Bakara Süresi Meali ve TefsiriTefsir

Bakara Süresi 23 ve 24. Ayet Elmalılı Hamdi Yazır Tefsiri

Bakara Süresi 23. Ayet Meali: Eğer kulumuza indirdiklerimizden şüphe ediyorsanız, haydi onun benzeri bir süre getirin eğer iddianızda doğru iseniz. Allah’tan gayri şahitlerinizi de çağırın.

Bakara Süresi 23. Ayet Elmalılı Tefsiri

Muhammed Mustafa’ya doğruluğu, eminliği bu ana kadar herkesin müsellemi olan sevgili Resulümüze verdiğimiz risaletten ve bunun fermanı olmak üzere parça parça indirmekte olduğumuz Kur’andan bir şüphede bulunursanız, bir kuşkuya düşerseniz, mesela vahiy inanılır şey midir? Allah kitap gönderecek olsa böyle mi gönderir? Böyle parça parça, ayet ayet, süre süre kitap inmek nasıl şey? Bunlar bize maddi ilimlerden ne öğretiyor? Altın madenlerinin nerelerde olduğunu mu gösteriyor? Kimyaları mı buluveriyor. Bu bir şiir değil midir? Bunu insan kendiliğinden yapamaz mı? Binaenaleyh Muhammed ya bir şair gibi ara sıra bunları kendi söylüyor da Allah gönderdi diye bizi aldatıyor veya kendi aldanıyor mu, gerçi Muhammedin şimdiye kadar aklı da vardı, istikamet ve emaneti de vardı, o ne aldanır ve ne aldatırdı tecrübe böyle amma ne çıkar? Tecrübe maziyi gösterir, olabilir ya belki bugün bozuldu, aklını kaçırdı veya ahlakını değiştirdi, ihtimal, artık kurnazlığa kalkıştı, hasılı ne tarafından baksak kestiremiyoruz, her halde bunun kendisinden olması ihtimalini yenemiyoruz, Allah’dan geldiğinde şüphe ediyoruz.

Bile bile değil fakat hakkımız olan böyle bir kuşku ile onu tanımıyoruz, çünkü müspet olmayan bir şeye inanmak da budalalıktır, karı akıl değildir gibi bir takım kuşkular taşıyorsanız bunun da ispatı kolay, bunda da derin derin felsefelere, hayallere dalmaya lüzum yok

Eğer bunu bir insan yapabilirse, haydi bunun gibisinden bir sure getiriniz. -yani üslupta ve belagat-ü bedaatte kur’an surelerine benzer ve tam ona mümasil bir süre de siz bulunuz, ve ona tam benzemek için söyleyen de o kulumuz gibi ümmi ve onun gibi ahlaklı olsun, okuyup yazanlardan, tahsil görenlerden, şairlikle uğraşanlardan olmasın, haydi bu son kaydi de hafzedelim, size müsaade eyleyelim, alelıtlak her hangi bir şahıstan olursa olsun böyle bir sure getiriniz,

Ve hatta Allah’dan başka güvendiğiniz ne kadar yardımcılarınız, tanıdığınız ne kadar mabutlarınız, ıktidarını farzettiğiniz ne kadar putlarınız şuaranız, übedanız, ulemanız, hukemanız, ümeranız, hasılı size baş, el, ayak olmak istiyecek ne kadar yardakçılarınız, şahitleriniz, muktedabihleriniz varsa hepsini de çağırınız.

Şüheda, şehidin cem’idir. Şehid ise, hazır, şahit, nasır, nümunei imtisal manalarına gelir ki burada her hangi birisi demektir.

Eğer davanızda sadık iseniz.- yani bu başta şüpheye mahal olduğu fikrinde muhik iseniz bunu yapmanız ve yapabilmeniz lazım gelir. Bir insanın kendiliğinden yaptığı bir şey’i veya daha iyisini diğer insanlardan behemehal bir yapan bulunur. Mu’tat olur. Görmez misiniz, feylesoflar bile tabiat muttarıddır derler. Siz de zaten böyle demekle bunun şairlerde filanlar da emsali var demek istiyorsunuz. Varsa haydi bulun getirin, bu gün değilse yarın getirin, bir gün getirin

Bakara Süresi 24.Ayet Meali: Bunu yapamazsınız -ki elbette yapamayacaksınız- yakıtı insan ve taş olan cehennem ateşinden sakının. O, kafirler için hazırlanmıştır.

Bakara Süresi 24. Ayet Elmalılı Tefsiri

Yok eğer bunu yapamazsanız, mislini getiremezsiniz ﴿﴾ ki hiç bir zaman yapamayacaksınız -Kıyamete kadar yapamayacaksınız. Yapmanız mümkün değil ya, mümkün olsa da yapamayacaksınız, Allah yaptırmayacak. O halde ﴾ çırası insanlar ve taşlar olan o dehşetli ateşten sakınınız ki﴿ ﴾bu ateş, bu narı Cahim, kafirler için hazırlanmıştır.-

Bedahet, şuhut, istidlâli aklî, tecribe, haber, bunlar ilmin, yakinin en mühim vasıtaları, mi’yarlarıdır

Siz bir vakıa görüyorsunuz, işte kitap, bunun nazmındaki yüksekliği de bizzat anlayanlar bedaheten görüyor, diğerleri de bunlardan duyuyor. Şimdi Allah’dan, Peygamberden kur’an ile bu haberi de işitiyorsunuz, tecrübe de yapınız ve cereyan eden tecrübelere de bakınız, göreceksiniz ve hatta gördünüz ki bunun misli yapılmadı ve yapılmıyor ve yapılmaz. O halde şüphe etmeye ne hakkınız kalır, az çok ilmi bir sebebe istinat etmeyen şüphe, vesveseden veya ahlaksızlıktan başka ne olur? Gerçi siz vahyi bizzat tecrübe edemezsiniz, çünkü o Allah’ın bir vakıai mahsusa ve mümtazesidir. Peygambere Peygamberlerden başka misal bulamazsınız. Fakat onun asarını tecrübe edebilirsiniz, zaten ilmi ve fennî tecrübelerin ekserisi de böyledir.

Güneşin doğduğunu zıyasından anlarsınız. Böyle bir tecrübe size sebebi vakıin külli ve umumi mi? Yoksa münferit ve mümtaz bir şey mi? olduğunu anlatır. İşte Allah Teala bu ihbar ile, bu irşad ile size eseri vahyi tecrübe etmek için bir mi’yarı mahsus veriyor, çünkü hepsini tecrübe etmeye kalkarsanız ömrünüz kifayet etmez ve irşadın faidesi olmaz. Onları da asırların tecrübe gösterecek ve ispat edecektir.

Binaenaleyh siz bu mi’yarı mahsustan istifade edebilirsiniz. Bilhassa  emir ve ihbarı kat’îsinin mazmununa dikkat ediniz. Sizi bir mütegallibin kuvvei cebriyesile bağlamıyor, ikinizi bir yere getirmekten menetmiyor. Hür, muhtar, serbest bırakıyor, haydi şairlerin ve sairenin sünuhatına veya gafillerin, kendini bilmezlerin, sahtekarların, şarlatanların igfalâtına benzer gibi tevehhüm ettiğiniz ve bundan dolayı şüphelendiğiniz Kur’anın ve hatta bir surenin mislini getirmek için elinizden geleni yapınız diyor, ve yapamayacağınızı da, hakikatin kıyasınız gibi olmadığını öyle bir kat’iyetle haber veriyor ve bunun yalan olamayacağını öyle bir yakin ile söylüyor ve binnetice fi’len isbat da ediyor ki bundan büyük yakin olmaz, bundan büyük ilim olmaz.

O halde vahyi bir kerre diğer şairlerin filânların sünuhatına benzetmiye asla hakkınız yoktur. Nihayet şunu diyebilirsiniz: Muhammed gibi bir insan daha yok ki bulalım da ona söyletelim, Ona Allah öyle bir akıl, öyle bir kuvvet vermiş ki onu kimseye vermemiş, o harikulade mümtaz ve bütün insanlardan mümtaz bir fıtratla yaratılmış da bunları o sayede yapıyor ve fakat yine kendi yapıyor diyeceksiniz. Öyle ise diğer şüpheleri bırakıp bir kerre bunu tasdik ediniz, ettikten sonra bir daha düşününüz, böyle bir zat size o harikulade mümtaz fıtretin kendi zatîsi olmadığını söylüyor bununla bir gurur duyup size çalım satmıyor, o kudret ile sizden Dünya istifadeleri istemiyor. tegallüp davasına kalkışmıyor, kemali tevazu ile ben Allah’ın bir kulu ve Resuluyüm diyor ve asırları keşfediyor. o halde onun mümtaz aklına ve nazirsiz kudretine itimat ederek verdiği vahiy haberlerini tasdik etmeniz lazım gelir. Eğer Allah’a inanmıyorsanız, onda şüpheniz varsa böyle bir aklın şehadet ile ona inanmanız ve ubudiyet etmeniz iktıza eder. Ve eğer Allah’a inanıyorsanız bunu doğrudan doğru Allah’ın yaptığını, kendini ve evamirini bildirmek için gönderdiğini evleviyetle tasdik etmeniz lâzım gelir, onu tasdik etmemek için aklî, tecribî, ilmî, fennî, mantıkî hiç bir şüpheye imkân bulunmadığını idrak etmeniz icap eder.

Bunu bilmez, hala şüphe davasından vazgeçmez, hala kuşkulanırsanız, buna inadınızdan ağrazı şahsıyenizden, ahlaksızlığınızdan başka bir sebep kalmaz ve hiç bir mazereti bulunmıyan kâfirlerden olursunuz hakkı kat’iyyen reddedenler kâfir olduğu gibi haksız yere şüphe edenler de kâfirdir. O halde şunu biliniz ki kafirler için hazırlanmış bir ateş, bir Cehennem vardır ki o korktuğunuz, kulaklar tıkadığınız saıkaların hiç birine benzemez, o ateş, çırası insanlar ve taşlar olan bir ateştir, artık bundan kendinizi sakınabilirseniz sakınınız.

Kur’anın işbu ihbarı o günden bu güne kadar bin üç yüz kırk dört senelik bir tecrübe ile sıdkını gösteren bir mucizei ebediyedir. Bu tahaddinin i’cazı karşısında yarıştan vaz geçilmiş, silâhlar çekilmiş, kanlar akıdılmış, Dünyalar karıştırılmış, her türlü zahmetler, masraflar ıhtiyar edilmiş ve fakat bu mucizeye hiç bir cevabı red verilememiştir. Ancak tesvilât ile irşadı Kur’anın önüne geçmeye çalışılmıştır. Bunlara karşı adaleti ilâhiye elbette yerini bulacaktır, o ateş sönmemiştir

Cehennem ateşini tutuşturmaya sebep olan vekudun insanlar ve heyakili ma’bude olduğunu beyan buyuruluyor. Lâkin ayni ifadede o, çıra, kömür gibi ateş tutuşturan taşlar bulunduğunu da bildirmiş oluyor ki erbabı fen bunun taş kömürler olduğunu söylüyorlar. Vekud, ateş yakılan kibrit, ot, çöp, çıra, paçavra, odun vesaire gibi şeylerin hepsine ıtlak olunur.

Bakınız beyanatı Kur’aniye ne kadar canlıdır. Tamamen ilmî ve mantıkî ve hıkemî olan ve bir felsefei ilâhiyenin künhünü teşkil eden bir mebhas; edillei mantıkiye ve ruhiye-vü afakiyesinin cezirlerile hem veciz ve hem gayet basit ve bedi bir surette nasl tefhim olunmuştur. Yüksek bir minberden büyük ve muhtelif bir cemaate hutbe irad eden, va’z eden, ders okutan, tebligat yapan, ahkâm vaz eden fevkalâde beliğ bir hatıbin lüzumuna göre kâh sağa, kâh sola ve kâh merkeze iltifatlar ederek sırasında umumuna ve sırasında bir kısmına, kâh muhaliflerine ve kâh muvafıklarına ve kâh hepsinin karşısında yaveri mahsusuna tevcihi hitab etmesindeki iltimaatı beyan kulaklarda temsil ettirir

Kaynak: Turan Yazılım / Mürşit 5 / Kur’an / Tefsir / Elmalılı (Elmalılı Hamdi Yazır)

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı