Al-i İmran Süresi Meali ve TefsiriTefsir

Al-i İmran Süresi 7-8-9. Ayet Meali ve Tefsiri & İbn Kesir

Al-i İmran Süresi 7. Ayet Meali: Sana Kitab’ı indiren O’dur. Onun (Kur’an’ın) bazı ayetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab’ın esasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşabih ayetlerin peşine düşerler. Halbuki onun tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek payeye erişenler ise ‘ona inandık, hepsi Rabbimiz tarafındandır’ derler. (Bu inceliği ancak akl-ı selim sahipleri düşünüp anlar.

Al-i İmran Süresi 8. Ayet Meali: (Onlara şöyle dua ederler:) Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla. Lütfu en bol olan sensin.

Al-i İmran Süresi 9. Ayet Meali: Rabbimiz! Gelmesinde şüphe edilmeyen bir günde, insanları mutlaka toplayacak olan sensin. Allah asla sözünden dönmez.

İbn Kesir Al-i İmran Süresi 7-8-9. Ayet Tefsiri

Sana Kitab’ı indiren O’dur. Onun (Kur’an’ın) bazı ayetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab’ın esasıdır” Yüce Allah Kur’an da bir takım muhkem ayetlerin bulunup bunların kitabın esasını oluşturduğunu, yani manasının açık ve belli olup hiç kimseye kapalı ve karmaşık olmadığını; bazı ayetlerin ise mana bakımından insanların bir çoğunun veya bazılarına karmaşık ve kapalı gelebilecek şekilde olduğunu bildiriyor. Kim kapalı bulduğu bir ayeti açık olana başvurarak çözmeye çalışır, öuhkem ayetleri müteşabih ayetler üzerinde hakem ve denetleyici kılarsa doğru yolu bulur. Tersini yaparsa doğruyu bulamaz, sapar. Bu yüzden yüce Allah muhkem ayetleri ‘Kitab’ın esası’ olarak nitelemiştir. Bu Kur’an’ın içinden çıkılamayan durumlarda müracaat edilen temel ayetler manasına gelir.

Diğerleri de müteşabihtir“. Yani kastedilen mana bakımından değil, lafız ve cümle yönüyle muhkem ayetlere uygun manalara dselalet ettikleri gibi, başka manalara delalet etmeleri de mümkündür.

Muhkem ve Müteşabih Ayetlerin (Al-i İmran 7. ayet) Tefsiri

Muhkem ve müteşabih hususunda ilim erbabı ihtilaf etmiştir. Seleften bu manada çok şey rivayet edilmiştir. Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a)’tan şöyle nakleder: Muhkemler Kur’an’ın neshedici ayetleri, helalleri ve haramları, hadleri ve farzları, hükümleri, emirleri ve uygulanan pratikleridir.. Bazıları da Muhkem ayetler; Kur’an’ın amel bildiren ayetleridir’ demişlerdir.

İbn Abbas (r.a) şöyle demiştir: Muhkem ayetler: ‘Gelin Rabbinizin size neleri haram kıldığını size söyleyeyim; O’na hiçbir şeyi şirk koşmayın… ((En’am 151) ayeti ve devamındaki ayetler ile ‘Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti (İsra 23)’ ayeti ve devamındaki üç ayettir.

Müteşabih ayetlere gelince: Kimisine göre Kur’an da neshedilmiş, öne alınarak veya sonraya bırakılarak yerleri değiştirilmiş ayetler, getirilen misaller, yeminler, iman edilip uygulanan şeyler müteşabihtir.

Onun (Kur’an’ın) bazı ayetleri muhkemdir ki…” ayeti hakkında şöyle denmiştir: O’nda Rabb’in hüccetleri vardır. Kulları ayakları kaymaktan koruyan, düşmanları ve batılı püskürtüp darmaduman eden onlardır. Onların konuldukları manadan saptırılması ve tahrih edilmesi mümkün değildir. Müteşabihler ise hak ve doğru olmakla birlikte manadan saptırılma, tahrif ve tevil edilmeye kabildirler. Allah (c.c) kullarını haram ve helallerle imtihan ettiği gibi bunlarla da imtihan eder. Onlardan isteği bu ayetlerin batıl manaya çevirtilmemesi, haktan saptırılmamasıdır. Bu yüzden Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Kalplerinde eğrilik olanlar…” yani sapıklığa, haktan çıkıp batıla sürüklenmeye eğilimli olan kimseler ise “fitne çıkarmak… için” yani ayetleri kendi aleyhlerine olduğu halde bid’atlerine delilmiş gibi göstererek takipçilerini saptırmak için. Buna örnek olarak Hristiyanlar, Kur’an’ın İsa (a.s)’ı Allah’ın ruhu ve Meryem (a.s)’a üflediği bir kelimesi olduğu ifadelerini delil gösterirken, O’nun, “O ancak kendisine nimet verdiğimiz …. bir kuldur UZuhruf 59)”. “Kuşkusuz Allah katında İsa’nın durumu Adem’in durumu gibidir. Allah O’nu topraktan yaratmış, sonra da ona Ol! demiş o da oluvermiştir (Al-i İmran 59)” v benzeri İsa (a.s)’ın Allah’ın yarattıklarından bir yaratık ve kul, peygamberlerinden bir peygamber olduğunu açıkça ifade eden muhkem ayetleri terk eder, delil getirmezler, ve onu tevil etmek için” yani diledikleri şekilde tahrif etmek maksadıyla

Ondaki müteşabih ayetlerin peşine düşerler. Yani kendi bozuk maksatlarına hizmet edecek biçimde tahrif etmelerine ve söyledikleri manaya yorumlamalarına müsait olduğundan Kur’an’ın müteşabihlerini alırlar. Çünkü müteşabih ayetlerin lafızları o manayı ifadeye kabildir. Ama muhkemlerde onların hiçbir nasibi yoktur. Çünkü muhkemler onların hüccetlerini alt-üst eder, onların aleyhinde açık delildir.

Resulüllah (s.a.v)’den şöyle rivayet edilmiştir: “Sana Kitab’ı indiren O’dur. Onun (Kur’an’ın) bazı ayetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab’ın esasıdır….. Bu inceliği ancak akl-ı selim sahipleri düşünüp anlar” ayetini okudu ve şöyle buyurdu: Kur’an’la ilgili tartışanları gördüğünüzde bilin ki Allah’ın bu ayette kastettiği kimseler onlardır, onlardan sakının.

Yine Resulüllah (s.a.v)’den şöyle rivayet edilmiştir: “Kur’an, bazısı bazısını yalanlamak için inmedi. Siz ondan bildiklerinizle amel edin, manasını anlayamadıklarınıza ise iman edin”

Derler ki biz ona iman ettik“. Yani müteşabih ayetlere iman ettik. “Hepsi de Rabbimizin katındandır” Yani, muhkemler de müteşabihler de haktır, doğrudur. Bunlar birbirlerini doğrular, tasdik ve teyit ederler. Çünkü hepsi de Allah (c.c) katından olup birbirlerinden farklı ve birbirleriyle çelişkili değildirler.

Nitekim yüce Allah başka bir ayette şöyle buyurur: “Hala Kur’an üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda bir çok tutarsızlık bulurlardı (Nisa 82)”. O yüzden yüce Allah daha sonra, “(Bu inceliği ancak akl-ı selim sahipleri düşünüp anlar” buyurmuştur. Yani, bunların manalarını hakkıyla ancak sağlıklı bir akla ve düzgün bir fikre sahip kimseler düşünebilir, idrak edebilir ve üzerinde tefekkür edebilirler

Resulüllah (s.a.v) tartışan bir grup gördü ve “Sizden öncekiler bu yüzden helak oldular. Onlar, Allah’ın Kitabı’nın bir kısmını bir kısmıyla çarpıştırdılar. Oysa Allah’ın Kitabındaki ayetler birbirlerini tasdik ederler. Allah’ın kitabındaki ayetlerin birbirlerini tasdik edici olarak nazil olmuştur. Siz de onun bir kısmını diğeriyle yalanlamayın. Ondan bildiklerinizi söyleyin, bilmediklerinizi ise bilenlere bırakın”

Yüce Allah daha sonra ilimde derin olanların Rabblerine şöyle dua ettiklerini haber veriyor: “Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla. Lütfu en bol olan sensin“. Yani, bizi hidayet üzere dosdoğru yürüyen kimseler yaptıktan sonra kalbimizi hidayetten saptırma ve uzaklaştırma. Bizi Kur’an’ın müteşabih ayetlerine uyan o kalplerindeki eğrilik olan kimseler gibi eyleme. Senin dosdoğru yolunda ve hak dininde sebat ettir. “Tarafından” yani katından “bize” kalbimizi sabit kılacak, dağınıklığımızı toplayacak, imanımızı arttırıp yakinimizi kuvvetlendirecek bir rahmet bağışla. Şüphesiz karşılıksız olarak bol bol lütfeden sensin

Rabbimiz! Gelmesinde şüphe edilmeyen bir günde, insanları mutlaka toplayacak olan sensin. Allah asla sözünden dönmez.” Yani, onları dualarında, “Ey Rabbimiz, şüphesiz sen vaad olundukları günde tüm insanları bir araya toplayacak, ihtilaf ettikleri hususlarda aralarında hüküm ve yargısını vereceksin. Her birini ameline, dünyadaki hayır veya şer bakımından haline göre mükafatlandıracak veya cezalandıracaktır

Kaynak: İbn Kesir / İbn Kesir Tefsiri (Tefsiru’l Kur’an’il Azim) / C: 2 / bkz: 363-373

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı