Bakara Süresi Meali ve TefsiriTefsir

Bakara Süresi 16-17-18 ve 19. Ayet Abdülkadir Geylani Tefsiri

Kısacası “Onlar” bu hidayet yolundan sapmış ve uzağa düşmüş olan kimseler “Hidayete karşılık dalaleti satın alan kimselerdir” Yani, babalarını taklit ettikleri için nefislerinde yerleşen sapıklığı, Allah’a ve Resulü’ne imanın bir gereği olan doğru yol ile değiştirmişler, o yolu seçmişlerdir.

Bu sebeple, ticaretleri kazançlı çıkmamıştır” Yani, böylesi, bir tercih etmekten ve değiştirme yapmaktan karlı çıkmamışlardır “Onlar doğru yolu bulmuş da değillerdir (Bakara 16)”

Bu şekilde değiş-tokuş yapmakla onlar herhangi bir gelir elde etmiş değillerdir. Aksine, hüsrana uğramışlar, ziyan etmişler ve doğru yoldan sapmışlardır. Bu ayet anlama da gelir : “Onların ticaretleri sonuca ulaşmadı, bu şekildeki bir ticaretle doğru yolu bulmuş da değillerdir.

Onların misali” onların bu şekilde ticaret ve değiş-tokuş yapma durumlarının kıyamet günündeki benzeri “Şunun misali gibidir ki” yani öyle bir kimseye benzer ki “O kimse” karanlık bir gecede bir şey arayıp bulmaya çalışır fakat bir türlü aradığını bulamaz. O kimse aydınlığıyla aradığı şeyi bulmak için “Bir ateş yakar” O ateş “Etrafını aydınlatmaya başladığı anda” ateşi yakan kişinin etrafını aydınlatıp, o kişi istediği şeyi aramaya koyulunca, alev söner ve ışık kaybolur. O kişi aradığını bulmak şöyle dursun, büyük bir hayal kırıklığı ve hüsrana uğrar. Tıpkı Allah Tealanın şu buyruğundaki gibi:

Allah onların nurunu giderir, yok eder” Yani Allah, münafıkların ateşlerinin alevini söndürür, fasit, geçersiz iddiaları üzerine kurulu küfür ve nifaklarından ibaret olan lambalarının ışığını giderir. Aynı şekilde, kıyamet günü onlar istedikleri şeyi aradıkları zaman da o lambanın ışığını ifsat eder, yok eder. Böylece onlar doğru yolu bulamazlar ve bu sebeple Allah onlara azap eder “Ve onları karanlıklara terk eder

Neticesi küfür ve nifak / münafıklık olan,  babalarını taklit etme amelleri sebebiyle, onları nefislerinde mekan tutan bir zulmete, karanlığa; bu hallerinin gereği olan, aradıkları ve iddia etmiş oldukları şeyi bulamama karanlığa; aydınlıktan sonra onlara arız olan karanlığa bırakır. Bu üst üste binen zulmetler, karanlıklar sebebiyle de onlar

Göremezler (Bakara 17)” Onların Allah’ın azabından kurtulmaları beklenmez. Tam tersine, orada ebedi olarak kalırlar. Peygamberlerinin dili üzere gelen Hakk’ın kelamına kulak vermemeleri sebebiyle onlar “Sağırdırlar” İmanlarının ve de tasdiklerinin bir belirtilerini gösteren herhangi bir sözlerinin olmaması sebebiyle “Dilsizdirler

Fıtri olan kabiliyetler, doğuştan getirdikleri yetenek sebebiyle, zahiri delillere ve apaçık mucizelere iltifat etmemeleri sebebiyle “Kördürler”  İşte bu haller içinde “Onlar geri dönmezler (Bakara 18)”

Onların bu azaba düçar olmalarına sebep olan ve dünyada kendilerinden sadır olan ifrat ve tefritlerini hatırlayarak hidayet yoluna dönmeyi de istemezler “Ya da gökten inen ve içinde karanlıklar olan bir sağanak yağmur gibidir” Yani onların bu ticaret ve değiş-tokuşta ki misali, gökten inen ve üst üste binmiş, birbiri içine girmiş, kat kat olmuş, çok yoğun bulutlar yüzünden kapkaranlık bir hal almış, arkası kesilmeyen sağanak bir yağmura benzer. Yine o yağmurun içinde

Gök gürültüsü ve yıldırımlar vardır” Onlar o duman ve buhar bulutlarından çıkmaktadır. O yıldırım ve gök gürültüsünü insanlar ne zaman görseler ve seslerini işitseler “O yıldırımdan dolayı ölüm korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar

O buluttan gelen ve çoğunlukla isabet ettiği kimseleri telef eden yıldırımlardan korkarak bunu yaparlar. Yani yukarıda geçen sağanak yağmurun getirdiği beklenmedik gök gürültüleri ve yıldırımlar o münafıkların İslam Dininin ilk zuhurunda ki durumuna benzer. Onların düşüncesine göre İslam, bir takım tekliflerden, zorluklardan, korkunç cehennemi / tehditvari şimşeklerden ve keskin hüküm yıldırımlarından ibarettir. Dolayısıyla aptalca düşüncelerinin bir gereği olarak onlar üzerine bu felaketten hazer etmek, sakınmak kaçınılmazdır. Bu yüzden, ondan ürkerek yüz çevirmişler ve isabet ettiği kimselerin zatını Allah’ın zatına ifna eden, yok eden yıldırımlardan korkarak ve mevt-i iradiden çekinerek akıl ve hayal parmaklarını kabul kulaklarının üzerine koymuşlardır. Bu meyil ve yüz çevirme sebebiyle de onlar Allah’ın zatında fani olmaktan ve kurtulduklarına inanırlar, daha doğrusu öyle zannederler.

“Ve” onlar Hakk’ın zatında yok olup gittiklerinin, yok olup kaybolmaya mahkum olduklarının farkında değillerdir. Çünkü “Allah kafirleri kuşatmıştır (Bakara 19)”

Bu kafirler, gerek kendileri üzerinde, gerekse başkaları üzerinde daimi ortaya çıkan tecellilerden gafil olarak ortaya koydukları fasit düşüncelerine göre kendi batıl zatları ile, zatından zatına tecelli eden Allah’ın zatını örtenler, gizleyenlerdir.

Kaynak: Abdülkadir Geylani / Geylani Tefsiri / C:1 / bkz: 60-62

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı