Ahiret Hayatına İman

Dinimiz İslam’a Göre Ölüm Gerçeği

sponsor

Aziz Müslümanlar!

Ölüm, insanoğlunun kaçamayacağı bir gerçektir. Kur’an-ı Kerim de ‘Nerede olursanız olun, sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile ölüm size ulaşacaktır (1)’ buyrulmaktadır. Tam olarak farkına varmasak da ölüm, hayatımızın en yalın ve en gerçekçi yanını temsil etmektedir. Nasıl ki hayat yüce Allah’ın bir ihsanı ise, ölüm de onun bir fermanıdır.

İnancımıza göre ebediyen baki kalacak olan sadece yüce Allah’tır. Mülk süresinin “O, Allah ki, hanginizin daha güzel işler yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yarattı (2)” mealindeki 2. ayeti ölüm ve hayatın yaratılış sırrını çok açık bir şekilde gözlerimizin önüne sermektedir.

Ölümün hikmeti, insanın imtihanında saklıdır

Ölümle hayat sona ermeyecektir. İnsanı ölümden sonra sonsuza dek sürecek olan bir hayat beklemektedir. İşte insan, iyi yada kötü işlediği her şeyin karşılığını ahiret yurdu dediğimiz bu ölüm sonrası hayatında görecektir.

Ölüm bir taraftan insanın hesap vermesi ve sorumlu tutulması hakikatine kapı aralarken, diğer taraftan da fani olan insanın ebedileşmesinin de ilk basamağını teşkil etmektedir. Bu açıdan ölümü, tıpkı hayat gibi, ahiret yurdunda ebedi mutluluğa ulaştıran bir vasıta ve nimet olarak algılamakda mümkündür.

Ölüm insan için en büyük ibret ve en etkili öğüttür. Ölüm gerçeğinden uzak olarak sürdürülen hayatlar yitik ve ziyan edilmiş hayatlardır. Sonu da apaçık hüsrandır. Dünyaya hiç ölmeyecekmiş gibi bağlananlar, kuşkusuz aldanmışlardır. Asıl olan hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, hemen ölecekmiş gibi de ahiret için çalışmaktır

Ölmeden önce ölmek ve kalıcı mutlulukları dünyanın geçici zevklerine feda etmemek gerekir.

Ölümle her şeyin biteceğini zannedip, sürekli nefsin arzuları peşinde koşmak, hayatı zevki sefaya adamak ve bunu bir yaşam felsefesi haline getirmek çok büyük yanlıştır. Bu düşünce, insanları değer tanımazlığa ve her şeyi mubah görmeye insanı iman açısından da son derece tehlikeli sonuçlara götürür.

Kıymetli Müminler!

Unutmayalım ki ölüme hazırlık, İslam’ın ön gördüğü hayat programına tabi olmakla mümkündür. Onun için insan, zaman zaman yaşadığı hayata bakmalı, geçirdiği ömrünün aşamalarını gözden geçirmeli ve hesabı verilebilir bir hayat sürüp sürmediğini muhasebe etmelidir. İslam’ın hayat programına uygun hareket eden, insani değerlerle barışık yaşayan, hileden, yalandan, iftiradan, fitneden, fesattan, kalp kırmaktan, devlet malına el uzatmaktan, cana, mala, namusa tecavüzden sakınan, hayatı boyunca insanlık için artı değerler üretme gayreti içinde olan insan, ölüme hazırlık yapmış demektir. Bu kimseler için ölüm, artık korkulacak bir şey değil, Mevlana’nın ifadesiyle bir vuslat, kavuşma ve buluşma vesilesidir. Bu zaman dilimi, ömür boyu arzu edilen Yüce Yaratıcıya kavuşmanın ilk merhalesidir.

Değerli Müslümanlar!

Ölüm sonrası hayatın mutluluk kapısını aralamak için

Dini görevlerimizi, ibadetlerimizi ihmal etmeyelim, sosyal sorumluluklarımızın gereğini yerine getirelim. Ölümün bize hiç de uzak olmadığını, ölümle hayat arasında çok ince bir çizginin bulunduğunu, ölüm meleğinin herhangi bir yerde ve beklemediğimiz bir anda karşımıza çıkacağını unutmayalım.

Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı / Minberden Öğütler / bkz: 219-220

(1- Nisa Süresi 78. ayet) (2- Mülk Süresi 2. ayet)

sponsor
Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı