Bakara Süresi Meali ve TefsiriTefsir

Bakara Süresi 29. Ayet Meali ve Tefsiri & İbn Kesir ve Bilmen

Bakara Süresi 29. Ayet Meali: O, yerde ne varsa hepsini sizin için yarattı. sonra (kendine has bir şekilde) semaya yöneldi, onu yedi kat olarak yaratıp düzenledi (tanzim etti). O, her şeyi hakkıyla bilendir.

Bakara Süresi 29. Ayetin Tefsiri

Haram kılınan şeyler ile başkalarına ait kazanılmış şahsi mallar dışında dünyadaki her şey mübahtır. Buna Fıkıh ilminde ibahe-i asliyye denir ki dayandığı başlıca naslardan biri bu ayet-i kerimedir. “Canlar, ırz ve namusun dışında, varlıkta aslolan, mübah olmadır. Özel bir haram delili bulunmadıkça mübah ile amel olunur” şeklindeki fıkıh kaidesi bu ayetten alınmıştır. Yalnız akıllara kalsaydı kimi hep mübah der, kimi hep haram der, kimi de şaşırır kalırdı. Nitekim vahiy aydınlığından uzak yerlerde böyle olmuş ve olmaktadır. Burada şuna dikkat etmek gerekir ki bu serbestlik, insanların tümüne eşit olarak yapılmış, insanlar insan için yaratılmamış ve birbirlerine mübah kılınmamıştır. Bunun için insanların canları, ırzları birbirlerine mübah değildir. Hatta bir insan kendi canını, ırzını bile dilediği gibi kullanmaya izinli değildir. İnsanlar, kendileri için değil Allah’a kulluk için yaratılmışlardır.

Yedi Gök

Müfessirlerin çoğuna göre dünyanın üstünde bütün yıldızların süslediği maddi alemin hepsi bir gök olup, yedi semanın birincisidir. Ve bunun ötesinde bundan başka altı sema daha vardır. “Biz yere yakın semayı yıldızlarla süsledik.” ayeti de bu manada açıktır.

Ey insanlar! (Yüce Mabud (öyle kerem sahibi bir yaratıcıdır ki, yer yüzünde her ne var ise hepsini sizin) İstifade edebilmeniz (için yarattı.) vücuda getirdi, onlardan istifade için size kabiliyet verdi. (Sonra da) bundan başka da (semaya) üstünüzdeki yüksek kubbelere (yönelerek) ilahi İradesini yönelterek (onları yedi gök olarak düzenledi.) Oradaki kudret eserlerini sema, yedi tabaka, yedi alem olmak üzere, tanzim kıldı. (Ve o) Kainatın yüce yaratıcısı (her şeyi hakkıyla bilicidir) onun kudreti böyle her şeye fazlasıyla kafidir. Ve onun her yaratışında bir nice faydalar, hikmetler vardır ki bunların umumuna ancak o bilir. Artık insanlar için lazımdır ki gafletten uyansınlar.

Cenab-ı Hakkın nimetlerinden istifade ederek o cömertçe nimet verenin bütün emirlerine, yasaklarına uysunlar. Yer yüzündeki bütün varlıklardan meşru bir şekilde istifade ederek bunları kendilerine ihsan buyurmuş olan Yüce Mabuda şükretsinler.

Evet!.. Bu mübarek ayetlerden Müslümanlar daima birer uyanış dersi almalıdırlar, hayatlarını, yurtlarını, tanzim için daha ziyade çalışmalıdırlar, kendileri için yaratılmış milyonlarca nimetlerden, yaratılış kanunlarından istifade yollarını takip etmelidirler. Tembellik ve sefalet içinde yaşayarak başka milletlerin çalışmalarına, maddeten kalkınmalarına bir hayret bakışıyla bakmamalıdırlar. Belki maddi ve manevi kalkınma hususunda bütün insanlığa bir parlak numune olmalıdırlar. Nitekim vaktiyle Müslümanlar böyle bir uyulacak Örnek halinde bulunmuşlardı. Medeniyet tarihi buna şahittir.

Kur’an-ı Kerim’de beyan buyrulan semadan ve semavattan maksat, bizim yer kürenin üstünde görülen birçok ışık saçan ışık alan sabit yıldızları, gezegenleri, kapsayan tabakalardan ibarettir ki bunların varlıklarını kısmen görmekte, keşfetmekteyiz. Fakat yedi tabakaya ayrılmış olan göklerin varlığına inanmakla beraber, bunların ne şekilde ne mahiyette olduğunu Allah’ın ilmine havale ederiz.

Vaktiyle bir kısım astronomi alimlerinin semalar, gök cisimleri hakkında vermiş oldukları bilgiler, bilahara pek noksan görülmüştür. Mesela vaktiyle güneş en büyük bir ışık merkezi kabul edilip diğer bir kısım sabit yıldızlar, gezegenler ise, onun etrafında dolanmakta, yalnız ondan ışık almakta sanılıyordu. Özellikle Ay, Zühre, Utarit, Şems, Mirrih, Müşteri, Zühel adındaki ışık saçan, nurani yıldızların birer gök tabakasında yerleşmiş bulunduğu görüşünde idiler. Bu sebeple bu yıldızların yedi kat göklerde bulunduğunu iddia ediyorlardı.

Halbuki bilahara fennin, uzay araştırmalarının ilerlemesi neticesinde anlaşılıyor ki üzerimizdeki uzay sonsuzdur. Bunda pek ziyade ışıklı cisimler, yıldızlar vardır. Güneş bize nispeten yakın olduğu için bütün yıldızlardan büyük gözüküyor. Halbuki uzayda öyle ışıklı küreler vardır ki güneş onlara nazaran pek küçüktür ve bizlere pek yakındır. Güneşin ışığı bizlere beş on dakika içinde geldiği halde öyle yıldızlar vardır ki onların ışığı bizim küremize binlerce sene zarfında ancak gelip kavuşabiliyor.

Artık kainatın genişliğini, bunları yaratmış olan Yüce Yaratıcının kudret ve azametini düşünmelidir. Artık üstümüzde düzenlenmiş müstesna bir halde bulunmuş yedi sema tabakasının bulunduğunu , mucize olan Kur’an-ı Kerim haber verdiği halde bunu kim inkar eder ve uzak görebilir. Meğer ki, akıldan mahrum, kainatın genişliğini İdrakten habersiz, ilahi kudreti inkar eden bir budala olsun.

Velhasıl biz Müslümanlar yedi kat semanın varlığına inanırız. Bunların detaylarını ise ancak Allah Teala bilir.

Arşa İstiva

Allah (c.c) yarattıklarını ve insanların kendilerinde müşahade ettiklerini delil getirdikten sonra müşahade ettikleri başka bir husus, göklerin ve yerin yaratılmasını delil getirerek şöyle buyurdu: ‘O, yerde ne varsa hepsini sizin için yarattı. Sonra (kendine has bir şekilde) semaya istiva etti‘ yani yöneldi. Burada ‘istiva kelimesi yönelme ve gitme manası içermektedir..

‘Onu yedi kat olarak yaratıp düzenledi (tanzim etti)’. Yani gökleri yedi kat olarak yarattı. Sema (gök) burada ism-i cinstir.

Önce Yer mi Yaratıldı Gök mü Yaratıldı?

‘O, her şeyi hakkıyla bilendir’. Yani ‘Hiç yaradan bilmez mi ? (Mülk 14)’ ayetinde buyurduğu gibi  O’nun bilgisi, yarattığı her şeyi kuşatmıştır. Bu ayetin ayrıntısı Fussilet süresindeki şu ayetlerde verilir: ‘De ki: Gerçekten siz, yeri iki günde yaratanı inkar edip O’na ortaklar mı koşuyorsunuz? O, alemlerin Rabb’idir. O, yeryüzüne sabit dağlar yerleştirdi. Orada bereketler yarattı ve orada tam dört günde isteyenler için fark gözetmeden gıdalar takdir etti. Sonra duman halinde olan göğe yöneldi, ona ve yerküreye: İsteyerek veya istemeyerek gelin! dedi. İkisi de ‘İsteyerek geldik’ dediler. Böylece onları, iki günde yedi gök olarak yarattı ve her göğe görevini vahyetti. Ve biz, yakın semayı kandillerle donattık, bozulmaktan da koruduk. İşte bu, aziz, alim Allah’ın takdiridir (Fussilet 9-12)’. Bu ayetler Allah (c.c)’nın önce yeri, sonra yedi kat halinde göğü yarattığını göstermektedir. Binanın özelliği de budur; önce temelinden başlanır, sonra üstleri yapılır.

Turan Yazılım / Mürşit 5 / Kur’an / Tefsir / Bilmen
İbn Kesir / Tefsiru’l Kur’an’il Azim -İbn Kesir Tefsiri / C:1 / bkz: 276

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı