Bakara Süresi Meali ve TefsiriTefsir

Bakara Süresi 97-98-99-100, 101-102 -103. Ayet Meali ve Tefsiri

Bakara Süresi 97 Ayet Meali: De ki: Cebrail’e kim düşman ise şunu iyi bilsin ki, Allah’ın izniyle Kur’an-ı önce gelen kitapları doğrulayıcı, müminler için bir hidayet ve müjde olarak senin kalbine o indirmiştir.

Bakara Süresi 98 Ayet Meali: Kim,Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail’e Ve Mikail’e düşman olursa, bilsin ki Allah da inkarcı kafirlerin düşmanıdır.

İbn Kesir Bakara Süresi 97 ve 98.Ayet Tefsiri

Bir gün Yahudilerden bir topluluk Resulüllah’a geldi ve Ona ‘Ey Ebu Kasım! Sana ancak peygamberlerin bilebileceği birtakım şeyler soracağız. Sorularımızı cevaplandır dediler. Bunun üzerine Hz Peygamber (s.a.v) onlardan Yakup (a.s)’ın oğullarından ‘Allah söylediklerimize şahittir’ diyerek ahit aldığı gibi ahit aldı. Sonra getirin sorularınızı buyurdu.

Bize söyle;

Yakup (a.s) Tevrat inmeden önce kendisine hangi yiyeceği yasaklamıştı?

Bize söyle ;

Erkeğin suyu (menisi) nasıl, kadının suyu nasıldır? O sudan erkek çok nasıl olur?

Bize söyle:

Bize bu şimşeği (ra’d) anlat dediler;

Birde ;

Ümmi peygamberin uykudaki halini ve senin en yakın melek dostunun kim olduğunun kim olduğunu söyle dediler.

Resulüllah (s.a.v) ‘Şayet ben size bunların cevabını verirsen bana uyacağımıza dair Allah’a ahd ve misak (kesin söz) verir misiniz ? dedi.

Onlar da Resulüllah’ın istediği şekilde ahit ve söz verdiler.

Resulüllah (s.a.v): Musa (a.s)’a Tevrat’ı indiren Allah hakkı için söyleyin bana;

Yakup (a.s)’ın ağır bir şekilde hastalandığını ve bunun uzun sürdüğünü, bu yüzden Allah’a yemin ederek Allah onu bu hastalığından kurtaracak olursa yiyeceklerin ve içeceklerin en sevimli olanını kendisine yasaklayacağına dair bir adakta bulunduğunu, Yakub’a yiyeceklerin en sevimlisinin deve eti, içeceklerin en sevimlisinin de deve sütü olduğunu biliyor musunuz? Onlar da Allah için evet biliyoruz dediler. Resulüllah (s.a.v) dedi ki: Ra’d, Allah’ın meleklerinden bulutlar için görevlendirdiği bir melektir. Elinde ateşten kamçılar vardır ve onlarla bulutları Allah’ın (c.c) emrettiği yerlere iter ve sürer dedi. Yahudiler O halde bu işittiğimiz ses nedir deyince Resulüllah (s.a.v): O meleğin sesidir buyurunca Yahudiler: Doğru söyledin dediler. Resulüllah (s.a.v) tekrar sordu: Musa’ya Tevrat’ı indiren Allah hakkı için söyleyin bana; sizler erkeğin suyunun beyaz ve kalın, kadının suyunun ise sarı ve ince olduğunu, bu sulardan hangisi diğerine galip gelirse çocuğun Allah’ın izni ile onun cinsinden olup ona benzediğini; erkeğin suyu kadının suyuna galip gelirse Allah’ın izniyle çocuğun erkek, kadının suyu erkeğin suyuna galip gelirse Allah’ın izniyle çocuğun kız olduğunu biliyor musunuz? Yahudiler Allah için eve biliyoruz dediler.

Resulüllah (s.a.v) şöyle buyurdu; Ey Allah’ım sen şahit ol

Yahudiler: Şimdi sen meleklerden kimin senin samimi dostun olduğunu söyle ki ona göre seninle beraber olalım veya senden ayrılalım dediler.

Resulüllah (s.a.v): Şüphesiz ki benim meleklerden en yakın dostum Cebrail’dir. Allah hangi Peygamber’i göndermişse mutlaka onun en yakın dostu Cebrail olmuştur buyurdu.

Yahudiler: İşte şimdi o melek hususunda senden ayrılıyoruz. Senin meleklerden olan dostun başka birisi olsaydı elbette ki sana uyar ve seni tasdik ederdik dediler.

Resulüllah: Sizin Cebrail’i tasdik etmenizi engelleyen nedir deyince

Onlar: O bizim düşmanımızdır dediler.

Bu olay üzerine Allah (c.c): ‘De ki: Cebrail’ kim düşman ise şunu iyi bilsin ki…. Keşke bunu anlasalardı (Bakara 97-103)’ ayetlerini indirdi.

İşte o zaman Yahudiler gazap üstüne gazaba uğradılar

Hz Ömer (r.a) bir gün Yahudilerin yanına gitti. Onu görünce karşıladılar ve hoş geldin dediler. Ömer (r.a) onlara: Vallahi ben size ne sizi sevdiğim, ne de size bir sempati duyduğumdan dolayı geldim. Sadece sizi dinlemek için geldim’ dedi. Ömer (r.a) onlara birtakım sorular sordu, onlarda Ömer (r.a) bazı sorular sordular. Bir ara Yahudiler: ‘Sizin arkadaşınızın arkadaşı kimdir’ diye sordular. Ömer (r.a) onlara ‘Cebrail’ deyince; O bizim göktekilerden düşmanımızdır. Muhammed’i sırlarımızdan haberdar ediyor, o geldiğinde savaş ve kuraklıkla geliyor. Ancak bizim arkadaşımız Musa (a.s) arkadaşı Mikail idi. Geldiğinde bolluk ve barışla gelirdi’ dediler. Bunun üzerine Ömer (r.a) onlara: Cebrail (a.s)’ı tanıyor, sonra Muhammed (s.a.v)’i inkar mı ediyorsunuz? dedi ve onlardan ayrılıp onlarla olan konuşmalarını anlatmak üzere Hz Peygamber (s.a.v)’e doğru yöneldi. Yanına vardığında O’na (s.a.v):’ De ki: Cebrail’e kim düşman ise şunu iyi bilsin ki, Allah’ın izniyle Kur’an’ı senin kalbine….o indirmiştir’ ayetini inmiş halde buldu

‘De ki: Cebrail’e kim düşman ise şunu iyi bilsin ki, Allah’ın izniyle Kur’an-ı önce gelen kitapları doğrulayıcı, müminler için bir hidayet ve müjde olarak senin kalbine o indirmiştir.’

Yani kim Cebrail (a.s)’a düşmansa bilsin ki o sana hikmetli öğütü (zikr-i-hakimi, yani Kur’an’ı) Allah’ın (c.c) bu husustaki izniyle indiren Ruhu’l-Emindir. O Allah’ın melek elçilerinden (Allah’ın Selamı hepsinin üzerine olsun) biridir. Kim bir elçiye düşmanlık beslerse, elçilerin tümüne düşmanlık beslemiş olur. Çünkü bir peygamberi inkar eden kimse, hepsini inkar etmiş olacağı gibi, bir peygambere iman edenin de peygamberlerin hepsine iman etmesi gerekir. Nitekim Yüce Allah ‘Allah’ı ve peygamberlerini inkar edenler ve (inanma hususunda) Allah ile peygamberlerini birbirinden ayırmak isteyip: Bir kısmına iman ederiz, ama bir kısmına inanmayız’ diyenler ve bunlar (iman ile küfür) arasında bir yol tutmak isteyenler yok mu; işte gerçekten kafirler bunlardır. Ve biz kafirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır (Nisa 150-151)’ buyurmuş ve peygamberlerin bir kısmına inanıp bir kısmına inanmamalarından dolayı onların kesin küfrüne hükmetmiştir. Cebrail (a.s)’ın düşmanı da böyledir ve o kişi Allah’a düşman olmuştur. Zira Cebrail (a.s) ilahi emirleri kendinden indirmez, ancak Rabbinin emriyle indirir. Nitekim Allah (c.c) meleklerin diliyle şöyle buyurur: ‘Biz ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bunlar arasında olan her şey O’na aittir. Senin Rabbin unutkan değildir (Meryem 64)’. Allah (c.c) yine şöyle buyurur: ‘Muhakkak ki o (Kur’an) alemlerin Rabbinin indirmesidir. (Resulüm!) Onu Ruhu’l-Emin (Cebrail) uyarıcılardan olasın diye, apaçık Arap diliyle, senin kalbine indirmiştir (Şuara 192-195)’

Allah (c.c) daha sonra şöyle buyuruyor: ‘Kim, Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail’e Ve Mikail’e düşman olursa’ yani kim bana, meleklerime ve elçilerime düşman olursa … Ki elçileri, meleklerden ve insanlardan olan elçilerini kapsar. Nitekim Allah (c.c) ‘Allah meleklerden de elçiler seçer, insanlardan da. Şüphesiz Allah işitendir, görendir (Hacc 75)’ buyurur.

Bakara Süresi 99 Ayet Meali: And olsun ki sana apaçık ayetler indirdik. Onları sadece fasıklar inkar eder.

Bakara Süresi 100 Ayet Meali: Ne zaman onlar bir antlaşma yaptılarsa, yine kendilerinden bir grup onu bozmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmez.

Bakara Süresi 101 Ayet Meali: Allah tarafından kendilerine, yanlarında bulunanı tasdik edici bir elçi gelince Ahl-i kitaptan bir grup, sanki Allah’ın kitabını bilmiyormuş gibi onu arkalarına atıp terk ettiler.

İbn Kesir Bakara Süresi 99-100-101.Ayetin Tefsiri

İbn Abbas (r.a); ‘And olsun ki sana apaçık ayetler indirdik’ ayetini şöyle tefsir eder; Sen hiç bir kitap okumamış bir ümmi iken, onlara sabah akşam ve bu ikisi arasındaki vakitlerde sürekli olarak kitabı okuyor, bunları haber veriyor, ellerindeki bilgileri aynen olduğu gibi kendilerine bildiriyorsun. Allah (c.c) eğer bilirlerse onlar için bir ibret ve açıklama, kendi aleyhlerine de hüccet olduğunu söylemektedir..

İbn Surya el-Fatyumi, Resulüllah (s.a.v)’e; ‘Ey Muhammed! Bize aşina olduğumuz bir şey getirmedin. Allah sana açık bir ayet/mucize indirmedi ki sana tabi olalım’ deyince Allah (c.c) ‘And olsun ki sana apaçık ayetler indirdik. Onları ancak fasıklar inkar eder’ ayetini indirdi. Allah Resulü (s.a.v) peygamber olarak gönderilip onlara Allah’ın (c.c) onlardan aldığı ahitleri ve Muhammed (s.a.v) hakkındaki emirlerini söyleyince

Malik b. Sayf; Vallahi Allah bize Muhammed hakkında hiçbir emir vermedi, bizden herhangi bir ahit almadı dedi. Bunun üzerine Allah (c.c): ‘Ne zaman onlar bir andlaşma yaptılarsa, yine kendilerinden bir grup onu bozmadı mı?’ ayetini indirdi.

Hasan-ı Basri Allah’ın (c.c): ‘Zaten onların çoğu iman etmez’ buyruğu hakkında şöyle der; Evet onlar yeryüzünde verdikleri her ahdi bozdular, arkalarına attılar. Onlar bugün söz verip yarın bozuyorlardı.

Süddi der ki; ‘Allah tarafından kendilerine, yanlarında bulunanı tasdik edici bir elçi gelince… onu arkalarına atıp terk ettiler’. Muhammed (s.a.v) onlara gelince ona Tevrat’la karşı koydular, tartışmalarında ona dayandılar. Ancak Tevrat ile Kur’an tek şeyi söyleyince Tevrat’ı atıp Asaf’ın kitabını ve Harut ile Marut’un sihirini aldılar. Tabi bunlar da Kur’an’la uyuşmadılar. İşte Allah’ın (c.c): ‘sanki Allah’ın kitabını bilmiyormuş gibi….’ buyruğunun anlattığı budur

Katade ‘sanki Allah’ın kitabını bilmiyormuş gibi …’ ayeti hakkında şöyle der; Bunlar biliyorlardı fakat bildiklerini attılar, gizlediler ve inkar ettiler

(Haricen Not: Günümüz itibari ile ne kadar da uyum içinde. Namaz Oruç ve diğer ibadetlerin farz olduğunu bilirsiniz; açıktan inkar etmezsiniz ama kalbim temiz amele ne gerek var diyerek dolaylı yoldan inkar edersiniz ve bildiklerinizi arkanıza atarak onlardan yüz çevirirsiniz. Şimdi sizin yukarıda zikredilen Yahudilerden ne farkınız kaldı? Sadece La ilahe illallah’ demekle kurtuluşu bekliyorsanız eğer, tabi ki Allah bilir Affı ve mağfireti sonsuzdur ama yine Allah ‘Şeytan sakın sizi Allah’ın affına güvendirmesin’ buyuruyor. Anlayana, idrak edene ve uygulayana, uygulamaya çalışana ne mutlu)

Harut ile Marut ile İlgili Ayet

Bakara Süresi 102 Ayet Meali: Onlar Süleyman’ın hükümranlığı hakkında şeytanların uydurup söylediklerine tabi oldular. Halbuki: Süleyman büyü yapıp kafir olmadı, ancak şeytanlar kafir idiler ki insanlara sihri öğretiyorlardı. Babil de Harut ve Marut adındaki iki meleğe de bir şey indirilmedi. Halbuki o iki melek herkese: ‘Biz ancak imtihan için gönderildik, sakın yanlış inanıp da kafir olmayasınız’ demeden hiç kimseye öğretmezlerdi. Onlar, o iki melekten karı ve koca arasını açacakları şeyi öğreniyorlardı. Oysa büyücüler, Allah’ın izni olmadan hiç kimseye zarar veremezler. Onlar, kendilerine fayda vereni değil de zarar vereni öğrenirler. Sihri satın alanların ahiretten nasibi olmadığını çok iyi bilmektedirler. Karşılığında kendilerine sattıkları şey ne kötüdür! Keşke anlasalardı’

Bakara Süresi 103 Ayet Meali: Eğer onlar iman edip kendilerini kötülükten korusalardı, şüphesiz, Allah tarafından verilecek sevap daha hayırlı olacaktı. Keşke anlasalardı!

Bakara Süresi 102-103.Ayetin Tefsiri

Avfi tefsirinde Allah’ın (c.c): ‘Onlar Süleyman’ın hükümranlığı hakkında şeytanların uydurup söylediklerine tabi oldular..’ buyruğuyla ilgili İbn Abbas (r.a)’dan şunu nakleder;

Süleyman (a.s)’ın hükümranlığı sona erince insanlardan ve cinlerden birtakım gruplar irtidat ettiler ve nefsi arzularının peşinden gitmeye başladılar. Allah (c.c) Süleyman (a.s)’a hakimiyeti tekrar verip insanlar Süleyman (a.s)’ın ilk zamanındaki gibi dini yaşantıya tekrar dönünce Süleyman (a.s) onların kitaplarını ele geçirdi ve tahtının altına gömdü. O sırada Süleyman (a.s) vefat etmişti. İnsanlar ve cinler Süleyman (a.s)’ın vefatından sonra bu kitapların farkına vardılar ve buldular. ‘Bu Allah’ın (c.c) Süleyman (a.s)’a indirdiği kitaptır ve o bunu bizden gizledi’ dediler. Kitaptakileri alıp kendilerine din yaptılar. İşte bu hususta Allah (c.c) ‘Allah tarafından kendilerine yanlarında bulunan tasdik edici bir elçi gelince Ehl-i Kitap’tan bir grup sanki Allah’ın kitabını bilmiyormuş gibi onu arkalarına atıp terk ettiler. Ve onlar şeytanların uydurup söylediklerine… tabi oldular’ ayetini indirdi. Onlar nefsi arzularının peşinden gittiler. Yani şeytanların söyledikleri şeylere uydular ki onlar çalgı aletleri, oyun ve Allah’ı zikirden alıkoyan her şeydir (Anlayana!)

İbn Ebi Hatim, Hasan-ı Basri’nin ‘Onlar Süleyman’ın hükümranlığı hakkında şeytanların uydurup söylediklerine tabi oldular’ ayeti hakkında şöyle dediğini nakleder.

Onların yaptıklarının;

Üçte biri şiir

Üçte biri büyü

Üçte biri de kehanetti

Harut İle Marut’un Yeryüzüne İndirilmesi ve Zühre Yıldızı

Melekler Ademoğullarının zulmüne hayret ediyor ve ‘Kendilerine peygamberler, kitaplar ve açık deliller gelmişken böyle yapıyorlar’ diyorlardı. Bunun üzerine Rableri onlara: ‘Öyleyse içinizden iki kişi seçin. Onları insanlar arasında hüküm vermeleri için yeryüzüne indireceğim’ buyurdu. Onlarda hemen Harut ile Marut’u seçtiler. Allah (c.c) onları yere indirdiğinde onlara ‘Siz ademoğullarının zulüm ve masiyetlerine hayret mi ediyorsunuz? Onlara peygamberler, kitaplar ve deliller perde gerisinden gönderiliyor. Sizinle Benim aramda ise hiçbir elçi yoktur. Siz de şöyle şöyle yapın’ buyurdu. Onları birtakım şeylere çağırdı, bir takım şeyleri emredip bir takım şeylerden de men etti. Sonra bu halde yeryüzüne indirildiler. Allah’a onlardan daha itaatkar kimse yoktu ve insanlar arasında adaletle hükmettiler. Gündüz insanlar arasında hüküm veriyor, gece olunca göğe yükselip meleklerle birlikte duruyorlardı. Ertesi sabah tekrar inip adaletle hüküm veriyorlardı. Nihayet Zühre Yıldızı güzel bir kadın suretinde davacı olarak geldi ve melekler onun aleyhinde hüküm verdiler. Kadın kalkınca her biri kalbinde ona karşı bir takım duygular hissetti. Biri diğerine ‘Sen de benim hissettiklerimi hissettin mi? deyince diğeri ‘Evet’ diye cevap verdi. Sonra ona ‘Bize gel de lehine hüküm verelim’ diye haber gönderdiler. Gelince onunla konuştular, lehine hüküm verdiler. Yanlarına yaklaştığında ona avret yerlerini açtılar. Onların şehvetleri içlerindeydi, insanlar gibi kadınlara şehvet ve haz duymuyorlardı. Onlar bu duruma gelince imtihana tabi tutuldular. Bunun üzerine Zühre uçtu ve önceki yerine döndü. Akşam olduğunda göğe yükselmek isteyince engellendiler ve kendilerine izin verilmedi. Kanatları onları taşımadı. Bir adamın yanına gelerek ondan yardım istediler ve ‘Bizim için Rabbine dua et’ dediler. ‘Yerdekiler göktekiler için nasıl şefaat edebilirler?’. Onlar ‘Biz, Rabbimizi seni gökte iyilikle yad ederken işittik’ dediler. Onlara filan günde gelmelerini söyledi ve onlar için dua etmeye ve yalvarmaya başladı. Sonunda duası kabul olundu ve melekler dünya azabı ile ahiret azabı arasında muhayyer bırakıldılar. Biri arkadaşına bakarak ‘Allah’ın ahiretteki azabı katmerli ve ebedidir. Dünyada ise onun dokuz misli vardır’ dedi.

Babil’e gitmeleri emredildi ve orada azap edildiler. Ona göre bu melekler demire asılı ve dürülü olup, kanatlarını çırpmaktadırlar. Harut ile Marut kıssası hakkında Mücahid, Süddi, Hasan-ı Basri, Katade, Ebu Aliye, Zühri, Rebi’ b. Enes, Mukatil b. Hayyan ve başka tabiinden rivayetler bulunmakta olup bunu ilk ve sonraki devir alimlerinden kalabalık bir grup anlatmıştır. Bunların detaylarının kaynağı İsrailiyet haberleridir. Çünkü bunlar arasında hevasından konuşmayan, doğru, doğrulanmış ve hatadan korunmuş zata (s.a.v) kadar sahih ve kopuksuz bir senetle gelen merfu bir hadis yoktur. Kur’an’ın konuyu anlatım tarzına bakıldığında, konuyu uzatmayıp genel ve kapalı surette değildiği görülür. Biz de Allah’ın Kur’an’da bildirdiğine, O’nun kasdettiği şekilde inanınırz. İşin hakikatini Allah (c.c) bilir. .

Diğer bir rivayette göre ise Zühre Yıldızı kastediliyor Harut ile Marut’a: Bana göğe çıkarken ve yere inerken söylediğiniz sözleri söylemedikçe sizinle bunu yamam dedi. Onlar da söyleyince kadın göğe yükseldi. Allah (c.c) ona yere inerken söyleyeceği sözü unutturunca orada kaldı. Allah (c.c) da onu bir yıldız (gezegen) yaptı. Abdullah b. Ömer (r.a) o yıldızı her gördüğünde ona lanet eder ve Harut ve Marut’u baştan çıkaran budur derdi

Kaynak: İbn Kesir / İbn Kesir Tefsiri -Tefsiru’l Kur’an’il Azim / C:1 / bkz: 432-461

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı