Günahlar ve Sonuçları
Trend

Hasta Olan Kişinin Kabul Etmesi Gereken Şeyler

sponsor

Hastanın bazı şeyleri kabul etmesi gerekir:

1-► Genel olarak hastalığın ve sağlığın, sebepleri yaratanın düzenlemiş olduğu kanunlara göre tercih ve iradeyle ulaşılan birtakım sebepleri olduğunu kabul etmektir. İşte bu, tıbbın aslına inanmaktır. Çünkü bunları kabul etmeyen kişi tedavi ile uğraşmaz. Bizim anlattığımız konuda ise bunun karşılığı şeriatın aslına iman edip inanmaktır ki o da şudur:

Ahiret saadetinin sebebi taat ve ibadet, bahtsızlığın sebebi ise masiyet ve günahtır.

2-► Hastanın, belirli bir doktor hakkında onun tıbbı bildiğine, uzmanlığına ve haber verdiği şeylerde samimi ve doğru sözlü olduğuna inanması gereklidir. Çünkü kişinin tıbbın aslına inanmasının, bu inancı olmaksızın tek başına ona bir faydası olmaz. Bizim anlattığımız konuda ise bunun karşılığı Resulüllah (s.a.v)’i tasdike dair bilgi ve onun her söylediğinin hak olduğuna inanmaktır.

3-► Perhizi bıraktığında korkuya düşmesi için, zararlı yememesi konusunda doktorun yaptığı tavsiyelere uyması gerekir. Böylece kişinin duyacağı şiddetli korku onun sağlığını koruyucu önlemleri almasına ve perhize uymasına yol açar. Bu durumun dindeki karşılığı ise takvayı teşvik eden, günah işlemeye ve arzulara uymaya karşı uyaran ayetlere ve hadislere kulak verip uymaktır. Bir de bütün bunları hiç şüphe duymaksızın kabul etmektir ki böylelikle sabrı takviye eden korku harekete geçebilsin.

4-► Hastalığına mahsus şeylerde ve korunması lazım gelen hususlarda doktorun tavsiye ve önerilerini yerine getirmelidir. Her hastanın her şeyden perhiz etmesi şart değildir. Aksine, her hastalığın ona has bir bilgisi ve ilacı vardır. Bunun dindeki karşılığı ise her müminin ona has bir günahı veya günahları olmasıdır. Müminin, yapmış olduğu eylemin günah olduğunu, sonra da onun afetlerini ve dine ne kadar zarar verdiğini, sonra o günahtan nasıl uzak durabileceğini, sonra da geçmiş günahlarını nasıl telafi edip silebileceğini bilmeye şiddetle ihtiyacı vardır. Bunlar, din tabiplerinin uzmanlık alanına giren bilgilerdir. Söz konusu tabipler alimlerdir.

İsyankar olan kimse isyan ettiğini bilirse doktordan, yani alimden bunun ilacını ve tedavisini istemesi gerekir. Eğer işlediği fiilin bir günah olduğunu bilmiyorsa alime düşen de ona bunu öğretmektir. Bu ise alimlerin her memlekette insanlara dinlerini öğretmeleri, onlara fayda ve zarar verecek şeyleri anlatmalarıyla gerçekleşir. Çünkü kalpleri hasta olanlar hastalıklarını bilmezler. Bu görevi yapmak bütün alimlere farz-ı ayındır. Sultanlara düşen görev ise her şehir ve mahalleye insanlara dinlerini öğretecek dindar bir fakih tayin etmektir. Çünkü insanlar cahil olarak doğarlar ve İslam davetinin anne babalara ve çocuklara ulaştırılması gerekir. Kalbi hasta olanlar, bedenleri hasta olanlardan daha çoktur. Alimler birer doktordur. Sultanlar ise hastane yöneticileridir. Tedavi olmayı kabul etmeyen her hasta, şerrinden kurtulmak için sultana teslim edilir, tıpkı delinin ona mukayyet olması için kayyıma teslim edilmesi gibi…

Kalp hastalığının beden hastalığından fazla olması üç sebebe bağlıdır:

a-► Kalbi hasta olan hasta olduğunu bilmez.

b-► Kalbi hasta olanın akıbeti, bedeni hasta olanın aksine bu dünyada müşahede edilmez. Çünkü bedeni hasta olanın akıbeti insan tabiatının ürktüğü gözle görülen bir ölümdür. Ölümden sonrası görülmez. Bundan dolayı işleyen kimse akıbetini bilse bile günahlardan pek az kaçınır. İşte bu yüzden böylelerinin kalp hastalığı konusunda yüce Allah’ın fazlına tevekkül edip beden hastalığını hiç tevekkül etmeden tedavi etmeye çalıştığını görürsün.

c-► Bu üçüncü sebep amansız bir hastalıktır; doktorun bulunmaması! Şüphesiz bu hastalığın doktorları alimlerdir ve onlar bu çağda ağır bir şekilde aynı hastalığa tutulmuşlar ve tedavisinden aciz kalmışlardır. Kendilerindeki eksiklik ortaya çıkmasın diye hastalığın umumi olmasıyla teselli bulmuşlar ve bu yüzden insanlara onları daha da hasta eden şeyleri anlatmaya mecbur kalmışlardır. Çünkü insanı helak eden hastalık dünya sevgisidir. Bu hastalık ise doktorlara da sirayet etmiş olduğundan, kendilerine “Nasıl oluyor da tedavi olmamızı emredip kendiniz bunu yapmıyorsunuz?” denilmesinden çekindikleri için halkı uyarma görevini yerine getirememişlerdir. İşte bu yüzden hastalık yaygınlaşmış ve tedavi ortadan kalkmıştır. Doktor bulunmadığı için de birçok kimse helak olup gitmiştir.

Doktorlar (alimler) bu hastalığı tedavi edecekleri yerde insanları yoldan çıkarma teknikleriyle meşgul olmaya başlamışlardır! Islah edemiyorlarsa keşke ifsat etmeselerdi! Keşke konuşmayıp susmuş olsalardı! Çünkü konuştukları zaman verdikleri öğütlerde tek önem verdikleri şey halkın kalplerini çekmek ve nara atmalarını sağlamaktır. Bunu da ancak ahiret hayatı hakkında kişiyi umutlu hale getiren şeyleri söylemekle yapabiliyorlar. Çünkü böyle yapmak kulaklara daha hoş ve mizaçlara daha hafif geliyor. Sonunda insanlar onların öğüt meclislerinden ayrıldıklarında günah işlemeye karşı daha çok cesaretlenmiş ve affedilme konusunda daha çok güven duygusuna kapılmış oluyorlar.

Doktor cahil veya hain olduğunda, yerinde kullanmadığı ilaç sebebiyle kişiyi ölüme sürükler. Ümit ve korku iki ilaçtır. Ancak bunlar hastalıkları farklı olan iki ayrı şahıs içindir. Korkusu galip olup dünyayı tamamen terk etmiş, nefsine kaldıramayacağı yükü yüklemiş hayatı kendisine zehir etmiş olan şahsın itidal haline dönmesi (sağlığına kavuşması) için ümit duymasını gerektiren sebepler zikredilmek suretiyle korku konusundaki aşırılığı giderilir. Aynı şekilde, günah işlemekte ısrar edip tövbe etmek isteyen ama daha önce işlediği günahları büyük görerek içine düştüğü ümitsizlikten dolayı tövbe edemeyen şahıs da tövbesinin kabul edileceğine inanıp tövbe etsin diye ona ümit aşılayan sözlerle tedavi edilir. Aldanmış ve günahlara dalmış olan kişi de onu ümit duymaya yönelten sözlerle tedavi edilir.Bu durum, sinirlenmenin balla tedavi edilmesine benzer. Bu ise zenginlerin adetidir. O halde doktorların bozulması asla tedavi kabul etmeyen amansız bir hastalıktır.

Israrla Günah İşleme Hastalığından Kurtulmak

Öğüt verenin halka karşı takınması gereken tavır hangisidir?” diye sorulursa şöyle cevap veririz:

Bunu anlatmak uzun sürer. Ancak biz burada günah işlemekle ısrarcı olmayı engelleme ve insanlara günahları bırakma hususunda faydalı olacak bazı şeylere değineceğiz. Söz konusu şeyler dört çeşittir:

Birinci çeşit: Günah işleyenleri korkutan Kur’an ayetlerini, hadisleri ve sahabe sözlerini dile getirmektir. Günahkarların kınandıklarını söylerken tövbekarların övüldüklerinden söz etmelidir.

İkinci çeşit: Günahları sebebiyle peygamberlerin -aleyhisselam- ve selef-i salihin başına gelen musibetleri anlatmaktır. Tıpkı Rabbinin emrine karşı gelmesinden dolayı cennetten çıkarılan Hz. Adem (a.s)’ın, yaptıklarından dolayı ağlayan ve üzülen Hz. Davud (a.s) ve Hz. Süleymen (a.s)’ın ve yüce Allah’ın “Şeytan ona, efendisine durumunu hatırlatmayı unutturdu. Bundan dolayı (Yusuf) birkaç sene daha zindanda kaldı.” (Yusuf, 12/42) kavliyle cezalandırılan Hz. Yusuf (a.s)’ın başına gelenler gibi…

Kur’an ve hadislerde geçen hikayeler, insanların gece sohbetlerine konu olmak için anlatılmamıştır. Aksine, bunların anlatılmasının maksadı insanların dikkatini çekmek ve ibret almalarını sağlamaktır. Peygamberlerin saadetinin sebebi, söz konusu cezalandırma ile tedavi edilmeleridir. Bahtsızlara (şakiler) ise daha çok günah işlemeleri için mühlet verilmektedir. Ahiret azabının dünyadakinden daha şiddetli ve ağır olması sebebiyle, günah işleyenlerin kulaklarına bunun gibi hikayelerin tekrar tekrar çalınması gerekir. Çünkü böyle yapmak, tövbe etme güdüsünü harekete geçirme bakımından faydalıdır.

Üçüncü çeşit: Günahın cezasının dünyadayken verilmesinin muhtemel olduğunu ve kulun başına gelen her belanın işlediği suçlardan kaynaklandığını hatırlatmaktır. Ahiret konusunda gevşeklik gösteren nice kul vardır ki aşırı cahilliğinden dolayı yüce Allah’ın dünyada kendisini cezalandırmasından daha çok korkar. Bundan dolayı kulun bu şekilde korkutulması gerekir. Çünkü bazen günahların getireceği felaket dünyada başa gelir. Tıpkı Hz. Peygamber (s.a.s.)in buyurduğu gibi: “Hiç kuşkusuz işlediği günah sebebiyle rızkından mahrum edilir.”

İbni Mes’ud (r.a) şöyle söylemiştir: “Sanıyorum ki kul işlediği bir günah sebebiyle bildiği şeyleri unutur.”

Seleften birisi ise şöyle demiştir:

Lanet yüz karalığı değildir. Gerçek lanet, bir günah işledikten sonra aynısını veya ondan daha kötüsünü işlemendir.”

Anlatıldığına göre ariflerden birisi elbisesini yukarıya doğru toplamış, dikkatli bir şekilde çamurda yürüyordu. O sırada ayağı tökezledi ve yere düştü. Bunun üzerine ağlamaya başladı ve şöyle dedi: “Bu durum günahlardan sakınıp uzak durmaya çalıştığı halde yine de bir veya iki günaha düşen kulun haline benziyor! Ya bir de hiçbir şeye aldırmadan günahlara dalanlar!”

Burada, bir günahın cezasının bu dünyada verilmesinin başka bir günaha düşmek olduğuna işaret edilmektedir. Fudayl b. Iyaz şöyle söylemiştir: “Ben yüce Allah’a karşı bir günah işlediğimde, bunu eşeğimin ve cariyemin huyunun değişmesinden anlıyorum.”

Ebu Süleyman ed-Darani şöyle söylemiştir: “İhtilam olmak bir cezadır. Bir kimse cemaatle namaz kılmayı ancak işlediği bir günah sebebiyle kaçırır.”

Adamın birisi Hıristiyan bir çocuğa nazar edince, kırk senedir ezberinde olan Kur’an’ı unutmakla cezalandırıldı!

Bil ki, kul bir günah işlediği zaman kalbinin yüzü kararır, günahları dışına da tesir eder ve bütün halleri bulanıklaşıp kederlenir.(…) Ebu Hureyre r(r.a)’ın naklettiğine göre Resulullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Mümin günah işlediği zaman kalbinde kara bir nokta oluşur. Tövbe edip elini günahtan çeker ve bağışlanmayı dilerse kalbi perdahlanıp cilalanır. Günah işlemeye devam ederse noktalar o kadar çoğalır ki kalbini yüce Allah’ın şu kavlinde zikrettiği o pas kaplar: Hayır! Bilakis onların işlemekte olduktan şeyler kalpleri üzerinde pas olmuştur. (Mutaffifin, 83/14)

(…) A’meş şöyle analtıyor: “Biz Mücahid’in yanındayken avucunu açıp ‘Kalp işte böyledir.’ dedi. Sonra ‘Kişi bir günah işlediği zaman şöyle olur’ diyerek bir parmağını kapandı. ‘Sonra bir günah daha işler.’ deyip bir parmağını daha kapadı. Sonra üç, sonra dört derken beşinci günahtan söz edince elinin başparmağını da kapadı ve ‘Böylece kişinin kalbi mühürlenir.’ dedi ve ekledi: Bu durumda hanginiz kalbinin mühürlenmediğini söyleyebilir?”

Huzeyfe b. Yeman (r.a) şöyle söylemiştir: “Kul günah işlediği zaman kalbinde kara bir nokta meydana gelir. Günah işlemeye devam ederse kalbi tıpkı üzerinde kırmızı lekeler bulunan simsiyah bir koyun postu gibi olur.”

Hasenü’l-Basri şöyle demiştir: “Yapılan iyilik kalpte nur, bedende kuvvet olur. Kötülük ise kalpte karanlık ve bedende zayıflık meydana getirir.”

Dördüncü çeşit: Şarap içmek, zina etmek, adam öldürmek, kibirlenmek, haset ve gıybet gibi çeşitli günahların cezaları hakkında varit olan haberleri anlatmaktır. Özet olarak söylemek gerekirse, alimin tedaviyi ve nasıl ilaç yapacağını iyi bilen bir doktor olması gerekir. Çünkü adamın birisi Resulüllah (s.a.v)’den kendisine bir tavsiyede bulunmasını istediğinde ona “Öfkelenme!” buyurduğu halde, aynı istekte bulunan bir başkasına “İnsanların elinde bulunan şeylerden ümit kesmelisin.” buyurarak sanki birinci kişide öfkelenme, diğerinde ise tamah belirtilerini görmüş ve ona göre tavsiyede bulunmuştur.

Kişiyi kendisine en uygun olan ilaçla tedavi edebilmesi için öğütçünün bütün ilgisi, karşısındakinin gizli sıfatlarını araştırıp tespit etmeye ve doğru davranışlarını yakından gözlemeye yönelmelidir. Öğütçü, bir topluluğa hitap ederse veya iç dünyasını bilmediği bir kişi kendisine soru sorarsa ona halkın müşterek olduğu konularda öğüt verir. Çünkü şeriat ilimlerinde hem gıdalar hem de ilaçlar vardır. Gıdalar herkes içindir. İlaçlar ise hasta olanlara mahsustur. Hasenü’l-Basri hazretlerinin, kendisine bir tavsiyede bulunmasını isteyen bir adama söylemiş olduğu şu cümleyi buna örnek verebiliriz: “Allah’ın emrine değer ver ki Allah da sana değer versin.”

Kaynak: İbnü’l-Cevzi / Minhacü’l-Kasıdin Ve Müfidü’s-Sadıkin / C: 2 / bkz: 251-256

sponsor
Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı