Bakara Süresi Meali ve TefsiriTefsir

Bakara Süresi 26 ve 27. Ayetin Meali ve Tefsiri & Ömer Nasuhi Bilmen

Bakara Süresi 26. Ayet Meali: Şüphesiz Allah (hakkı açıklamak için) sivrisinek ve ondan daha üstün bir varlığı misal getirmekten çekinmez. İman etmişlere gelince, onlar bunun Rablerinden gelen hak ve gerçek olduğunu bilirler. Kafir olanlara gelince:Allah böyle misal vermekle ne murat etti? derler. Allah onunla bir çok kimseyi saptırır, birçoklarını da doğru yola yöneltir. Verdiği misallerle Allah ancak fasıkları saptırır.

Bakara Süresi 26. Ayetin Tefsiri

Bu mübarek ayetler: Müminlerin güzel inanışlarını bildirmekte, mümin olmayanların da cehaletlerini, yanlış düşüncelerini teşhir etmektedir, onların en boş iddialar ile Kur’an’ı Kerim hakkında şüphe uyandırmaya çalıştıklarını ilan eylemektedirler. Allah’a verdiği sözü bozmuş, yer yüzünde fesat çıkarmaya çalışmış olan kimselerin de ebedi ziyanda kalacaklarını ihtar buyurmaktadır. Şöyle ki Kur’an’ı Kerim’de birer misal olarak zübab: sinek – enkebut: örümcek gibi bazı ehemmiyetsiz görülen hayvancıklar zikredilmiştir. Bir takım cahil Yahudiler ise, “Bu Allah kelamına benzemiyor” diye Kur’an’ı Kerim hakkında bir şüphe uyandırmak istemişler, bunun üzerine bu ayeti kerime nazil olmuştur.

Evet… (Şüphe yok ki Allah Teala bir sivrisineği ve) hatta küçüklükte (onun üstünde bulunanı) diğer hayvancıklar gibi şeyleri Kur’an-ı Kerim’de (Misal olarak getirmekten utanmaz.)

Bu, haşa haddizatında bir eksiklik değildir, utanmayı icap etmez, belki bunda bir hikmet vardır. Bu bir uyarma vesilesidir, bir ilahî imtihandır. (İmdi İman etmiş olanlar, bunun Rableri tarafından bir hak olduğunu bilirler.) Bu sebeple de hidayete ermiş, ilahi nimetlere kavuşmuş olurlar. Bilakis (kafir olanlar ise) bunun hikmetini anlamazlar. (Allah bununla misal olarak ne murat etti derler) inkara cesaret gösterirler. (Hak Teala) ise (bu misal ile birçoklarını dalalette bırakır) onlar bu inkarları yüzünden dalalete düşmüş, ebedi olarak azabı hak etmiş olurlar. Cenab’ı Hak bununla (birçoklarını da hidayete eriştirir.) Bundaki hikmeti, büyük gayeleri müminler anlayıp tasdik ederler, hidayete nail bulunmuş olurlar. (Allah Teala bununla) böyle bir hikmet gereği getirmekte (ancak fasık olanları dalalete düşürür.) Onlar düşünerek bundaki hikmeti, gayeyi anlayamazlar, cehaletlerini anlamayarak, Allah’ın kelamına itirazda bulunurlar, bu yüzden ebedi bir şekilde sapıtarak felakete düşerler.

Bakara Süresi 27. Ayet Meali: Onlar öyle (fasıklar) ki, kesin söz verdikten sonra sözlerinden dönerler. Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyleri koparırlar ve yeryüzünde fitne ve fesat çıkarırlar. İşte onlar gerçekten zarara uğrayanlardır.

