Namaz Gusül Kur'an Allah Tövbe Vesvese
DOLAR
7,3832
EURO
8,9563
ALTIN
439,77
BIST
1.541
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa
Rüzgarlı
18°C
Bursa
18°C
Rüzgarlı
Çarşamba Karla Karışık Yağmur
11°C
Perşembe Karla Karışık Yağmur
5°C
Cuma Yağışlı
9°C
Cumartesi Yağışlı
13°C
SON DAKİKA
Farz ve Nafile İbadetlerin Önemi
Ben Sana Emretmişken Seni Secde Etmekten Alıkoyan Nedir?
Ezan-ı Muhammediye
Allah Var Diyorsun Ondan Sonra Yok Gibi Davranıyorsun
Hiç Ölmeyecekmiş Gibi Yaşıyorsunuz
Oğlum! Nasihat İstiyordun Al Sana Nasihat
Yetiş Ey Allah’ın Resulü Yıkılıyoruz
Allah Var Diyorsun Ama Yok Gibi Davranıyorsun
Ey İnsanlar…!
Verilen Sözü Yerine Getirmek
Kanaatkar Olmak yada İyilik Yaparım adına Dünya malı Toplamak. Sonuç mu?
Hz Ali’nin oğlu Hz Hasan’a Nasihatleri
Hz Ali’nin Güzel Bir Vaazı
Taharetsiz Namaz Kabul Olur mu?
Secdede Ayakların Yerden Kesilmesi Namaza Zarar Verir mi?
Vakti İyi Değerlendirmek
Çocuğun Anne Baba Üzerindeki Hakkı – Diyanet
Her Nefesin Kıymetini Bilmek
Sahi Ya Ne Oldu Bize?
Namaz Belirli Vakitlerde Müminlere Farz Kılınmıştır
Namaz Dinin Direğidir
Cinsel İlişki Hakkında Bilmeniz Gereken Hususlar
Cinsel İlişkiye Girmenin Amacı ve Gayesi
Namazda Allah’tan Habersiz Olmak
Kerahat Vaktinde Neden Namaz Kılınmaz?
Vakit Namazlarının Geciktirilmesi
Namazın Vacipleri Nelerdir?
Namazlardaki Rekat Sayıları Neden Farklı?
İşçi ve İşveren için Namaz Meselesi
Sahibini Kötülükten Alıkoymayan Namaz Hakkında; Bir Ayet Bir hadis İnceleme
Sorumluluk İsteyen Bir İbadet: Namaz
Kıldığın Namaz Sende Değişikliğe Sebep Olmuyorsa O Namaza Yeniden Başla
Seferi iken Kılınamayan Namazın Kazası Nasıl Yapılır?
Kaç Yaşına Kadar ve Namaz Kılmayan Çocuğun Günahı Kimedir?
Ters İlişkinin Zararları
Cemaatle Namaz Kılmak
Helal Haram Duyarlılığı Hakkında Vaaz & Diyanet
Kısaca Namazı Bozan Davranışlar & Diyanet
Hangi Vakitlerde Namaz Kılınmaz ve Sebepleri
Namaz Kılarken Her Rekatta Aynı Süreyi Okumak Caiz midir?
Namaz Kılarken Aklımıza Başka Şeyler Geliyorsa
Namaz Neye Benzer?
Namazı Vaktinde Kılmanın Önemi ve Gerekliliği
Uyuma ve Unutma Sebebiyle Kaçırılan Namazın Hükmü Nedir?
Namazı Dosdoğru Kılın Ayeti ve Tefsiri
Namazı Bozan Şeyler Nelerdir?
Namaz Kılan Birisini Güldürmek Günah Mıdır?
Namazın Sünnetleri Nelerdir?
İş Yerinde Namaz Kılamıyorum. Ne Yapmalıyım?
Namazda Tadil-i Erkanın Hükmü Nedir?
Namazı Huşu İçinde Kılmak
Fe Eyne Tezhebun (Bu Gidiş Nereye?)
Namaza Hazırlık Yapmak ve Şartları
Covid-19 Sayesinde İnsanın Kendisi ile Yüzleşmesi
Namaz Kılarken Nelere Dikkat Etmeliyiz?
Namazda Şeytandan Gelen Vesvese
Namaz Kılmanın ve Cemaatin Fazileti
Gözümün Nuru, Dinin Direği Namaz
Namaz Konusunda Gevşeklik ve Tembellik Göstermenin Bazı Sonuçları
Salih Bir Amel: Namaz

Covid-19 İnsanlar Üzerinde ki Etkisi

26.12.2020
0
A+
A-

Dünya Sağlık Örgütü, Covid-19 virüsü salgınını sadece enfeksiyon bir pandemi değil aynı zamanda duygusal bir pandemi olarak da görüyor.

Bu konuda bizlere neler söylemek istersiniz? Dünya şu anda duygusal bir pandemi ile de karşı karşıya. Korona virüsün bulaşma hızının çok yüksek olması ve belirsizliği insanlarda farklı duyguları ortaya çıkardı. Virüs, her an, her şekilde, her yerden bulaşabilir. Bu durum, herkesi etkiledi ve insanlarda çaresizlik, yetersizlik, karamsarlık duygularının ortaya çıkmasına sebep oldu.

Korona virüs (Covid-19) salgını dolayısıyla yapılan bir çalışma, toplumun normal şartlarda kaygı bozukluğu ortalama yüzde 10-15 civarındayken şimdilerde yüzde 70’inin klinik düzeyde kaygı bozukluğu hissettiğini gösteriyor.

Öte yandan ona eşlik eden kaygı bozukluğu yani korkuyla ilgili belirtilerin eş zamanlı yaygınlaşmaya başladığını görüyoruz. İnsanlarda oluşan bu kaygı bozukluğunun arkasından büyük ihtimal depresyon gelecek. Ayrıca Covid-19 pandemisi, insanın temel güven duygularını etkiledi, onu sarstı. Evine bile her an girebilen, en yakınından, en sevdiklerinden bile geçebilen bir tehlike var. Bu duygu nedeniyle burada belirsizlik azaldıkça insanlar rahatlayacaktır.

Hassas ve kırılgan, stresi yönetemeyen kişiler için bu pandemi geçse bile onların ruhsal sorunları tekrarlayacak, diyebiliriz. Böylesi zor bir süreçte insanların psikolojik anlamda kaygılarını, korkularını azaltması ve rahatlaması adına nelere dikkat etmeleri gerekir?

Korkuların azalması, rahatlaması için en temel şey korkuları rasyonalize etmektir. İnsanın onda birden daha az ihtimal için kendini tehdit altında görmesi rasyonel değildir.

Mesela: Deprem olduğu zaman ertesi gün deprem olma ihtimali mümkün ama şu anda deprem ihtimali var mı? Var ama şu anda öyle bir şey yok Birey sanki hemen olacak gibi düşünürse, deprem olacak diye dışarıda yatmaya kalkarsa bu rasyonel olmayan korkudur. Burada da korkuyu mantıksal olarak sınıflandırmamız lazım. Korkudan korkmamak lazım.

Ayrıca alınması gereken tedbirler konusunda uzman önerilerine uyulmalı. Korona virüs ile yatıp kalkan kişiler, sosyal medya ve televizyondan sürekli takipte olan kişiler koronafobi adayıdır.

Bunların da bu haberleri ara ara dinlemesi, kendi ruh sağlığını da korumaya almasını sağlar. Tedbir namına her şeyi gereğince yapmak insanı hem bedenen hem ruhen korumaya yetecektir. Bu inançla hayatlarını sürdürmeleri gerekir. Aksi takdirde ruh sağlığının bozulması kişinin bağışıklık sistemini de etkiler.

Dünyanın adeta teyakkuza geçtiği bu pandeminin insanlar üzerinde psikolojik, sosyolojik ve varoluşsal açılardan birçok değişikliğe neden olacağı hatta pandemi öncesi ve pandemi sonrası kavramlarının kullanacağı söyleniyor.

Covid-19 & Pandemi ile birlikte hayatımızda neler değişecek?

Pandeminin psikolojik boyutuyla ilgili söylenenlerden

Birincisi bireysel boyutu,

İkincisi aile hayatına etkisi,

Üçüncüsü de sosyal hayata etkisi.

Pandeminin bireysel etkisine yönelik Harvard Üniversitesinin bir açıklaması var:

2022’ye kadar sosyal mesafe sürecek ve sürmeli. Bu tarihten itibaren iki sene süresince sosyal mesafenin olması demek, birçok toplu aktivitenin olmaması demektir. Bu durum, bir müddet sonra insanların ruh sağlığını da olumsuz etkilemeye başlayacak. Şu anda bir çok kişi bunu tolere ediyor ama sosyal mesafe, sosyal izolasyon uzun sürdüğünde sosyal izolasyon, psikolojik izolasyona eşlik edebilir.

Sosyal mesafe olumsuz etkiye başlarsa yabancılaşma duygusu olur. Kişide, yaşadığı ortamda, sevdikleriyle, birlikte yaşadığı kişilerle aralarında mesafenin olması yabancılaşma, yabancılaşmayla da uzaklaşma başlar. Uzaklaşmanın başlaması, insanda güven duygusunu zayıflatır ve korku duygusu ortaya çıkar.

Korku duygusu ortaya çıktıktan sonra onun bir adım ilerisi, düşmanlık duygusudur. Tehdit algılaması bozulur, herkesi tehdit gibi görür ve düşmanlık duygusu artar. Bu durum, insanların ruh sağlığını çok olumsuz etkileyecektir.

Pandemi ile birlikte psikiyatrik tablolar ortaya çıkacaktır ve bununla ilgili muhakkak şimdiden hazırlıklar yapılması gerekir. Pandemi öncesindeki, insanların yakın ilişkilerinin pandemi sonrası devam etmeyeceğini öngördüğümüz zaman birçok ilişkinin bozulacağı muhtemel. Fiziksel mesafe; insanı yalnızlaşma, yabancılaşma, güvensizlik, korku ve düşmanlık duygularına doğru götürebilir. Bu ciddi bir risk oluşturuyor.

Bu salgın kriziyle insanlığın öncelikleri de değişti. İnsan ölümün yakın olduğunu gördü. Ölümü daha önce çok uzak görüyordu. İnsanlık tarihinde herhalde sekülerizm‘in yani dünyacılığın en dorukta olduğu çağı yaşıyoruz. İnsanlar öyle yaşıyorlardı ki: Sanki hiç ölüm yok, ölümden sonraki hayat yok, bu evreni yaratan yok diye düşünüyorlardı.

Şu anda bireylerin önceliği hayatlarını daha güvenli hale getirmektir. Daha önce siyasi olayları, ekonomik durumları daha çok önemsiyorlar ve popüler kültürün sunduğu bilgilere ilgi duyuyorlardı. İçinde bulunduğumuz durumda daha çok kendileri, yakınları ve aileleriyle ilgili gündem daha ön plana çıktı. Çünkü burada insanın temel motivasyonu, temel dürtüsü yaşam, kalım dürtüsüdür.

Bütün canlılar için hayatta kalmak en önemli şeydir. Bu durum ayrıca insanlara çaresizliklerini, güçsüzlüklerini, zayıflıklarını hissettirdi ve dünyanın gündemi de değişti. Böyle olunca insan artık kendine daha çok zaman ayırmaya başladı.

İnsanlıkta pandemi sonrası psikososyal olarak post-pandemi diyebileceğimiz bir yaşam stili değişikliği olacak.

Daha önce canının istediği gibi hızlı yaşayan, sadece kendi çıkarı peşinde koşan insan daha az özgür olduğunu gördü.

Dünyayı sarıp sarmalayan küresel narsisizmin değişme şansı ortaya çıktı. Ayrıca kendini değiştirebilme, doyumu erteleyebilme ve sabırlı olma gibi değerler pandemi krizinin bize kazandırdıklarıdır. Bu süreçte insanın aklını ölüm ve hayatla ilgili sorular meşgul etmeye başladı. İnsanın kendini ikna edecek bir inanca ihtiyacı ortaya çıktı.

Değerlerin psikolojik dinamiği ve yerinde kullanılmasının toplum ruh sağlığı ve koruyucu ruh sağlığı açısından önemli olduğunu vurguluyorsunuz. Hayatın pencereden seyredildiği şu günlerde değerlerimize tutunmak bize ne gibi yararlar sağlayacaktır?

Koruyucu ruh sağlığı açısından değerler çok önemli. Daha önce duygu, düşünce, davranış; 3D diyorduk, şimdi dördüncü D de değerler olarak bizim önümüzde duruyor. Değerler insanın karar vermesini etkiliyor.

Hayat yolunda giderken yol işaretlerini belirliyor ve de-erler insanın anlam arayışıyla yakından ilgili. Çünkü insanı diğer canlılardan ayıran bu anlam arayışıyla ilgili zihin üstü genleri var. Bu genlerden bir tanesi mesela kişinin anlam arama genidir, diğer gen kişinin yeniliği aramasıdır. Bir diğer gen insanın geçmiş ve gelecekle ilgilenmesidir.

Canlılar sadece bugünü yaşar. Ama insan “an”-da yaşar, geçmiş ve geleceği de aynı zamanda düşünür. Gelecek projeksiyonu olan bir varlıktır insan. Ve geçmişten ders alabilen bir varlıktır.

Dördüncüsü de ölüm algılama genidir. Bütün olanlar bu genetik kodları daha çok harekete geçirmeye başladı. Böyle durumlarda insanın hangi kararı vereceğini belirleyen şeyler, sahip olduğu inanç sistemi ve değerler birikimidir. Manevi birikimleridir. Bu bilimler için yayımlanmış Co-vid’le Yüzleş diye bir kitapçık var. Bu küresel olarak yayımlandı, o kitapta iki tane değer var ki bunları ailenizde, çevrenizde, yakınlarınızda yaşatırsanız bu dönemi daha iyi geçirirsiniz, diyor.

O değerlerden birisi şefkat. Şefkat, sevgiden daha büyük bir değer çünkü sevgide çıkar var. Biri “Seni seviyorum.” der ama karşılık bekler. Şefkat öyle değildir, karşılıksız sevgidir, şartsız sevgidir. Bu şefkati ailede ya da yakın ilişkilerde, yaşantılarda hayata geçirelim. İkincisi de nezaket duygusu. Nezaket duygusu saygıdan daha gelişmiş, daha büyük bir duygudur. Saygıda karşı tarafa saygı gösteririz ama nezakette onu incitmeyecek, üzmeyecek şekilde ilişki kurmaya çalışırız.

Bu nedenle nezaket, ince davranmayı, empati yapmayı gerektiren bir duygudur. Aile bireylerinin birbirine daha çok ihtiyaç duyduğu bu zamanda bu değerlere uymamız bizi çok rahatlatacaktır. Bu zorlu süreçte büyük bir fedakârlıkla görev yapan sağlık çalışanlarımız psikolojik anlamda nelere dikkat etmeli, hem kendilerinin hem toplum olarak bizlerin yapması gerekenler nelerdir? Sağlık çalışanları ile ilgili toplumsal önyargıların dağıldığını görüyorum.

Kriz öyle bir etki yaptı. Sağlık çalışanlarının da aslında bencil olmadıklarını, bir de cephede ya da sınırda nöbet tutan askerlerden farksız olduklarını gösterdi. Hiçbir ayrım yapmadan yaşadığı toplumun her bir ferdi için kendi hayatını riske atmaktan hiç çekinmediler. Sağlık çalışanlarımızın bu yaptığı, fedakârlığın en yüksek seviyesidir. Bu, övgüye layık, takdire şayan bir davranıştır. Şu anda onlar için yapılacak en güzel şey onları takdir etmek, onay, övgü sözlerini onlara duyurmaktır. Böyle durumlarda yalnız olmadıklarını hissetmeleri önemli. 

Virüse en çok yakalanan meslek grubu sağlık çalışanları.

Böyle bir durumda kendi çıkarlarının üstünde bir çıkarla hareket ediyorlar. Bu şehitlik duygusuyla hareket eden Mehmetçikten farklı değil. Toplumun bunu anlaması, burada en önemli kazancımız olacak gibi gözüküyor. Aile fertlerinin birbirlerini çok kısıtlı gördüğü, yaşamın hızla akıp gittiği modern çağ-da şimdi şartlar değişti. Aile fertleri birbirini çok daha fazla görür oldu, işten güçten eşime ve çocuklarıma fırsat bulamıyorum, sözleri adeta eridi. Bu süreci bir aile okuluna çevirebilmek adına okuyucularımıza neler tavsiye edersiniz?

Pandeminin bize verdiği en önemli şey zaman. Hem kendimize hem ailemize hem de yakınlarımıza yetecek bir zaman var. Evi bir aile okulu haline getirmek için burada üç şeye dikkat etmek gerekiyor.

Birincisi karı-koca arasındaki ilişkilerde negatif iletişimin olmaması yani iki tarafın da birbirinin kusurunu düzeltmeye çalışmaması; güç savaşlarının, hakimiyet savaşlarının olmaması. Onun için burada olumlu yönden ilişki kurmak, pozitif iletişim içinde olmak; evde olumlu bir atmosfer oluşturmak ve bunlara kafa yormak gerekiyor. Ailede, aile okulu olması için psikolojik atmosferinin ona uygun olması lazım. Yani çocuklarda eve güven duygusu oluşacak, sıcak duygular oluşacak, evi sevecekler. Böyle durumlarda anne baba ve çocuk evi severek bir arada kalıyorlarsa aile okulunun en temel ihtiyacı giderilmiş olur.

İkincisinde de birlikte zaman geçirmek, çok nitelikli beraberlikler önemli. Birbirini düzeltme zamanı değil şu anda birbirinin pozitif yönlerini güçlendirme zamanı. Evde liderlik anne babada olmalı. Çocuklar evin küçük hükümdarı olmamalı, onun için çocuklarda pozitif disiplin önemli burada. Çocukların böyle yanlışlarını düzeltme üzerine değil de onların olumlu davranışlarını güçlendirme yönünde gidilirse daha iyi sonuç verebilir.

Mesela çocuğunuz 10 yaşından küçükse alıştırılabilirliği yüksektir. Böyle durumlarda ona, bir şeyi yapamadığı ya da yanlış yaptığı zaman değil, iyi yaptığı zaman hemen takdir ve övgü ile yaklaşırsak pozitif pekiştirme ile daha iyi öğrenebilir. Bu süreçte ailece kitap okumak çok güzel bir etkinlik olur. Herkes alır birer sayfa okur, her gün yarım saat kitap okumaya ayrılması hem bizim hem de çocuklarımızın kitap okuma alışkanlığı kazanmasını sağlar. Birlikte nitelikli, sevgi dolu ve değerlerimize yönelik etkinliklerle zaman geçirmek önemli.

Kaynak: Nevzat Tarhan / Diyanet Dergisi Mayıs 2020 / bkz: 22-25

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.