DOLAR
32,8221
EURO
35,1421
ALTIN
2.449,46
BIST
10.771,36
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
29°C
İstanbul
29°C
Açık
Pazar Parçalı Bulutlu
29°C
Pazartesi Az Bulutlu
30°C
Salı Az Bulutlu
29°C
Çarşamba Az Bulutlu
29°C

Dinimiz İslam’a Göre İhlas Kavramı

05/06/2024
2
A+
A-
Dinimiz İslam’a Göre İhlas Kavramı

İhlas; Ameli her türlü karışık şeyden temizlemektir. Yani ihlaslı kişi amele, nefsin isteklerinden olan pislikleri karıştırmaz.

Bunlar;

  • İnsanların kalbine girme isteği,
  • İnsanların övgüsünü istemek,

İnsanların kınamalarından kaçmak veya onların kendini yüceltmelerini arzulamak veya mallarını arzulamak, hizmet ve muhabbetlerini istemek, isteklerini karşılamaları veya bundan başka diğer sakatlık ve pislikler olabilir.

Bunların hepsinin ortak noktası, ameli ile her kim olursa olsun, Allah’tan başkasını arzulamaktır

İhlas Üç Derecedir

Birinci Derece: Amelden ameli beğenmeyi çıkarmak ve amelden arzuyu temizlemektir. Amel eden kişinin karşısına, ameli esnasında üç afet çıkar;

  • Onu beğenmesi ve dikkate alması,
  • Ondan bir karşılık beklemesi,
  • Ondan hoşnut olması, ona canının ısınması. Bu derecede,işte bu belalardan kurtulur.

Amelini beğenmekten onu kurtaran; Allah’ın kendine yaptığı iyiliği, O’nun ihsanını, kendini başarıya ulaştırdığını düşünmesidir.

O, başarının Allah’tan olduğunu -kendi nefsinden olmadığını- onun amel yapmasını gerekli kılanın Allah’ın dilemesi olup kendi dilemesi olmadığını düşünmelidir.

Allah Teala’nın buyurduğu gibi: “(Bununla beraber o doğruluğu) alemlerin Rabbi olan Allah dilemeyince siz dileyemezsiniz (Tekvir 29)”

Burada ona cebr, zorlama delilleri yarar sağlar: “Kendinin sırf bir alet olması, hareketlerinin ağaçların hareketi, rüzgarın esmesi gibi olduğu, kendisini esas hareket ettirenin başkası, failin kendinden başkası olduğu, kendisinin bir ölü -çünkü ölü hiçbir şey yapamaz- olduğu, kendi nefsi ile baş başa bırakılsa, asla salih fiillerinin olamayacağı, çünkü nefs cahil ve zalimdir, tabiatı tembellik, şehvetleri tercih etmek ve çalışmaktır, nefs her şerrin kaynağı, her kötülüğün sığınağıdır. Bir kul nefsiyle böyle olduğu müddetçe, ondan hiçbir hayır çıkmaz ve hayır onun işi de değildir. İşte bunlar ona fayda sağlar.

Kendisinden Çıkan Haber: Bu amel Allah’tan ve Allah’ın yardımı ile olmuştur. Ne kuldandır ne de kul sayesindedir. Allah Teala’nın şu ayeti gibi: “Eğer üzerinizde Allah’ın fazl ve rahmeti olmasa idi içinizden hiçbiri(niz) ebediyen temize çıkmazdı. Ancak Allah’tandır ki kimi dilerse temize çıkarır (Nur 21)” ve cennettekilerin dediği gibi: “Hamd olsun Allah’a ki, bizi hidayeti ile buna kavuşturdu (A’raf 43)”

Allah Teala’nın, Resulüne (s.a.v) buyurduğu gibi: “Eğer sana sebat vermiş olmasaydık and olsun ki onlara (belki) biraz meyledecektin (İsra 74), Fakat Allah size imanı sevdirdi. Onu kalbinizde süsledi. İşte rüşdünü bulanlar onların ta kendileridir (Hucurat 7)”. Kulda ki her türlü hayır Allah’ın sırf ihsanı, iyiliği, fazl ve nimetidir. Onlara karşı O’na hamd olunur.

Gerçekte kulun amellerini beğenmesi, kendisinin yaratılmış sıfatlarından olan işitme, görme, idrak etme ve kuvvetini beğenme gibidir. Hatta sağlığını, organlarının sağlamlığını ve buna benzer diğer durumları beğenmesi gibidir. Bunların tümü sırf Allah’ın bağışı, nimeti ve ihsanıdır. Kulu bu afetten temizleyen, Rabbini ve nefsini bilmesi ve tanımasıdır.

Ameline karşılık istemekten onu kurtaran, kendisinin sırf kul olduğunu bilmesidir. Kul, efendisine hizmetinden dolayı ne karşılık, ne de ücret hak eder. Çünkü o, O’na kulluğunun gereği olarak hizmet eder. Efendisinden eline geçen ecir ve sevap efendisinin ona iyiliği, ihsanıdır. Yoksa herhangi bir karşılık değildir. Çünkü ücrete ancak hür olanlar veya başkasının kölesi layıktır. Kendi nefsinin kölesi ise layık değildir.

Amelinden Razı Olmasından Ve Ona Canının Isınmasından Kendini Kurtaran İki Şeydir

  • Birincisi: Amelinin ayıplarını ve amelinin afetlerini, amelde kusurunu, o amelden nefsinin payını ve şeytanın nasibini bilmesidir. İçinde şeytanın nasibi olmayan, az olsa bile  nefsin payı olmayan amel azdır. Resulüllah’a kişinin namazında yüzünü sağa sola çevirmesini sorarlar. O da der ki: O, kulun namazından şeytanın kapıp kaçtığı bir parçadır. Bu yüz çevirme bir göz atma veya göz ucuyla bakış olduğu zaman böyledir. Kalbi Allah’tan gayrisine yönelirse durumu nasıl olur? Bu kulluktan şeytanın aldığı en büyük nasiptir.
  • İkincisi: Rabbinin (c.c) kulluk hukukundan, açık ve gizli kulluk adabından ve şartlarından nelere layık olduğunu bilmesi, yine kulun kulluğunun hakkını yerine getirmede çok zayıf, çok aciz olduğunu, Rabbini o kulluğundan razı etmede çok zayıf, aciz olduğunu bilmesidir. Arif olan, Rabbi için amelinden hiçbir şeye razı olmaz. Bir an bile Allah için nefsinden razı olmaz. Allah’ın, ameline karşılık vermesinden haya eder.

Nefsine ve ameline kötü zannı, nefsine kini, nefeslerini ve onların Allah’a yükselmesini hoş görmemesi, bütün bunlar kendisi ile amelinden ve kendinden razı olması arasına girer, engel olur.

Kulun afeti nefsinden razı olmasıdır. Kim nefsine, onun herhangi bir şeyini güzel görerek bakarsa, nefsini mahvetmiştir. Devamlı nefsini itham etmeyen aldanmıştır.

İkinci Derece: Bütün gücünü sarf ederek, amelden utanmak, müşahededen kaçınarak güç sarf etmek ve cömertlik gözesinden amelin tevfik nurunda olduğunu görmektir. Bu üç şeyi kapsamaktadır:

Birincisi Amelinden utanması. Bu Allah’tan fazlaca haya etmektir. Çünkü yaptığı ameli, bütün gücünü sarf etmekle birlikte Allah’a layık görmemektedir. Allah Teala “… Verdiklerini Rablerinin huzuruna döneceklerinden yürekleri kork(u ile çarp)arak verirler (Mü’minun 60)” buyurur. Peygamber (s.a.v) ise: “O kişi oruç tutar, namaz kılar, tasadduk eder ve kendinden kabul olunmayacak diye korkar” buyurur.

  • Mü’min; Korkarak ve nefsine kötü zan besleyerek ihsan elde eden;
  • Aldanmış ise; Kötülük yaptığı halde nefsine iyi zan besleyen kimsedir.

İkincisi: Müşahededen kaçınarak güç sarf etmektir. Yani amelini sahih kılmak için gücünü sarf eder ve o amelin kendinden ve kendi sayesinde olduğunu görmekten kaçınır.

Üçüncüsü: Allah’ın kulun basireti nurlandırdığı tevfik nuruna sığınmasıdır. Bu nurun ışığında amelinin onun cömertliğinden kaynaklandığını görürsün. Amelin ne sendendir ne de senin sayendedir. Bu derece beş hususu kapsar;

  • Amel için çalışma
  • Utanma
  • Allah’tan haya
  • Amelin senden olduğunu düşünmemek
  • Allah’ın cömertlik gözesinden ve Allah’ın ihsanından kaynaklandığını düşünmek

Üçüncü Derece: Amelini ilme uygun yürüterek, hükmü gözeterek, resmin köleliğinden, bağımsız bir şekilde amelden kurtularak, ameli kurtarmaktır.

Amelden kurtularak ameli kurtarmayı şöyle açıklamışlardır: Ameli ilimle paralel yürür ve sen de hükmü gözeterek yürürsün.

Amelin ilme ayak uydurması, sizden doğruluk isteyenler tablosu; amel edenin hükmü gözeterek yürümesi, Allah dilemeyince siz (bunu) dileyemezsiniz tablosudur.

İhlas; İstenilen şeyin bölünmemesi, sıdk isteğin bölünmemesidir.

  • O halde ihlasın aslı; İstenileni birleme
  • Sıdkın aslı ; İsteği ve iradeyi birlemektir. Ancak samimi olarak teslimle olgunlaşırlar

Kaynak: İbn Kayyım El-Cevziyye / Medaricu’s Salikin / bkz: 564-568

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.