Rızık Veren Allah'tır

Dünya Nimetlerinin Kulları Üzerindeki Dağılımı

sponsor

Her türlü hamd ve övgü Yüce Allah’a mahsustur. O Allah ki, her şeyi yoktan var etmiştir ve yok ettiğini yeniden var eder ve dilediğini dilediği gibi yapar. Büyük arşın sahibi ve yaratıcısı O’dur. Allah birdir, benzeri ve ortağı yoktur, hiç kimseye muhtaç değildir, aksine her şey ve herkes O’na muhtaçtır. O’nun varlığının başlangıcı da sonu da yoktur. Her şey yok olduktan sonra O yine var olacaktır.. Görünen ve görünmeyen her şey O’nundur. Bütün salat-ı selamlar da doğru yolu insanlara gösteren Elçisine ve O elçinin al ve ashabı üzerine oldun.

Allah Teala, dünya nimetlerinin geçici bir süre için senin elinde bulunduğunu, hepsinin kalıcı olmayıp geçici bir meta, oyalanma ve eğlence olduğunu kullarına bildirmesine rağmen, bunlara dört elle sarıldı ve dünya malı toplamak için her türlü fenalığı, kötülüğü yaptı. Önüne hangi engel çıktıysa sahip olabilmek için gözünü kırpmadan kırdı geçti .Ancak Allah’ın rahmetini ve gazabını unuttu.

Dünya malına olan düşkünlük şeytanın serveti olmasına rağmen, kendi hakkını bıraktı, şeytanın hakkına göz dikti ve şeytanda ondaki iman heybetini aldıktan sonra kendi hakkını yani dünya malını insanlara verdi.

Nitekim şöyle bir rivayet mevcuttur; Hasan-ı Basri Hazretleri’nin (r.a) talebeleri, şeytanın vesvesesinden şikayet ederek, “ya Şeyh! Şeytandan gayet incindik. Hep bizi yaramaz işlere teşvik ediyor. Elinize geçen dünyayı sıkı tutun, size lazım olacak diyor ve bizi hayırdan alıkoyuyor” dediler. Hasan-ı Basri Hazretleri gülümseyerek buyurdu ki; Şimdi buradaydı.O da sizden şikayetçi.

Dedi ki;

Şu Ademoğullarına nasihat eyle de benim hakkıma tamah etmesinler. Kendi haklarına razı olsunlar. Hak Teala beni huzurundan kovduğu zaman, dünyayı ve cehennemi bana malik kıldı. Cenneti ve kanaati ise onlara verdi. Şimdi bunlar kendi haklarını bıraktılar benim mülküme tamah ediyorlar. Bende onların imanlarını alıncaya kadar, dünyayı kendilerine vermiyorum dedi. Eğer şeytanın vesvesesinden emin olmak isterseniz; Dünyayı terk edin ve endişesini gönüllerden çıkarın. Bu nasihatleri dinleyen talebeleri başlarını öne eğerek huzurundan ayrıldılar.

Cenab-ı Hak kullarını lütfü ve inayetiyle kendisine yakın çağırmış ve dünya nimetlerinin birer meta’ olduğunu beyan buyurmuştur

Bu konudaki bazı ayetleri eğer aksedecek olursak bazılarını şu şekilde belirtebiliriz; “Kadınlara karşı şehvet, evlat, biriktirilmiş altın ve gümüş, cins atlar, hayvanlar ve ekinlere karşı düşkünlük, insanların hırsını tahrik eder (1)”.

Nitekim insanların şehvetlere olan düşkünlüğü ve mal sevgisi insanlara çok cazip ve hoş görünmesine rağmen, Allah Teala bunların geçici olduğunu, tam aksine bunların kişiye fayda değil zarar getireceğini belirtmiştir. Aynı şekilde ayetin devamında ise;

“Bunlar dünya hayatının geçici menfaatleridir. En güzel mekan Allah katındadır..(2)” şeklinde devam etmiştir. Gerçek olanı terk edip de rüyada gördüğün bir şeyin arkasında koşturmak ahmaklıktır.

Yüce Allah (c.c) buyuruyor ki; “Kendilerine verilen öğütleri terk edip unutunca üzerlerine her şeyin, her zevk ve nimetin kapılarını açtık. Nihayet kendilerine verilen bu genişlik ve serbestlikle tam ferahlandıkları sırada, ansızın onları kıskıvrak yakaladık da bir anda bütün ümitlerini kaybediverdiler! (3)”

Nitekim insanoğlu yapısı itibariyle, rahatlık, bolluk ve refah bulduğu zaman hiç bir şeye ihtiyacı olmadığını düşünecek kadar acizdir. Kendisine bu nimetleri vereni, kendisine bu imkanları kazanmak için yarattığı vesileleri ve araçları görmeyecek kadar acizdir ve kördür.

Oysa o bolluk ve rahat , zevk-u sefa içinde yaşayanlar Allah’ın kendilerine bahşetmiş olduğu bu nimetleri, bu genişliği yine Allah yolunda harcasalar; O’nun rızasını kazanmak için mücadele etseler, yani diğer bir değimi ile Allah’ın sayesinde kazandıklarını yine Allah için harcasalar yada harcayacak olsak her şey çok daha güzel olur. Hem bu dünyamız için hem de ahiretimiz için güzel bir yatırım olur.

Nede olsa O’ndan geldik ve yine O’na döneceğiz bunu unutmamak lazım. Ancak yine aynı şekilde bu bolluk ve genişliği sadece kendi rahatı ve geçimi için kullananlar;

Üzerlerinde hakkı olan akraba, fakir, fukara yoksula yardım etmeyenler, bunlara bir nevi haksızlık etmişlerdir ve bunların haklarına ihanet ettikleri için bunun da hesabını yarın mahkeme-i kübra da verecektir.

Kul rahatlığı bulunca bu seferde Rabb’ine olan şükrünü eda etmeyeceği gibi, bu seferde malına mülküne servetine aşrı düşkünlük sebebiyle bütün hayat-ı ömrünü bedbaht ve dalalet içinde geçirip,o sahip olduğu mal mülk kendisinin acı sonu olması muhtemelinde ölürken de yine aynı şekilde “La ilahe illallah” diyerek değilde “malım malım” diyerek can verirse işte o zaman artık dönüşü olmayan bir yola girmiş ve o yoldan da artık dönüşü olmayacaktır.

Bu yüzdendir ki o yola kendi isteğin olsa da olmasa da (ölüm) gireceksin bundan kaçarın ve çıkar yolun yok. Ondandır ki en azından elimizde imkanlar söz konusu iken ve akl-ı irademiz mevcutken o yola biz zorla değil de kendi hür irademizle girelim de belki bazı konularda hesap verirken bize bir faydası dokunur da Allah korusun o mal mülk bizden mahşer meydanın da davacı olmaz da belki kurtuluşa ereriz. Allah Teala şöyle buyurmaktadır

“Bilin ki, mallarınız ve evlatlarınız sizin için ancak bir fitnedir. Şüphe yok ki, büyük mükafat Allah katındadır.(4)”

İnsanoğlu hep daha fazlasını, hep daha fazlasını daha çoğunu ister. Nitekim zaten buda gerek Kur’an-ı Kerim de gerekse Hz Muhammed (s.a.v) tarafından söylenmiş hadis-i şeriflerde mevcuttur. İnsanoğlunun gözünü ancak toprak doyurur.

Ancak ne acıdır ki o aç gözlülük kendi helakına doğru kendini adım adım sürüklemektedir. Nice kişiler görüyoruz ki gerek yakın çevremizde gerekse çevremizde Allah’ım bana bir ev nasip etsin diyor başka bir şey istemem diyor.

Ancak Allah (c.c) kendisine bir şeyleri vesile kılarak o evi bahşettiği zaman bu seferde ikinci eve gözünü dikiyor. Yok çocuğum için, yok hastalanırsam, yok geleceğe yatırım olsun vs vs bahaneler üreterek dünya malına bağlanıyor da bağlanıyor. Ondan sonra öyle bir noktaya geliyor ki artık o mal mülk Allah’ı unutturduğu “Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın.(5)” gibi kendisini de unutuyor da ne yaptığın farkına varmıyor ve hiç oturup da düşünmüyor. Elbet bir gün bunların hesabı herkesTen teker teker sorulacaktır.

Allah (c.c) rızkını insanlara bahşederken bunun pek çok sebepleri vardır.

Şayet herkes eğer eşit şartlara sahip olacak olsaydı ne bir çalışan bulunurdu nede çalıştıracak bir kimse bulunurdu. Yani dünya öyle bir nizam içinde düzenli yaratılmış ki Allah (c.c) tarafından kusursuz bir şekilde.

Tabi ki bu düşünen ve aklını iradesini kullananlar için geçerli. Kullanmasa bile sadece kendisini kandırmış olur, hakikatler ve gerçekler yine aynı şekilde yerinde duruyor ve varlığını sürdürmeye devam ediyordur ve edecektir de.