Bakara Süresi 27. Ayetin Tefsiri

(O kimseler ki) o fasık, sözlerinde durmaz şahıslar ki (Allah Tealanın ahdini sağlam bir şekilde) yemin ile (pekiştirdikten sonra bozarlar) ona aykırı hareketlerden kaçınmazlar ve Cenab-ı Hakkın (bitişmesini) sımsıkı tutulmasını ve gözetilmesini (emretmiş olduğu şeyi kesiverirler) onu gözetmezler, ve onlar (yer yüzünde fesat çıkarırlar) diyanete, ahlaka, İnsanlığa aykırı, zararlı şeyleri yaparlar, (İşte ziyana uğrayanlar) ziyana uğrayan ve sapıklaşanlar ancak (onlardır.) Ne büyük bir felaket!

Ahid; Lügatte zaman, asır, vasiyet, yemin, güven, Hakkı gözetmek, söz vermek, mukavele yapmak, kefil olmak demektir. Allah Tealayı birlemek, bir söze inanıp güvenmek manasında kullanılmıştır. Ayeti kerimedeki abid’den maksat ise ruhlar aleminde bütün ruhların Allah’ın Rab oluşunu tasdik etmiş olmalarıdır. Onlar ” = (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?)” (A’raf 7/172) yüce hitabına karşı “Evet” diye tasdikte bulunmuşlardı. Veyahut her insanın yaratılıştan sahip olduğu Allah’ı tasdik etme kabiliyetidir.

Bu yaratılışın kaybetmeyen herkes, bu kainatı yaratan bir yüce yaratıcının varlığına, onun ibadet ve itaate layık olduğuna aklen, fikren kanaat getirebilirler.

Bununla beraber peygamber zamanında bazı kimseler veya kabileler, Resulü Ekrem’e, müracaat ederek onu tasdik etmiş, onunla sağlam anlaşma yapmış oldukları halde daha sonra sözlerinden dönmüşler, dünyada da, ahirette de belalarını bulmuşlardır. Binaenaleyh bu ayeti kerimedeki ahid bunu da kapsamına alır.

Misak da; ahid, yemin, bir şeyi bir şey ile, bağlamak, takviyede bulunmaktır. Yapılan bir anlaşmaya bir şey ile güvence altına almak ve takviye etmek bir misak demektir. Nitekim senet ve delil gibi kendisine itimat edilen, inanılıp kendisi ile kalbe kanaat gelen bir şeye de “vesika” denilir. Ayeti kerimedeki misaktan murat ise ahdi pekiştiren, o husustaki düşünceleri aydınlatan ayetler, mucizeler, semavi kitaplardır.

Vasıl ise lügatte: Bir şeyi diğer bir şeye ulaştırmak, bitiştirmek, ulaşıvermek demektir. Ayeti kerimedeki vasıldan maksat ise, bütün peygamberleri, bütün semavi kitapları tasdik edip bunların aralarını ayırmamaktır; üzerimize düşen vazifeleri, görevleri yerine getirip terk etmemektir, bütün müminlere dostlukta, hayır dileğinde bulunup aralarına ayrılık düşürmemektir, umum halkın iyiliğini sağlayan nizamlara uyup bunları ihmal eylememektir.

İşte bu gibi hususlara riayet etmeyenler, ahd ve yemini bozmuş, dalalete düşmüş, ziyana uğramış fasık kimselerdir.

Fasıklığın üç tabakası vardır

Birincisi: Günahları ara sıra işlemekle beraber onları çirkin görmektir; haram olduklarını kabul etmektir.

İkincisi: Kebire (büyük) denilen günahları İşleyerek, bunlara kapılarak devamda bulunmaktır.

Üçüncüsü de: Kebirelerin haram olduğunu, çirkin bulunduğunu inkar etmek suretiyle onları işlemektir. İşte bu üçüncü tabaka, bir küfür mertebesidir. Bir fasık bu mertebede bulunmadıkça ondan İslam adı kaldırılmaz. Çünkü o, haramı gerektiren esasları tastikte bulunmuştur. Üçüncü tabakadakiler tevbe ve istiğfar etmeden ölürse ahirette ebed olarak azap çekerler, ziyana uğrarlar.

Kaynak: Turan Yazılım / Mürşit 5 / Kur’an / Tefsir / Bilmen (Ömer Nasuhi Bilmen Tefsiri

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı