DOLAR
32,8221
EURO
35,1421
ALTIN
2.449,46
BIST
10.771,36
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
29°C
İstanbul
29°C
Açık
Pazar Parçalı Bulutlu
29°C
Pazartesi Az Bulutlu
30°C
Salı Az Bulutlu
29°C
Çarşamba Az Bulutlu
29°C

el-Kabıd ve el-Basıt Esması ve Fazileti

A+
A-
el-Kabıd ve el-Basıt Esması ve Fazileti

el-Kabıd-el-Basıt: Yüce Allah’ın isimleri arasında yer alan Kabız ve Basıt isimleri, sıkan ve genişleten, daraltan ve açan anlamında birbirine zıt -öyle olduğu için de birbirini tamamlayan- iki isimdir.

Darlıkta Bollukta Allah’tandır (el-Kabıd ve el-Basıt): Bu isimlerin kapsamı hayatın bütün olaylarını içine alacak kadar geniştir. Ruhların verilip alınmasından, rızıkların dağıtılmasına kadar her alanda kabz veya bast halini müşahede edebiliriz.

Sadreddin Konevi’nin güzel tarifiyle Kabıd eşyayı kabzasında tutan, Basıt ise yayandır. O dürdüğünde hiçbir kuvvet işe yaramaz; yaydığında ise hiçbir şeye ihtiyaç kalmaz.

Esma-i Hüsna listelerinde Kabıd ve Basıt olarak isim formunda oldukları halde ilginçtir ki Kur’an’da daima fiil olarak gelmişlerdir.

Bu durum bizlere bolluk ve darlığın sürekli ve mutlak bir kanun olmadığını, hayatın çeşitli dönemlerinde birinin veya ötekinin yaşanacağını gösterir. Bu da Yüce Allah’ın Kabız ve Basıt isimleri arasındaki denge ve ahenge işaret eder.

İslam alimleri zıt anlamlı isimlerdeki bu denge ve ahenk sebebiyle bu tür isimlerin daima bir arada düşünülmesi gerektiğine dikkat çekmişlerdir. Bu dünyada kabz hali de bast hali de sınırsız ve sonsuz değildir.

Her ikisi de gelip geçicidir. Asıl tehlike insanın maruz kaldığı böyle gelip geçici darlık günleri değil, aslında azabı hak etmiş olanların önüne dünya nimetlerinin yayılmasıdır.

Zira Yüce Allah bu durumda olanlara verilen nimetlerin yalnızca azaplarını artırmak için verildiğini söylemektedir. Kabz kötülüklerin ortaya çıkmasıyla olabileceği gibi bir hayrın ortadan kalkmasıyla da olur. Mümin bunların her birinde bir hikmet olduğuna iman eder. Çünkü Allah hakimdir; vermeyişinde de, verişinde de bir hikmet vardır.

Hakk’ın katından olan hiçbir şey şer olmaz. Biz onu şer olarak görürüz. Zira kabz halinde hamdeden rızaya ulaşır; bu durumda da şer görünenin içinde gizlenen hayrı ortaya çıkarıp imtihanı geçmiş olur ki işte asıl başarı budur. Çünkü Rabbimizin huzurunda bize değer kazandıracak olan şey başımıza gelenlere verdiğimiz tepkilerdir.

Tasavvufta Kabz, kişinin manevi tutukluk halinde bulunmasını ifade eden bir terimdir.

Kişi bazen tutuk ve tedirgin olur, aklına hiçbir şey gelmez, zihni boştur; bazen de neşeli ve kendinden emindir, zihni açık, gönlü geniştir, hiç bir şey onu sıkmaz. Her iki durum da Allah’tandır. Her insanın kabz ve bast halleri de kendisine göredir ve çoğu zaman sebebi de bilinmez.

Sufilere göre bunların gelişi kesb ile olmadığı gibi gidişi de cehd ile değildir. Bu nedenle sufiler kabz halinden çıkmak için kişinin kendini zorlaması yerine bunu bir imtihan olarak görüp bu hal geçene kadar sabır göstermek gerektiğini söylerler.

Zoraki hareketlerle bunu geçirmeye çalışmak hem tasavvuf yolunun edebine aykırıdır hem de kabz halini daha da artırır. Üstelik bu hal, içimize dönüp yaşadıklarımızı anlamlandırmak, istiğfara yönelmek ve yaratılmıştan biraz uzaklaşıp Yaratıcı ile yakınlığı artırmak için kendiliğinden gelen bulunmaz bir fırsattır.

Birden bire gelen bast halinde de sükuneti ve edebi muhafaza etmek, taşkınlıklardan özenle kaçınmak gerekir.

Esma-i Hüsna müellifi Ali Osman Tatlısu’ya göre kula yaraşan şey kabz vaktinde elden çıkan nimetlerden dolayı müteessir olsa bile; Kendini şaşırmamak ve sabır denilen fazileti bütün bütün kaybedecek derecede yerinmemek olduğu gibi;

Bast vaktinde de şımarıp gurur ve heyecana kapılmamak, şükrü unutacak derecede sevinmemek ve bu hallerin hepsinin Allah’tan geldiğini ve nice gizli hikmetleri bulunduğunu düşünmek, her iki hâlde de gönlünü Allah’ın hoşnutluğuna bağlayarak kulluk vazifelerini yerine getirmekten uzaklaşmamaktır.

Bunu başarmak insanı pek çok hastalıklı durumlardan da muhafaza eder. Çünkü; Psikolojinin bize söylediğine göre çeşitli nedenlerle kullanılmayan beceri ve kapasiteler ya hastalık üretir ya da işlevini yitirerek ortadan kalkar ki bu da kişiyi kısıtlayan bir durumdur.

Bu nedenle hayat devam ettiği müddetçe kabz halinin geçiciliğini bilmek ve asla ümidi kaybetmemek hem inancımız hem de ruh sağlığımız açısından büyük önem taşır.

Bazı kullar Yüce Allah’ın Basıt isminin tecelligahıdır. Allah onlar vasıtasıyla diğer kullarını ferahlatır. İçimizin sıkkın olduğu bir anda bir şakayla yüzümüzü güldüren, bir sözüyle bizi rahatlatan dostlarımız bu gruptandır.

Peygamberimizin ashabından bu halleriyle öne çıkan Hz. Nuayman b. Amr gibi…

Basıt ismi Allah’ın yaratıklarının ihtiyaçlarını giderip onları ferahlandırma konusunda bize rehberlik ederken Kabıd ismi de ehil olmayan ve hak etmeyen kimselere mal, ilim, hikmet ve mevkileri dağıtarak onlara zarar vermeme konusunda dikkatimizi çekmektedir

Zira hak etmeyene verilen her türlü ikram onun sapmasına yol açacağı için ona bir kötülük olduğu gibi bu durumdan etkilenecek nice insanlara da dolaylı olarak kötülük etmek demektir. İşte bu nedenle de bazen vermemek bir iyiliktir.

Hitabette her şeyin devamlı iyi yahut devamlı kötü yönlerine dikkat çekilmesi yani safça bir iyimserlikle müzmin bir kötümserlik uyanıklığı ve dikkati zayıflatır. Bu nedenledir ki Hz. Peygamber nasihatlerinde;

Kabz ve bast yöntemlerinin yalnız birinde ısrar etmeyip ikisini de yeri geldikçe kullanmış ve dualarında da her iki halin Allah’tan olduğunu ikrar ettikten sonra her durumda genişlik talep etmiştir.

Onun sık yaptığı dualardan biri bizim de bu bahiste son sözümüz olsun:

“Allah’ım! Senin bol bol ihsan ettiğini azaltacak, azalttığını artıracak, saptırdığını hidayete erdirecek, doğru yola yönelttiğini saptıracak, vermediğini verecek, ihsan ettiğine engel olacak, rahmetinden uzak kıldığını yakınlaştıracak, rahmetine yaklaştırdığını da bu nimetten mahrum bırakacak hiçbir kimse yoktur. Allah’ım! Bize rahmetinden, lütfundan, bereketinden ve geniş rızık hazinelerinden bol bol ihsan eyle!”

Kaynak: Fatma Bayram 7 Diyanet Aylık Dergisi / Aralık 2015 / bkz: 74-75

ETİKETLER:
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.