Güzel Ahlak, Edep ve Haya

Cömert Olmak İçin Ne Yapmalıyız?

sponsor

1-► Yardımın isteyerek ve seve seve yapılması gerekir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de bu hususa işaret edilmiştir (1). İslam ahlakçılarına göre diğer bütün ahlaki erdemler gibi cömertlik de insanda bir huy ve meleke haline gelmekle gerçekleşir ve ancak böyle bir kimse gönüllü hayırlar yapabilir. Bu sebeple nadiren veya zorla hayır yapan kimseye cömert denemez.

Buna karşılık iyilik yapma niyet ve iradesi taşıdığı halde maddi bakımdan bunu gerçekleştirme imkanı bulamayan insan da cömert sayılır.. Cömertliğin bu şekilde meleke halini alması güçlü bir irade eğitimine bağlıdır. Çünkü başkalarına karşılıksız yardımda bulunmak ağır bir görevdir.

Bu sebeple, kendisine hangi sadakanın daha hayırlı olduğu sorulan Hz Peygamber ‘Sağlığın yerinde ve mala düşkün olduğun, zengin olmayı istemekte ve fakirlikten korkmakta olduğun zamanda verdiğin sadakadır’ diye cevap vererek çok önemli bir hakikati veciz bir ifadeyle anlatmıştır.

2-► Mal yaratılış gayesine en uygun şekilde kullanılmalı, dini ve ahlaki ölçülere göre gereken yerlere, gerektiği ölçüde harcanmalıdır. Ahlak kitaplarında diğer erdemler gibi cömertlik erdemi de israf ve cimrilik denilen iki aşırılığın ortası (itidal) olarak gösterilmiştir.

İsraf, şahsi ve ailevi harcamalarda ileri gitmek, nefsin kötü arzularını tatmin için harcama yapmak, insani ve dini bir amaç taşımaksızın, eldeki imkanları, yaratılış gayelerinin dışında saçıp savurmak; cimrilik ise dinin ve örfün harcamayı gerekli gördüğü malı, gereken yerlere harcamaktan kaçınmaktır. Kur’an-ı Kerim’de Müslümanlara her iki aşırılıktan da kaçınarak, harcamalarında ölçülü olması emredilmiştir.

3-► Cömertliğin diğer bir şartı da yardıma mukabil hizmet, mükafat, övgü veya teşekkür gibi herhangi bir maddi veya manevi karşılık beklememek, gösterişten, yardım edileni rencide edecek küçük düşürecek tutumlardan dikkatle kaçınmaktır.

4-► Yardım olarak verilen malın gözden düşme bir şey olmayıp sahibi nezdinde değer taşıması da cömertliğin şartlarındandır. İslam ahlakçılarına göre en mükemmeli Allah’ın cömertliğidir. Çünkü Allah, alemdeki her bir varlığın neye, ne ölçüde, ne zaman ihtiyacı olduğunu bilir ve bu suretle en uygun şekilde ikram eder.

Ayrıca O, başka hiçbir şeye muhtaç olmadığı, eksiklikten münezzeh olduğu için lütuflarından dolayı bir karşılık beklemez, insanlar arasında cömertlik erdemine en çok muhtaç olanlar yöneticilerdir; daha sonra diğer sosyal tabakalar gelir. Ahlakçılar, hayrın ölçüsü, cinsi, hayır yapanların sosyal kesimler arasındaki mevki gibi açılardan cömertliğin çeşitli tasniflerini yapmışlardır.

Buna göre cömertliğin en düşük derecesi, zekat ve ailenin geçimi gibi şer’i bakımdan farz olan görevler için harcama yapmaktır. Bunun ötesindeki harcamalar hususunda kesin ve tayin edici şer’i hükümler konulmayıp bu noktadan itibaren hayır yapmak kişinin ahlak ve faziletteki kemal derecesine bırakılmıştır. Bazı ahlakçılar bu açıdan cömertliğin sehavet, cud ve isar şeklinde başlıca üç derecesi bulunduğunu belirtirler.

Sehavet, Cud ve İsar Ne Demektir?

Buna göre bir kimsenin sahip olduğu imkanların çoğunu kendisine ayırarak azını hayır yolunda sarf etmesine sehavet, azını kendisine bırakarak çoğunu harcamasına cud, gerekli hallerde kendisine hiçbir şey bırakmaksızın bütün varlığını hayır yollarında tüketmesine ise İSAR denilir.

Cömertlik ferdin kendisiyle barışık olmasını, kendisine güven telkin ettiği için hoşgörülürken, cimrilik hem ferdi hem de topluma pek çok zararı dokunduğu, kişinin kendisine ve topluma olan güvenini zedelediği için bu şekilde çeşitli kültürlerde yerilmiş, hatta çeşitli roman ve tiyatrolara konu olmuştur.

Olumsuz bir kişilik özelliği olan cimrilik aslında kişinin topluma karşı duyduğu güvensizliğin bir yansımasıdır.

Kişi başına bir hal geldiğinde kimsenin kendisine yardım etmeyeceğini, kendisinin tek dostunun yine kendisi olduğuna inanarak parasına kıyamamakta ve onu biriktirmektedir.

Herhangi bir biçimde ödüllendirilme beklentisi (belki iyi bir şey yapmış olmanın verdiği duygu dışında) olmaksızın bir başkasına yardım etmek olan özgeci davranış (yardım etme) da evrensel değer ilkelerden birisidir.

Dayanışma, yaşamın bütünlüğünden kaynaklanır. Hiçbir öğe kendi başına yalıtılmış bir varoluş gösteremez. Yaşamın her öğesi anlamını diğer öğelerle kurmuş olduğu ilişkiden alır. Bu ilişkileri umursamamak, görmemezlikten gelmek yaşamı tıkar.

Birey kendisini ailesinden, çalışmış olduğu işyerinden, ulusundan ayrı ve bağımsız olarak değerlendirip böyle bir anlayış içinde yaşamını sürdürdüğünde,onun yaşamında birçok yüzeysellikler, anlaşmazlıklar ve aksaklıklar olacaktır. Böyle bir kişi sürekli suyun akıntısına ters yüzmeye çalışan birinin yaşadığı zorluklardan yaşayacaktır.

Akarsu pislik tutmaz. Sular akıp giderken temizler yatağını. Onun içinde hiçbir kötülük barınmaz. Temizdir,çünkü sürekli akar. 

Cimrilik, mal mülk sahibi olma hırsı kalbi karartır. O insan ki cömerttir, başkalarına yardım eder, kalbinde ırmaklar akar,insan akarsu gibi olmalıdır.

Kaynak: Tekin Kılınç / Mevlana’dan Torunlarına Yol Rehberi / 102-105

(1.Haşr 59)

sponsor

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı