin / C: 2 / bkz: 225-230

sponsor
Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı