DOLAR
21,2460
EURO
22,9005
ALTIN
1.340,23
BIST
5.372,66
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
23°C
İstanbul
23°C
Parçalı Bulutlu
Salı Az Bulutlu
23°C
Çarşamba Az Bulutlu
23°C
Perşembe Az Bulutlu
23°C
Cuma Az Bulutlu
24°C

Dua & İslam & Kur’an & Ayet & Hadis

Dua & İslam & Kur’an & Ayet & Hadis
03.02.2023 19:35
0

İslamiyet’in önemli emir ve ibadetlerinden biri de duadır. Dua bir mümin için, içinde yaşadığı dünya mahbesinden ukbaya, ümide, saadete ve sonsuzluğa açılan nefes ve hayat penceresidir.

Dua kelimesi lügatte çağırmak, istemek, söylemek anlamlarına gelir. Şeriat ıstılahında ise, Dergah-ı İlahi’den hayır, rahmet, nimet ve hacet reca etmektir.

Kölenin efendisinden, küçüğün büyükten, acizin gücü yetenden, arzu, hacet, sevgi ve ihsan talep etmesi ne kadar tabii ise, müminin de, Mabudu olan Allah Teala’dan yalvarıp yakararak arzuhal etmesi de en az o ölçüde tabiî ve fıtridir.

Daima dua, niyaz ve iltica ile Yaratıcısına el ve gönül açan mümin, karamsarlığın, ye’sin ve nevmidinin (ümitsizliğin) elemlerini tatmaz. Onun hayatını ümit, sürür (neş’e) ve huzur kaplar. Duayı reddeden, onu Cenab-ı Hakk’ın ilim ve takdirine karşı biedebane (edebe muhalif) bir davranış zannedenler vardır.

Bu telakki Kitap ve Sünnetin açık nassları ile asla bağdaşamaz. Duayı lüzumsuz, zaid ve fuzuli bir amel gibi göstermek gayretinde olan kişilerin görüşlerini tevillerle hakka uydurmak vazifemiz olmadığı gibi, bu görüşlerin sahiplerini tenkide de lüzum görmeyiz.

Sadece bu kabîl iddiaların ehl-i sünnetçe şayan-ı hürmet olamayacağını beyan ve ilan ederiz. Duayı kadere itiraz gibi zan ve tavsif edenlerden Şirazlı Hafız (v. 792 H.);

“Muhtacım ve istemiyorum. Hazret-i Kerim huzurunda istemeğe ne lüzum var?” demektedir.

Hindli Şar Feyzi Hindi (1547- 1595 M.) ise;

Bizim hacetlerimize madem ki kendisi vakıftır, o halde duaya hacet ne? diyerek duayı lüzumsuz saydığını açıklamaktadır.

Muğlak ve müphem söz ve davranışlarıyla asırlardır İslam Ümmeti arasında Ehl-i Sünnet akidesi‘nin tezelzül ve karışmasına sebep olmuş bulunanlardan meşhur Hallaç Hüseyin Mansur’un da (858-922) buna benzer sözleri çoktur.

Bu konuda en güzel fikir, maruf müfessirlerimizden merhum Elmalılı Hamdi Yazır Efendi’nindir.

İlimden dem vuran bazı cahiller duayı faidesiz bir şey zannetmişlerdir. Bunların başında kudret-i fatırayı bir kuvvet-i amya (kör kuvvet) zu’meden (sanan) kör kuvvetçiler vardır buyurmakta ve suret-i haktan görünerek akidemize hulul ve nüfuz etmeye çalışanların yanlış telakkilerinin butlanını uzun uzun izah ve ispat eylemektedirler.

Bütün Müslümanların ise her hususta olduğu gibi

Dua konusunda da yegane mesnet ve kendisine tabi olduğumuz, şüphesiz yalnız Kur’an-ı Kerim ve Resulüllah’ın sünnetidir.

Kur’an-ı Hakim’in birçok yerinde duadan bahsedilmekte, duanın adabı öğretilmekte, enbiyadan hikayeten, onların mübarek dilleriyle duaları naklolunmakta ve müminler dua ile emrolunmaktadır.

Bir fikir vermek üzere sadece birkaç tane ayet-i celileye bakalım:

Kullarım (Habibim) sana beni sorunca (haber ver ki) işte ben muhakkak yakınımdır. Bana dua edince ben o duayı edenin davetine icabet ederim (1)

Rabbimiz şöyle buyurdu: Bana dua edin. Size icabet (ve duanızı kabul) edeyim (2)

En güzel isimler Allah’ındır, o halde ona bunlarla dua ediniz (3)

Rabbiniı içinden yalvararak ve korkarak (fakat) yüksek olmayan bir sesle sabah-akşam an (4)

Gafillerden olma (5)

“Rabbınıza yalvara yakara, gizlice dua edin. Şu bir hakikattir ki, Allah haddi aşanları sevmez (6)

Peygamber Efendimizin, bu vadide pek hikmetli ve irşadkar pek çok mübarek buyrukları vardır. Bu meyanda;

Dua bir ibadettir ve dua müminin silahı, dinin direği ve göklerle yerlerin aydınlığıdır ve dua ibadetin iliğidir

Ne yazık ki İlahi deryadan şifa akıtan dua adlı bu muazzez çeşmeden bugün din kardeşlerimiz gereği ölçüde içip müstefid olamamaktadırlar. Hacı yollama duasından tutunuz da güvey, gerdek, sofra, sakal, şerbet, mevlid, karınca ve şirinlik duası icadlarına kadar;

İslam’ın madde ve ruhuna zıt bir basmakalıp ilim, anlayış, asliyet, huzur ve huşudan uzak dua tarzı ve bu tarzı geçim yolu edinmiş bidatçiliğe mücessem örnek halinde bir duahanlık mesleği türemiştir.

Böyle bir dua telakkisinin hakim olduğu toplumumuzda, aetler ibadetleşmiş olup, ibadetler ise ya asliyetini kaybedip bozulmuş, yahut da ruhunu yitirip adat-ı adiyeden sayılır ve sanılır olmuştur. Bu gerçeğin en kesin delili, bugün dua ibadetinin, adab ve şeraitine hiç uyulmadan gelişigüzel yapılışı veya bu şeraitin yeteri kadar bilinmemekte oluşudur.

Duanın sünnete uygun veçhile ifa ve icrasını temin edebilmek için bilinmesi ve uyulması gerekli bazı vazifeler vardır.

Bunları maddeler halinde özetleyecek olursak eğer;

1▬ Önemli hacetler için yapılacak dua da manevi şerefi olan vakitleri fırsat bilmelidir. Senenin arefe, ayın ramazan, haftanın cuma günleri ve gecelerde de seher vakitleri gibi. Cenab-ı Hak: ( O takvaya erenler) seherlerde Allah’tan mağfiret isteyenlerdir (5) buyurur.

2▬ Şerefi ve kadri Allah katında yüce olan hadiseler ve hallerin vakitleri de duaların kabulü için eşref saatlerdir.

  • Cihat saflarının buluştuğu
  • Yağmurun yağdığı
  • Gönlün duaya iştiyak duyduğu
  • İftar edildiği
  • Secde olunduğu
  • Ezan ve ikamet arası ile Ka’be-i Muazzama’nın müşahede olunduğu anlarla farz namazların edasını izleyen zamanlar işte bu cümledendirler.

3▬ Dua edilirken abdestli, helal ve makbul kazançlı, haramdan kaçıma bir halde olmalı ve yeni baştan tevbe edip afv-ü mağfiret niyazından sonra hacet arzolunmahdır. Dua, afv-ı kusur ve hacetlerin arz edilmesi için makul ve meşru bir talep ile olmalıdır.

4▬ Dua sırasında kıbleye yönelmeli, ellerin aralarını kıble-i dua olan semaya doğru iyice açarak kaldırmalı, candan ve ısrarla yalvarmalı ve duayı üç defaya kadar tekrar da etmelidir.

İstiska (yağmur duası) da bazılarının yaptığı gibi semaya veya yere işaret şeklinde parmak dikmek caiz olmadığı gibi, Hurufilik ve Rukumilik paralelinde izahlarla duada elleri bitişik tutmak da uygun bir dua vaziyeti değildir

Duanın en önemli edebi gizlilik, vakar ve sekinettir.

Hamdi Efendi merhum, “Duada ihfa (gizlilik) vacip değilse laekal menduptur buyurmaktadırlar. Bağırıp çağırmak, dua sınırını aşıp şikayet ve nümayiş sınırına, ihlas hududunu geçip riya hududuna girmektir.

Hafif sesle dua etmek, Kitabullah’da bildirilmektedir: “Rabbınıza yalvara yakara, gizlice dua edin. Şu bir hakikattir ki, Allah haddi aşanları sevmez (7) , Sesini alçalt. Seslerin en çirkini, hakikat eşeklerin anırışıdır (8)” ve Zekeriyya Peygamberden hikayeten, “O, Rabbına gizlice niyaz ettiği zaman… (9)” buyurulmaktadır.

Nitekim sahih bir hadiste de Efendimiz bağırarak dua edenlere hitaben; “Siz bir sağıra veya gaibe dua ediyor değilsiniz. Şüphesiz işiten ve yakın olan (Allah’a) a dua ediyorsunuz.”buyurmuşlardır.

5▬ Mühim adabdan biri de duada, kafiyeli, seci’li, yapmacık ve gayr-i tabii söz cambazlıklarından kaçınmaktır. Zîra o makam, fesahat ve edebiyat satma makamı değil, ihtiyaç ve iftikar (yokluk), zillet makamıdır. Hz. işe (r.anha) Validemiz;

  • Resulüllah duadan kelimesi az anlamı çok olanını sever ve gayrısını bırakırdı buyuruyorlar.

Kelime azlığı ve anlam çokluğuna delil ve örnek olmak üzere Efendimizin dualarından bazılarına bakalım.

  • Resulüllah (s.a.v) en çok: Allah’ım! Bize dünyada (her şeyde en) güzeli, ahirette de en güzel olanı ver ve bizi ateş azabından koru duasını ederdi.
  • Biri Müslüman olduğunda Resulullah (s.a.v) ona namazı öğretir, sonra şu şekilde dua etmesini emrederdi: Allah’ım: Beni mağfiret et, bana rahmet et, beni hidayete erdir, bana afiyet ver ve beni rızıklandır
  • Allah’ım… Beni hidayet ve istikamet üzere kıl

Ümmü Seleme (r.anha) ya, ‘Ey müminlerin anası: Sen Peygamberimizin n en çok ettiği dua hangisiydi? diye sorulduğu zaman;

  • En çok şu duayı ederdi, dedi: Ey kalpleri (dalaletten hidayete) döndüren Allah’ım: Dinin üzerinde kalbimi sabit kıl buyurmuşlardır.

6▬ Tazarru (alçalış), ümid ve korku içinde bulunarak dua etmek de şeraittendir. Duanın muhakkak kabul olunacağına veya ibadet, zikir olduğundan ecir getireceğine yakın hasıl ederek, tam bir güven ve ümidle yakarmak esastır.

Şayet, dilersen kabul et, denmez. Muhakkak şu emelime ulaştır, demek bir emir de değil, reca ve niyazdır. Zîra, bir çukura düşenin yanındakine, “Beni kurtar” demesi emir değil, istek ve yalvarmaktır. Duanın icabının husulünde acele etmek de caiz değildir. Ben şunu istedim, Rabbim vermedi, denmez.

Her dua kabul olunur. Fakat, ya aynen zuhur eder, ya da ecr sebebi olur.

Bu, hikmet-i Raaninî ve takdir-i Sübhani’ye kalmıştır. Hz. Musa ve Harun’un (a.s) Firavn hakkındaki beddualarının kabulü kırk yıl sonra olmuştur.

Dualara hamd-ü sena, istiğfar ve salavat-ı şerife ile başlayıp öyle bitirmek de adab cümlesindendir. Bunun en güzel örneği duaların efdali olan Fatiha-i Şerifedir.

7▬ Dualarda valideyn ve bütün müminler için de hayırlı dileklerde bulunmalı; şöyle taamlar, köşkler, yemekler isterim, gibi uygun olmayan fer’î ve fuzuli öz uzatmalarından çekinmelidir. Bizatihi masiyet olan ve İlahi rızaya aykırı düşen hususlar için dua ise esasen caiz değildir.

Duada isteyen ile istenen (el açılan) beynindeki hal, şan ve nispetin korunması zaruri olduğundan, mezkur adaba inkıyat da mühim bir şart ve mecburiyet olmuştur. Müslüman, Rabbine ilticada bulunurken hayırlı ve güzel isteklerine dost, sevgili, akraba, arkadaş ve bütün müminleri, hatta hidayet dileğiyle bütün beşeriyeti duasından hissedar etmesi makbuldür.

Bu, müminin diğergamlık, feragat, vefa, merhamet, muhabbet, ihlas, kardeşlik haslet ve hislerinin de bir tezahürü ve isbatıdır. Kardeşine Müslümanın, onun gıyabında ve ıttılaı olmaksızın dua etmesinin yüceliğini Peygamber Efendimiz şu hadis-i şerifleriyle beyan buyuruyorlar.

Müslümanın din kardeşi gıyabında (yapacağı) dua kabul olunur.

(Dua edenin) başı hizasında görevli bir melek vardır. O, kardeşine hayırlı dua ettikçe melek; amin, sana da (isteğinin) misli verilsin, der tebşiratını haber veriyorlar.

Bahsimizi Kur’an-ı Kerim’de zikredilen ve bizim için misal ve talim olmak gayesini de mutazammın olan dua ayetlerinin zikriyle bitirelim:

  • Bizi doğru yola ilettikten sonra kalblerimizi (haktan) saptırma. Bize kendi canibinden bir rahmet ver. Şüphesiz bağışı en çok olan Sensin Sen (10)
  • Ey Rabbimiz… Bize tarafından bir rahmet ver ve işimizden bizim için bir muvaffakiyet hazırla (11)
  • Rabbim… Benim göğsüme genişlik ver, işimi kolayla (12)
  • Ey Rabbimiz… Kendimize yazık ettik. Eğer bizi bağışlamaz, bizi esirgemezsen herhalde (maddî ve manevi en büyük) zarara uğrayanlardan olacağız (13)

Elleri ağrısa da, dilleri kurusa da, dudakları yarılsa da gönülleri uyumayan ve Yaratıcısına yalvarmaktan gafil olmayan bir kul olmanın yüceliğini gerçekten idrak etmek ve bu idrakin feyziyle yaşayıp ölmek yegane dileğimizdir ve böyle olmalıdır…

Kaynak: Ramazan Arslanbaba (Sivrihisar Müftüsü) / / Diyanet İlmi Dergisi / Kasım 1970 / bkz: 415-419

(1-Bakara Süresi 186) (2-Mümin Süresi 60) (3-A’raf Süresi 180) (4-A’raf Süresi 265) (5-A’raf Süresi 55) (6-Al-i İmran Süresi 74) (7-A’raf Süresi 55) (8-Lokman Süresi 19) (9-Meryem Süresi 3) (10-Al-i İmran Süresi 8) (11-Kehf Süresi 10) (12-Taha Süresi 25-26) (13-A’raf Süresi 23)

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.