Hayatın İçinden

Gül ile Bülbülün Aşkı

sponsor

Aşağıda okuyacağınız hikaye; Gül ile Bülbülün ibretlik ve dillere destan olan hikayesinin Ahmed Günbay Yıldız’ın O’na Secde Yakışıyor adlı eserinden alıntı yapılmıştır. Ahmed Günbay Yıldız gül ile bülbülün hikayesini daha farklı yorumlayarak okurlarına sunmuştur. Bu yüzdendir ki Ahmed Günbay Yıldız klasikleri arasında yer alan O’na Secde Yakışıyor adlı romanını almanız, okumanız ve varsa eğer hediye edebileceğiniz birileri  (doğum günü hediyesi vb) ona hiç tereddüte ve ikileme düşmeden gönül rahatlığı ile hediye edebilirsiniz. Söz Ahmed Günbay Yıldız yorumu ile Gül ile bülbülün hikayesinde;

Gül ile Bülbül Hikayesi

“Gülün hikayesini mi?”

“Evet, önce gülün hikayesi ve tanışmamızla olan bağlantısını anlat lütfen!”

Yüreğini kanatacak nitelikte duygu dolu bir nefes almıştı genç kız:

“Tamam. Ben o hikayeyi bir yerde okumuştum. O zaman da çok duygulandırmıştı beni. Bu gün çok daha değişik bir anlam taşıyor bu kırmızı gül. Sen kırmızı gül ve hüzün dedin onun adına. Bir delikanlı güzel bir kıza ölümüne sevdalanmış. Yüreği daha fazla dayanamaz olmuş onu uzaklardan seyretmeye. Bir gün o adını bile henüz bilmediği, dış görünüşünden maada hayatı hakkında hiçbir bilgi edinmediği o genç ve güzel kızın yolunu kesip durdurmuş delikanlı. Güzel kız azarlayıcı ve manidar bakmış adamın gözlerine:

‘Durup dururken neden kestin ki yolumu böyle? Yoksa yeni haramiler mi türedi buralarda?’

Delikanlı, ‘Yok’ ,demiş. ‘Harami filan değilim Sadece sonunun ne olacağını bilmediği karşılıksız bir sevdaya düştü gönlüm. Günler var ki ben o ateşle kavrulur dururum.’

Güzel kız şaşırıp kalmış duyduklarına. ‘Ne kadar tanıyorsun ki beni?’ diye sormuş tanımadığı delikanlıya.

‘Tanımak mı?’demiş.’ Günlerdir ezberledim ben seni.kaşların, gözlerin, yüzündeki gamzelerin yazar, kalbimdeki sevdanın destanını.’

‘Senin tanımak dediğin bu mu? Kimim, kimin nesiyim, serbest miyim?Gönlüm boş mu, dolu mu, onların hakkında da bir bilgin var mıydı sevdalanırken?’

‘Hiçbir şey bilmem. Sadece şunu bilirim ki ben bir sevda sarhoşuyum. Bu yüzden yolunu bir harami gibi kesip senden merhamet dilenmek için süreklendim.’

‘Nasıl bir merhamet ola ki bu?’

‘Vuslatı reddetmeyen kalbim hayat arkadaşı olarak seçti seni. Bağışla, damdan düşer gibi oldu ama benimle evlenir misin?’

Güzel kız oldukça şaşırmış bunu:

‘Ya! Demek öyle ister gönlün?’

‘Evet, ne olur reddetme sakın, yoksa şuracıkta ölüp kalırım. Bana bir isim ver, gidip ondan isteyeyim seni.’

‘Mesela kimden isterdin?’

‘Kimin varsa.’

Güzel kız delikanlıyı hassas bir seyirle izledikten sonra, ‘Pekala,’demiş. ‘Sana bir şartım var bunun için. Şayet söyleyeceklerimi yerine getiremeyeceksen sakın ola bir daha karşıma çıkma.’

Delikanlı hiç düşünmeden cevabını vermiş:

‘Kabul!’

Güzel kız, delikanlıya bakıp alaylı bir eda içerisinde gülümsemiş.

‘Daha ne yapacağını bile bilmiyorsun ki hiç düşünmeden kabul ettin.’

‘Olsun yine de yaparım.’

‘O zaman mesele yok. Yarın ben aynı saatlerde yine bu yoldan geçerim. Bana elinde kırmızı bir gül ile gelirsen teklifin kabul demektir.’

Delikanlı bir tüy gibi hafiflemiş ve adeta kanatlarını kelebek gibi havalandırmış. ‘Kabul…’ demiş.

“O vakit hemen işe başla, aklın varsa hiç zamanı eksitme.”

Delikanlı coşkulu bir yürekle ardına bile bakmadan yollara düşüp gitmiş. Aslında gülleriyle ün salmış yörenin, güllerle ilgili ilginç olan bir özelliği de varmış. Oralar, beyaz güller diyarıymış ve de kırmızı gül hiç bulunmazmış gül ağaçlarının dallarında. O gün delikanlı bütün gül bahçelerini, tükenmeyen enerjisi ve bitmek bilmeyen azmiyle dolaşıp durmuş. Umutlarını solduran en son bahçede de kırmızı gül bulamayınca bahçe kenarındaki bir gül ağacının dibine oturup başlamış ağlamaya. Dibine oturup ağladığı gül ağacının tam karşısına düşen bir gül ağacının dalına tüneyen bülbül, delikanlıyı seyrediyormuş. Derler ki bülbül, delikanlının hıçkırıklarına dayanamayıp hüzünlenmiş ve en içli bestelerinden birini şakıyarak delikanlının dikkatini üzerine çekmeyi başarmış. Ve yine derler ki şakımaya başlayan o bülbül, bülbül-ü şeyda imiş. Yani bülbüllerin üstadı. O şakımaya başladığında bütün kuşlar ve bülbüller susarlarmış. İşte öylesine bir şakıyış ulaşmış delikanlının kulaklarına ve hıçkırıklarına ara verip o muhteşem besteye vermiş kendini. Gözleri sesin geldiği noktayı bulup baba bülbülün üzerinde ısrar etmiş. Bülbül onu, delikanlı bülbülü hazin bakışlarla seyretmiş. Sonunda şakıyışını bitiren bülbül lisana gelip efkarlı delikanlıya sormuş:

‘Neden ağlarsın ki öyle yanık yanık? Benim efkarımı bile alevlendi firkatin.’

‘Sorma…’ demiş ve o hazin hikayesini anlatmış delikanlı bülbüle. Hikayesinin sonuna çaresizliğini eklemiş. ‘Şayet istediği o kırmızı gülü bulup yarın öğlen vaktinde ona ulaştıramazsam, ben öldüm demektir bülbül. Bilirim ki bu sevdanın hüsranı ölüme çağırır beni.’

Bülbül sevdayı bilenmiş. Delikanlının perişan hali dokunmuş bülbüle ve fazla düşünmeden, delikanlının yüreğine su serpen sözleri sıralamış:

‘Sen hiç üzülme’, demiş. ‘İstediğin kırmızı gül olsun, bulunur elbet.’

Umutsuzluk ciğerlerini çürütmeye başlayan delikanlı, inandırıcı bulmamış bülbülün sözlerini:

‘Buralar beyaz güllerin diyarıymış, öyle söyler herkes. Gün kavuşmaya yüz tuttuğu şu saatlerden sonra nereden bulabilirim ki kırmızı gülü? Meğer olmayan bir şeyi istemiş benden sevdiğim güzel.’

Bülbülün vaadi şaşırtmış delikanlıyı. ‘Her şeyin bir kolayı bulunur,’ demiş. ‘Sen şimdi git, yarın gün doğuşundan biraz sonra oturduğun ağacın dibine gel ve istediğin kırmızı gülü alıp sevdiğin o kıza götür.’

‘Bülbül, sen de beni teselli ettiğini sanıyorsan yanılıyorsun. Her yeri aradım, kırmızı gül yok bu bahçelerde, sen nereden bulacaksın ki?’

Altının ayarını sarraf olan bilir. Ben bülbülüm, gül dilinden anlarım, istersem beyaz gülün karşısına geçer en içli bestelerimle onu kızartabilirim. Bana gülü tarife ne hacet.

Sen şimdi git ve dediğim saatte gelip kırmızı gülünü alıp sevdiğin kıza yetiştir.’

Delikanlı sevinerek ayrılmış bahçeden. Gece zor kavuşmuş sabaha. Taze bir günün aydınlığında kalkıp bülbülün vaat ettiği saatlerde bahçeye koşup, akşam ayrıldığı gül ağacının dallarına baktığında kalbi duracak gibi olmuş. Beyaz güllerin arasında kırmızı bir gül çekmiş dikkatini ve sevincinden kalbi yerinden sökülecekmiş gibi atmaya başlamış.

Beyaz güllerin arasında kızarmış olan gülü usulca koparıp aldıktan sonra teşekkür etmek için etrafta bülbülü aramış. Bülbül ortalarda yokmuş. Yüzündeki sevinç solmuş bülbülü göremeyince ve ağacın dibinden ayrılmaya karar verdiğinde son defa etrafını yoklamış arzulu bakışları. Umudunu kesmiş, gitmek için adamını hazırlarken son olarak ayaklarının dibinde hazin bir manzarayla karşılaşmış. Kendisine kırmızı gül vaat eden bülbülün içler acısı manzarası varmış gül ağacının dibinde.

Acı acı yutkunmuş onu seyrederken. Bülbülün ölüsü, sevdiği güzelin saatinin yaklaşması arasında sıkıntılaşan kalbi zor da olsa bülbülden ayrılmanın kararını alıp elinde sımsıkı tuttuğu gülle birlikte yollara düşmüş. Sevdalandığı güzelin kendisine verdiği zamanda aynı yerdeymiş. Güzel kız sözünde durmuş ve karşılaşmışlar yeniden. Delikanlı soluk soluğaymış güzel kıza elindeki kırmızı gülü uzatırken.

‘Al işte, kırmızı gülü buldum ve getirdim. Sana verdiğim sözü tuttum, şimdi sıra sende!’

Güzel kız gülü delikanlının elinden alıp efsunlu bakışlarla incelemiş gülü. Derler ki o an genç kızın güzelliği sebebi bilinmeyen bir acının bedenini dağlamasıyla solmuş ve hazan düşmüş bakışlarına. Sonra delikanlıya çevirmiş içli bakışlarını. Esef varmış sesinin tonunda ve şaşırtıcıymış cevabı:

‘Olmaz, kaybettin yabancı.’

Delikanlı, oracıkta yığılıp kalacak gibi olmuş, feri çekilmiş bacaklarının:

‘Neden, şartını yerine getirdim işte. Vuslat sözün vardı kırmızı gülü bulup getirirsem?’

‘Aslında verilen zaman içinde kırmızı gülün bulunup getirilmesi imkansızdı. Ben biliyordum bunu. Mucize olmadıkça bu isteğim yerine gelemezdi.’

Mucize gerçekleşti ve ben kırmızı gülü bulup vaktinde getirdim. Bana vuslat sözü vermiştin!’

Güzel kız kırmızı gülü delikanlıya iade ederken delikanlı büyük bir hayal kırıklığı içerisinde bakışlarını yere indirmiş. Kız usul usul konuşmaya başlamış:

‘Karşıma dikilip yolumu kestiğin zaman, beni çok iyi tanıdığını söyledin, oysa hakkımda hiçbir şey bilmiyordun. Bir aldanıştı seninkisi, bir hülya… Eğer beni tanısaydın, evli olduğumu, kalbimin yalnızca eşime ait olduğunu da bilirdin. Böyle bir hataya düşmezdin. Ben yalnızca sana bir ders vermek istedim. Kolayca dillendirdiğin aşkın gerçek manasını anla istedim. Aşk gerekirse meftun olduğun uğruna canını vermektir. Bülbülün gül için can verişini gör istedim. Bana beslediğin hisler, yalnız İlahi aşka ulaşmak adına vasıta olabilir.’

Delikanlı hatasını anlamış olmalı ki araştırıp tanımadan evlenmeyi düşündüğü kıza utancından cevap bile vermemiş. Titrek parmaklarının arasında güçlükle tuttuğu gül yere düşmüş… Yaptığı hatadan dolayı büyük bir pişmanlık duyarak arkasına bile bakamadan gözden kaybolup gitmiş sonunda. O gün bu gündür bir daha o yörede delikanlıyı gören olmamış.’

Kaynak: Ahmed Günbay Yıldız / O’na Secde Yakışıyor / bkz: 142-148

sponsor

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı