Kitaplara İman Etmek

Bilgi- Amel İlişkisinin Boyutları

sponsor

Bilginin Getirdiği Sorumluluk

Baş tarafta Kur’an’da bilgiye verilen önemi ve değeri gördük. Keza orada bilginin tek başına, acı bir silah ve boş bir uyarıcı halini alabileceğini ifade ettik. Dolayısıyla Kur’an, teori- pratik ayırımı aşarak, bu ikisinin birlikteliğini (praksis) öngören takva ilkesini getirmiştir. Ne davranışa yansımayan imanın, ne de insanın ahlaki gelişimine katkısı olmayan bilginin Kur’an açısından bir önemi vardır.

İnsanın yer yüzündeki imtihanının konusunu, onun ‘insan’ olma potansiyelini gerçekleştirmesi olarak tanımlayacak olursak, bu sürecin yarısı doğru bilgiyi elde etme çabası, diğer yarısı da, bu doğru bilginin gerektirdiği pratik (salih amel)tir. Bu açıdan Kur’an’ın, ahlakla ilgili ele aldığı konular, baştan sona bilginin pratiğe dökülmesine matuf olarak görülebilir. Burada bu konuları tek tek ele almak çalışmamızın amacının dışındadır. Ancak biz bu başlık altında genel olarak Kur’an’ın, amelin değer ve önemini, yani bilginin insana yüklediği sorumluluğu vurgulayan pasajlarını ele alacağız.

Amenü ve Amilu’s- Salihat)

Kur’an’da sadece imanla birlikte “…inanan ve salih amel işleyenler (amenü ve amilu’s- salihat)” şeklinde elli iki defa olmak üzere amele vurgu yapılmış ve dolayısıyla amelin değer ve önemi ortaya konulmuştur.

Bu bağlamda Kur’an, ilmiyle amel etmeyenleri sert bir şekilde kınayarak onları bir taraftan kitaplar taşıyan merkeplere, diğer taraftan da üstüne varıldığında da serbest bırakıldığında da dilini çıkarıp soluyan köpeğe benzetmektedir. Şimdi bunları görelim:

“Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu taşıyamayanların durumu, kitaplar taşıyan merkebin durumu gibidir. Allah’ın ayetlerini yalanlayanların durumu ne kötüdür. Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez (1)”

Allah Teala bu ayette kendilerine Tevrat’ı verdiği ve onunla amel etmelerini istediği halde onunla amel etmeyen Yahudileri koca koca kitaplar taşıyan merteplere benzetmektedir. Yani bunların durumu, üzerine kitap yüklenen ancak içinde ne olduğu bilmeyen ve hissi olarak onları taşıyıp muhtevasını anlamayan merteplerin durumu gibidir.

Tıpkı bunun gibi kendilerine kitap verilmiş olan şu Yahudiler de onun lafzını ezberlemiştir, ancak onun gereğinde amel etmeyip aksine tevil, tahrif ve değiştirme yoluna sapmışlardır. Onların durumu merkeplerin durumundan daha kötüdür. Çünkü merkebin anlayışı yoktur. Bunlar ise anlayışları olduğu halde bunu kullanmak istememişlerdir. Yani onların durumu merkepten daha beterdir; zira merkep kendisine şuur verilmediği için maruzdur. Ancak onlara şuur verildiği gibi ayrıca Tevrat’ı okuyor ve anlıyorlar. Fakat buna rağmen, yine de bu öğretiyi uygulamaktan kaçınmakla ve Hz. Peygamber’i bile bile reddetmektedirler.

“Onlara şu adamın haberini de oku: Kendisine ayetlerimizi verdik de onlardan sıyrıldı, çıktı, şeytan onu peşine taktı, böylece azgınlardan oldu. Dileseydik elbette onu o ayetlerle yükseltirdik, fakat o, yere saplandı ve hevesinin peşine düştü. Onun durumu, tıpkı şu köpeğin durumuna benzer: Üstüne varsan da dilini sarkıtıp solur, bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte ayetlerimizi yalanlayanların durumu budur. Bu kıssayı anlat, belki düşünürler.”

Bu ayet bize ilmi ile amel etmeyen kötü alim örneğini tanıtıyor ve bunu üstüne varıldığında da serbest bırakıldığında da dilini çıkarıp soluyan köpeğe benzetiyor. Kötü örnek olarak gösterilmiş olan bu şahsın, Allah’ın vahyi hakkında bilgisi vardı ve gerçeği de bizzat biliyordu. Bundan dolayı, haklı olarak sahip olduğu bilginin onu, batıl olduğunu bildiği yoldan koruması ve doğru olduğunu bildiği yola sevk etmesi beklenmişti. Fakat o, dünya menfaatlerine, hırs ve rahatına yönelip çeşitli günahlara kapılarak behimi arzuların hırsına öyle yenik düştü ki, sonunda bütün yüce olan şeyleri bir kenara iterek tüm akli ve ahlaki terakki yetilerini boşa harcadı. Böylece bilgisinin isteklerine uygun gözetmesi gereken bütün sınırları aştı. İşte Allah böyle bir kimseyi, hırs ve şehvette tıpkı bir köpeğe benzetmiştir. Zira köpek bu tür karakteriyle meşhurdur.

Bütün bunlar amelin önemini ve bilginin amelden ayrı bir şekilde düşünülemeyeceğini, dolayısıyla bilginin insana yüklediği sorumluluğu ortaya koymaktadır. Eyleme dökülmeyen bilgi ne kadar çok olursa olsun sahibine bir fayda sağlamaz. Zira “İlim yalnız fiil (action) içindir, ahlaklı siyaset içindir. İmana kalbolmıyan, fiile geçmeyen, ahlak için temel olmayan ilmin bir dakikalık zahmete değer yeri yoktur… Hakikat diye baktığı şeyin neticelerinden kaçanlar, baş tarafına inandığı halde sonlarından ürkerek yarı yolda kalmak isteyenler, asla kabul etmediği bir telkin edenler, inanmadığı şeyi okutan ve inanmadan okuttuğu şeyin arkasından gülenler hakikaten ilim kalpazanları ve hakikat sahtekarlarıdır… İlmini övünme ve gösteriş için bir alet ve bir süs gibi kullanmak isteyen sırmalı ulemanın memlekete yaptığı zararı hiçbir sahtekar ve hiçbir dolandırıcı yapamaz.”

Kaynak: Diyanet İlmi Dergisi / 2007 / Sayı: 2 / bkz: 144-146

1-Cuma 5

sponsor
Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı