Bakara Süresi Meali ve TefsiriTefsir

Bakara Süresi 2 ve 3. Ayetin Meali ve Tefsiri

sponsor

Bakara Süresi 2.Ayet: Şu Kitap, kendisinde şüphe olmayan ve Allah’a karşı gelmekten titizlikle sakınan gerçek müminlere / muttakilere doğru yolu gösteren bir rehberdir

Bakara 2. Ayet Tefsiri: Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’in yüceliğini beyan etmek için buyuruyor ki: (İşte bu kitap ki bunda bir kuşku yoktur.) Burada kitaptan maksat, Kur’an-ı Kerim’dir. Bu bir eşsiz güzel söz ve bir sonsuz mucizedir ki bunun benzerini getirmek asla mümkün değildir. Bunun ayetlerine karşı bütün edipler acizliklerini itiraf etmişlerdir. Artık bunun bir Allah kelamı ve bir semavi kitap olduğunda nasıl şek ve şüphe edilebilir? Bu mübarek kitap bütün (sakınanlar için bir hidayettir.) Onları doğru yola ileten, onlar için, bir selamet ve saadet rehberi bulunmaktadır. Takva, İttika, Hak Teala’dan korkmak, İnsanı günaha, zelilliğe düşürecek şeylerden sakınmak nefsi gayri meşru şeylerden korumak ve himaye etmektir. Bu şekilde hareket eden, üzerine düşen dini vazifeleri yerine getirmeye çalışan bir şahsa (Mütteki) denilir

Bakara Süresi 3.Ayet: Muttakiler, gayba (varlığı mutlak ve vacip olup görünmeyene) iman eder, namazlarını ikame eder ve kendilerine verdiklerimizden Allah yolunda harcarlar.

Bakara 3. Ayet Tefsiri: Rızık; Allah’ın lütfettiği ve canlıların, özellikle de insanların varlıklarını sürdürebilmek için, kendisinden yararlandıkları her şey rızıktır. Mesela; Hava, su, toprak, ateş, hayat, sağlık, mutluluk, sağlıklı ve mutlu bir hayat geçirmek için gerekli olan maddi-manevi bütün imkanlar, yiyecek, içecek, giyecek, bilgi, iman, ahlak, mal, evlat, sanat, meslek, makam, itibar, saygınlık vb her şey rızıktır ve hepsi de Allah’ın insana nimeti, lütfu ve ihsanıdır. Allah’ın nimetlerini saymakla bitirmek mümkün değildir.

Gerçek müttaki kimlerdir. İşte bunu Kur’an-ı Kerim’in bu ayetleri şöyle açıklıyor: (O müttakiler ki gayba inanırlar.) Yani görmedikleri halde akli ve nakli delillere dayanarak bir takım varlıklara inanırlar. Vazifeleri olan (Namazı da doğruca) usul ve erkanına uyarak (kılarlar.) Bu kutsal ibadeti vaktinde eda ederler (ve kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden de infakta bulunurlar.) Yani: Allah tarafından ihsan buyrulmuş olan nimetlerden bir kısmını da ailelerine zekat ve sadaka olarak diğer muhtaç kimselere sarf ederler ve insanlığa hizmet etmiş olurlar.

Bazıları imanı haşyet ile tefsir etmişlerdir. Zira Allah (c.c): ‘Gıyabında Allah’tan korkanlar (Mülk 12)’ ve ‘Ancak gıyabında (görmediği halde) Rahman’dan korkan ve tevbekar bir kalple gelen müstesna (1)’ buyurur. Haşyet, iman ve bilginin özüdür. Nitekim Allah (c.c): ‘Kulları arasında Allah’tan ancak bilenler korkar (2)’ buyurur.

Bazıları da bu ayet-i ‘Gayba münafıklar gibi değil, görülen ve müşahade edilene iman eder gibi iman ederler’ şeklinde tefsir etmişlerdir. Nitekim Allah (c.c) münafıkların imanını şöyle anlatır: ‘(Bu münafıklar) müminlerle karşılaştıkları vakit (Biz de) iman ettik derler. (Kendilerini saptıran) şeytanları ile başbaşa kaldıklarında ise; Biz sizinle beraberiz, biz onlarla (müminlerle) sadece alay ediyoruz derler (3)’. ‘Münafıklar sana geldiklerinde: Şahitlik ederiz ki sen Allah’ın Peygamberisin derler. Allah da bilir ki sen elbette, O’nun Peygamberisin. Allah, münafıkların kesinlikle yalancı olduklarını bilmektedir (4)’. Buna göre gayb kelimesinin irabı hal, mana ise şöyle olur: Onlar (inandıkları esaslara) insanların yanında olmadıkları zaman da inanırlar.

Ebu Cafer er-Razi, Ebu Aliye’den şöyle rivayet eder: Gayba iman edenler: yani, Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, Allah’ın cennetine, cehennemine ve O’nunla buluşmaya iman ederler. Ölümden sonraki hayata, tekrar dirilmeye inanırlar. Çünkü bunların hepsi de gaybdır.

Resulüllah (s.a.v) sahabelere: Sizce imanları en hayret vericiler kimlerdir diye sordu. Melekler dediler. Onlar Rablerinin katında iken neden iman etmesinler ki buyurdu. Öyleyse peygamberler dediler. Rablerinden kendilerine vakiy inmekte iken onlar neden iman etmesinler ki buyurdu. Sahabiler: O halde bizler dediler. Resulüllah (s.a.v): Ben sizin aranızda iken neden iman etmeyeceksiniz ki buyurdu. Hz Peygamber (s.a.v) daha sonra: İyi bilin ki imanları en ilginç gelen kullar sizden sonra yaşayıp da Kur’an yazılı sayfalar bulacak ve ondakilere iman edecek kimselerdir buyurdu.

Mukatil b. Hayan der ki: Namazı ikame: vakitlerini geçirmeksizin zamanında ve abdesti tam alıp, rüku ve secdeleri, Kur’an tilavetini, tahiyyat ve salavatları mükemmel şekilde yaparak eda etmektir. Namazın ikamesi işte budur

Kendilerine verdiğimiz mallardan Allah yolunda harcarlar buyruğu hakkında ise Ali b. Ebi Talha ve başkaları İbn Abbas (r.a)’dan şöyle naklederler: Kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar ile kastedilen, mallarının zekatlarını vermektir.

Allah (c.c) namaz ile mallardan infak yapmayı birlikte çok anar. Çünkü zekat Allah’ın (c.c) hakkıdır ve ona kulluktur. Namaz Allah’ı birleme, övme, şanını yüceltme, yalvarış, dua ve tevekülü içerir. İnfak ise Allah’ın kullarına faydalı olmak suretiyle iyilik yapmaktır. Buna en layık olanlar ise akrabalar, aile efradı ile köle ve cariyelerdir ve akraba olmayanlar sonra gelir. Dolayısıyla vacip olan nafakalar/ infaklar ile farz olan zekat Allah’ın (c.c) ‘kendilerine verdiğimiz mallardan Allah yolunda harcarlar’ buyruğu kapsamında yer alır.

Bakara Süresi 2. Ayetin Tefsiri & İbn Kesir

 

Dinde Zorlama Yoktur / Bakara Süresi 256. Ayet Tefsiri & Abdülkadir Geylani

M. Zeki Duman / Beyabu’l-Hak / C:III / bz:
İbn Kesir / Tefsiru’l Kur’an’il Azim / C:1 / bkz:211-214
Turan Yazılım / Mürşit 5 / Kur’an / Ömer Nasuhi Bilmen Tefsiri

sponsor
Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı