Namaz Gusül Kur'an Allah Tövbe Vesvese
DOLAR
8,5413
EURO
10,0531
ALTIN
482,63
BIST
1.418
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa
Az Bulutlu
29°C
Bursa
29°C
Az Bulutlu
Cumartesi Parçalı Bulutlu
33°C
Pazar Parçalı Bulutlu
29°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
35°C
Salı Parçalı Bulutlu
33°C
SON DAKİKA

Annenin Feryadı Yürek Dağladı

20.04.2020
0
A+
A-

Aşağıda anlatılan kıssa bir zamanlar çocuk sahibi olmak için varını yoğunu harcayan, tüm çabaları ve çareleri deneyen bir annenin dilinden dökülmektedir.

Çok çocuk istiyordu ama istediği çocuk gün geldi ki canavarlaştı. Ar, edep, haya hiçbir şey tanımaz oldu. Yetişkinlik çağına gelince de bir suç makinesi oldu.

Belkide bunun sebep olan faktörlerden birisi de yetiştirilme şekliydi.

Gün geldi ki varını yoğunu çocuk sahibi olmak için harcayan, çocuk isteyen o anne-baba artık ondan kurtulmak için dua ediyordu. Aslında anlatılacak çok konu var. Ancak telif hakları dolayısı ile tamamını buraya yazamıyoruz.

Aşağıda anlatılan konu Ahmed Günbay Yıldız‘ın O’na Secde Yakışıyor adlı eserinden alıntı yapılmıştır ve bu kitabı kesinlikle okuyup, değerlendirmeniz ve biraz da tefekkür etmeniz gerekiyor. Kitaplığınızda kesinlikle bulunmalı. sözü daha fazla uzatmadan bir annenin komisere anlattığı çocuğundan dolayı sızlanışını ve acı feryadını dinliyoruz….

Birde Hayırsız Çıkmışsa Evlat!

Siz annesisiniz. Başkalarından daha iyi tanırsınız onu bu itibarla. Biraz daha detaylı olarak anlatabilir misiniz oğlunuzu?

Mesela çocukluğunda nasıldı, neler yapardı ve nasıl bir eğitim aldı aileden? Çile yumağı gibiydi anne komiserin sorularını cevaplandırırken. Onu yıllar öncesine alıp götürmüştür komiserin soruları. Ah! Diye başlamıştı hikayesine.

Bir bilseniz onu nasıl bir hasretle bulduğumuzu. Çok mutlu bir evliliğimiz vardı babasıyla. Dünyalar bizim olmuştu hevesle kurduğumuz o küçük, sade ama huzurlu yuvamızda. Birbirimizi deliler gibi severek evlenmiştik. Hala da aramızda en küçük bir sorun yoktur.

Sevgiyi, vefayı, acıları ve sevinçlerimizi paylaşarak taşıdık yaşadığımız günlere. Tek bir eksiğimiz vardı o huzur dolu yuvanın çatısı altında. Han, saray, hırs ve ihtiraslar değildi beklentimiz. Giyinebilecek elbisemiz, yiyecek ekmeğimiz vardı. Tek eksiğimiz yuvamıza renk katacak bir çocuktu. O sade, huzurlu yuvanın içinde bize şenlik olabilecek ve neslimizin devamı olabilecek bir çocuk istiyorduk Allah’dan. İstiyorduk istemesine de doktorlar fazla bir ümit vermiyorlardı muayenelerin ve tahlillerin sonunda. Çok zayıf bir ihtimal diyorlardı sonuç olarak.

İşte o zayıf ihtimalin peşinden tam yedi yıl usanıp bıkmadan koşturup durduk eşimle birlikte. Kusur bendeydi. Ona bir çocuk veremeyişin huzursuzluğu her gün biraz daha büyüyüp gitmekteydi içinde. Eşime karşı suçlu hissediyordum kendimi. Bu üzüntü en az benim kadar eşimi de etkilemeye başlamıştı.

Canın sağolsun, diyordu ve ben bunun ta yürekten söylenen bir söz olduğunu hissetmeme rağmen içimdeki o çocuk isteme arzusunu ne yapsam sürdüremiyordum. Gün geldi ekmek paramızı bile o zayıf ihtimal için harcadık. Şunu çok geç öğrendik evladım,

Allah’ın vermediğini alabilmek mümkün değilmiş meğer.

Çok yalvardık, çok istedik, dualarımızın iki oydu elimizi Rabbimize açtığımızda. Bir gün bütün çırpınışlarımızın müjdesini aldık almasına. Rabbim bize sesini duyabileceğimiz şirin sevimli mi sevimli bir evlat nasip etti. O evlat, ne yazık ki Nuri olmuştu. Yuvamıza yeni bir huzurla gelmişti. Öyle ki biz gülmenin nasıl bir şey olduğunu çok uzun bir aradan sonra, o aramıza katıldıktan sonra öğrenmiştik. Başını fazla ağrıtmayayım.

Biz onu çok sevmiştik. Yetiştirirken, gözümüzden bile sakınmıştık. El bebek gül bebekti ve evimizin değişmeyen süsüydü. İlk, orta ve lise yıllarını onunla çabalayarak tükettik. Bazen evin bir eksiği olsa onu yormamak için ya babası yada ben üstlenirdik işleri. Okul ödevlerini babasıyla birlikte yaparlardı. Bazen dinini öğrenebilmesi için bizimle namaz kılmasını isterdik. Özenmişti bir ara sevinmiştik. Sabahları da kaldıralım alışsın diye düşündüğümüz günlerde ikimiz birden sessizce girerdik odasına ve uyandırmaya kıyamazdık. Hayatta ne istemişse ve o arzusu gücümüzü fazlaca aşmıyorsa, mutlaka yerine getirirdik. Öyle alışmıştık. Onun yüzü güldüğünde gülüyordu yüzümüz ve onun başı ağrıyıp kaşı kırışsa, ondan fazla hastalanıyorduk. Senin anlayacağın aşırı bir şefkatle, babası kölesi bense hizmetçisi olmuştuk.

Yorulur, üzülür, incinir düşüncesiyle ona hiçbir sorumluluğu yüklemeyişimizin bedelinin ne olabileceğini, o yetişkin bir delikanlı olunca anladık.

Anlamıştık anlamasına ama artık vakit çok geç olmuştu. Aşırı sevgi ve şefkatin bedeli, ona yanlış bir hayat anlayışını aşılarken, bunun bize ağır bir bedel olarak dönebileceğini anladığımızda iş işten geçmişti. Zaman oldu, isteklerini karşılayamadığımız anlarda bizleri hırpalamaya başladı. Yüzüme tokat bile attı babasını yumrukladı.

Adam olur, düzelir umuduyla dairemizin birini satıp ona iş yeri açtık. Şuan birlikte kaçtığı arkadaşlarıyla üç-dört ay içinde batırıp bir de borç bıraktılar arkalarında. Evimize haciz geldi evladım. Kırıp sardık onunda üstesinden geldik, istekleri bitip tükenmek bilmedi.

Her şeyin hayırlısını istemek varmış Allah’tan.

Yanlış hazırlamışız onu hayata. Şefkatin aşırısı sorumluluk yüklerken eziyet olurken eziyet olur düşüncesi, her arzusuna zor bile olsa, boyun eğişimizin kendi ellerimizle yuvamızda bir canavar yetiştirmek olduğunu bilseydik şu bir gerçek ki belkide çok daha farklı, daha müspet bir kişilik kazanacaktı hayatında.

Biz onun kendisini hayata hazırlayışında yardımcı olalım derken maalesef kötülük etmişiz çocuğumuza. Şimdi başımı ellerimin arasına alıp düşündüğümde içimden bir ses, suçlu sizsiniz! diye bağırıyor.

Onu bir zamanlar öyle çok istemiştik ki bu yuvada. Şimdi ondan gizlice bilinmeyen bir diyara, onun bizleri bulamayacağı bir adrese kaçmak istiyoruz. Evimizi satılığa çıkardık evlat.

Meğer ki insan can-ı gönülden bir dilek diliyorsa Allah’dan hayırlısıyla demesi gerekiyormuş.

Gönülden isteyip, davranışlarımızla yanlış kişilik edinmesine yardımcı olarak canavarlaştırdığımız çocuktan kaçıp çocuktan kaçıp saklanmanın yolunu arıyoruz şimdi.

Vaktiyle onu sabırsızlıkla isteyen de aynı gönül, şimdi ondan köşe bucak kaçmak isteyende. Utanıyoruz bizi tanıyanlardan, bakamaz olduk dostlarımızın yüzüne. Asıl suçlusu biziz olanların, ona bu zemini bizim onu bilinçsiz yetiştirmemiz hazırladı. İşlediği bu suçtan dolayı yakalayabilirlerse hapse atarlar ya biz! Vicdan azabımızın zindanlarında ondan daha çetin bir hücre cezasına mahkumuz.

Kaynak: Ahmed Günbay Yıldız / O’na Secde Yakışıyor / bkz:51-54

Aşağıdaki konular ilginizi çekebilir. Bakmak ister misiniz?

    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.