Nimetlerin İnsanlar Üzerindeki Farklı Dağılımlarının Sebepleri

a-) Allah’ın kullarını bollukta ve darlıkta, açlık da ve toklukla, cana ve mala gelecek herhangi bir zararla kullarını imtihan eder. Nitekim Yüce Allah buyuruyor ki; “Biz mutlaka sizi biraz korku ile, biraz açlık ile, yahut mala, cana veya ürünlere gelecek noksanlıkla deneriz. Sen sabredenleri müjdele! (6)”.

b-) İnsanları birbirlerinin işlerinde çalıştırmak için ki yukarıda belirtildiği sebepten ötürü.Yüce Allah (c.c) yine buyuruyor ki ;”Allah sizi, maişet ve rızık hususunda kiminizi kiminize üstün kıldı. Nasipleri bol olanlar kendi nasiplerini, kendileriyle eşit seviyeye inecek derecede, yanlarında çalıştırdıkları köle (ve hizmetçi)lere vermezler. O halde nasıl olur da Allah’ın nimetini, Allah’ın kendilerinin üzerindeki hakkını bile bile inkAr ederler? (7)”

c-) Bol rızk sebebiyle azgınlığa meyli olanların azmalarını önlemek. Sebe halkı bunun ibret alınacak tipik bir örneğidir.(Bkz: Sebe Süresi 15-20)

d-İstidraç yani varlığıyla şımaran ve ıslah imkanı kalmayan nankörleri derece derece azaba yaklaştırmak ve ateşlerini daha da artırmak. Bunun örneği Kur’an-ı Kerimde Karun ve Hz Musa örneğinde şu şekilde verilmiştir:

“Yoldan sapanlardan biri olan Karun da MUsa’nın ümmetinden olup onlara karşı böbürlenerek zulmetmişti. Ona hazineler dolusu öyle bir servet vermiştik ki o hazinelerin anahtarlarını bile güçlü kuvvetli bir bölük zor taşırdı. Halkı ona: “Servetine güvenip şımarma, böbürlenme! Zira Allah böbürlenenleri sevmez” demişti. (8)”

e-) Süleyman (a.s) örneğinde olduğu gibi, iman edip kendisine lütfedilen nimetlerin şükrünü elinden geldiğince eda edebilenlere nimeti daha da artırmak.  “Onun sesini işiten Süleyman tebessüm ederek: “Ya Rabbî!” dedi, “beni nefsime öyle hAkim kıl ki gerek bana, gerek ebeveynime ihsan ettiğin nimetlere şükredeyim, Seni razı edecek güzel ve makbul işler yapabileyim. Bir de lütfedip beni hayırlı kulların arasına dahil eyle! (9)”.

f-) İman edip salih iş yapanların hayrını hayrını gözetmektir. Şöyle ki zenginlikler müminin hayrına ise zenginliğini daha da artırmak, değilse onun hayrına olacak tarzda kontrollü bir biçimde vermektir. Yüce Allah, sevdiği kuluna önem verir;on u zenginlik yada fakirliğin tehlikelerinden korur. Sonuçta neyin hayır, neyin şer olduğunu ancak Allah bilir.(10)

Son söz olarak diyecek olursak rızkın neyse ondan fazlasını alamazsın ve kazanamazsın ve kazandığında veya kazanamadığında içinde mutlaka senin için ya hayır vardır yada şer vardır. Allah’ın haram saydığı şeyle de O’nun rızasını kazanamayacağın gibi, rızkını da arttıramazsın.

Belki artırdığını sanırsın çeşitli yollarla (şans oyunları, faiz vs vs gibi) ama aslında artmıyor eksiliyordur. Sen bugüne bakarsın bu benim için kötü bir sonuç oldu dersin ancak gaybı bilen Yüce Allah, onda senin için gelecekte bir hayır var etmiştir veya bir şerden seni korumuştur.

Bizlere düşen şey rızkımız ne ise, mücadelemizi verdikten sonra aşırıya kaçmamak sureti ile verilene şükredip, elhamdülillah demek. Allah Teala’nın bir şeyleri vesile kılarak kazandığın malı, mülkü, aşırıya kaçmamak, saçıp savurmamak ve kendi ailenin geçimini sağlayacak kadarını elinde tuttuktan sonra, hepsini olmasa bile en azından bir kısmını Allah yolunda harcamak bizler için faydalı olacaktır İnşallah.

“Sana erişen her iyilik Allah’tandır; başına gelen her kötülük ise nefsindendir.(11)” “Eğer Allah insanları zulümleri sebebiyle hemen cezalandıracak olsaydı yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat O, onların cezalandırılmalarını tayin edilmiş belli bir zamana ertelenmiştir (12)”

Kaynak: İsmail Ekinci

(1,2-Al’i İmran Süresi 14. ayet) (3-En’am Süresi 44. ayet); 4-Enfal Sûresi 28. ayet) (5-Haşr Süresi 19. ayet) (6-Bakara Süresi 155. ayet) (7-Nahl Süresi 71. ayet) (8-Kasas Süresi 76.ayet) (9-Neml Süresi 19. ayet) (10-Not=a.b.c.d.e.f md genişletilerek M.Zeki Duman Beyanu’l Hak II Bkz:262 den alıntı yapılmıştır.) (11-Nisa Süresi 79. ayet) (12-Nahl Süresi 61. ayet)

Aşağıdaki konulara bakmak ister misiniz?

sponsor
Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı