Bilgi Kütüphanesi

Hikmet Nedir,Temeli Ve Dereceleri

sponsor

Hikmetin üç derecesi vardır. Bunlar;

Birinci Derece: Her şeye hakkını verip haddi aşmaman, acele etmemen ve geç kalmamandır

Eşyanın akıl ve dinin gerektirdiği hak ve mertebeleri, kendisine ulaşması fakat aşmaması gereken sınırları, önce sonra hareket etmemesi gereken belli vakitleri olduğuna göre hikmet, bu üç noktaya riayetle gerçekleşir. Her mertebeye, Allah’ın koyduğu şer’i ve kaderi hakkını verip, belirlenen sınırı aşmamalısın. Eğer aşarsan hikmete aykırı hareket etmiş olursun. Bu mertebenin vaktinden önce gerçekleşmesini istememelisin. Yoksa hikmete muhalefet etmiş olursun. Belirlenen vakitten de geriye bırakmamalısın. Yoksa elinden kaçırırsın

Bu din ve tabiat açısından sebep-sonuç ilişkisini gösteren genel bir hükümdür. Yere tohum atmadan ve sulamadan nasıl ürün alınamıyorsa, sebeplere yapışmadan da hikmet elde edilemez. Hak sınırını aşmak, toprağı ihtiyacından fazla sulamak gibidir. Eğer toprağa ihtiyacından fazla su verilirse, tohum sular altında kalır ve ürün elde edilemez. Mertebeye vaktinden önce ulaşmayı istemek, ekini büyüyüp olgunlaşmasından önce hasat etmek gibidir. Aynı şekilde yemeyi, içmeyi, giyinmeyi terk etmek, hikmeti ihlal, ihtiyaç duyulan sınırı aşmak da hikmet dışına çıkmak demektir. O halde hikmet, gerekeni gereken vakitte, gerektiği gibi yapmaktır. O halde hikmet;

Gerekeni gereken vakitte, gerektiği gibi yapmaktır. Allah Teala Adem’e ve oğullarına hikmeti verdi. Kamil insana, babasından tam miras kaldı. Yarım insana yarı pay verdi. Aradaki farkı, Allah’tan başka kimse bilemez.

Hikmet bakımından mahlukatın en üstünü peygamberlerdir. Onların da en üstünü olan ulû’l-Azm olan peygamberlerdir. Bunların da en üstünü Hz Muhammed (s.a.v)’dir. Bu yüzden Allah Teala Hz Muhammed (s.a.v) ve ümmetine hikmet nimetini bağışladı.

‘Allah, sana kitabı ve hikmeti indirdi ve sana bilmediğin şeyleri öğretti (1). Nitekim kendi içinizden size ayetlerimizi okuyan, sizi temizleyen, size kitap ve hikmeti öğreten ve bilmediklerinizi bildiren bir peygamber gönderdik (2)

Varlıktaki dengenin ve düzenin tümü hikmete bağlıdır. Varlık ve kuldaki tüm bozukluk ve aksaklıkların sebebi de hikmeti ihlaldir. Hikmet mirasından mirasını tam alan, insanların en kamili, en az pay alanı da insanların en noksanı ve kemal derecesinden en uzak olanıdır.

Hikmetin Üç Temeli Vardır

1- İlim

2- Hilm (sabırlı, akıllı ve ağırbaşlı olmak)

3- Teenni (tedbirli davranmak)

Bunların Zıddı İse Şunlardır

1- Cehalet

2- Taşkınlık

3- Acelecilik

Cahilin, acelecilerin ve azgının hikmeti yoktur.

► İkinci Derece: Allah’ın vaadindeki rahmeti görmen, hükmündeki adaleti bilmen ve men etmesindeki iyiliği düşünmendir

Yani Allah’ın va’di ve tehdidindeki hikmeti bilirsin. ‘Allah zerre kadar haksızlık etmez, zerre miktarı bir iyilik olsa onu kat kat yapar ve kendi katından da büyük mükafat verir (3) ayetinde bildirdiği hükmün inceliğini anlar, tehdidindeki adaleti ve va’dindeki ihsanı görürsün, yani her şey Allah’ın hikmetiyle gerçekleşir.

Allah’ın dini hükümleri ve mahlukat üzerinde cereyan eden tabiat kanunlarındaki adaletini görmen de hikmettir. Çünkü bu kanunlar zalimlerin elinde gerçekleşirse bile, Allah’ın hükmünde hiçbir zulüm ve haksızlık yoktur. O adillerin en adilidir. Asıl zalim, kötülüğü bizzat işleyendir

Yine men etmesindeki iyiliği anlaman da hikmettir. Çünkü Allah Teala, o kadar cömerttir ki infak etmesi hazinelerini eksiltmez. Bol bağışı elindekini azaltmaz. Eğer birisine ihsanda bulunmuşsa onda mutlaka bir hikmet vardır. Zira O cömerttir, hikmet sahibidir. Hikmetiyle cömertliği çelişmez. Allah Teala, iyilik ve ihsanını hikmetinin getirdiği ölçüde yerine ve zamanına uygun olarak verir. Şayet Allah, her kuluna bol bol rızık verseydi, insanlar arasında fesat çıkar ve helak olurlardı. Eğer Allah kafirler de bir hayır görseydi, onların iman nimetini kabul edip, nankörlük etmeyeceklerini, bu bu nimetinden dolayı kendisine şükredeceklerini bilseydi onlara hidayet verirdi.

Bu üzden fakirler mü’minlere ‘Allah aramızdan şunlara mı lütfu layık gördü’ dediklerinde Cenab-ı Hak ‘Allah şükredenleri daha iyi bilmez mi? (4) şeklinde cevap vermiştir.

Allah Teala verdiğini de men ettiğini de mutlaka bir hikmete binaen verir veya meneder. Saptırdığını da mutlaka bir hikmete binaen saptırır.

Basiretli kimse, alemde gerçekleşen olayları ve içindeki noksanlıkları düşündüğünde bunların hepsinin hikmete bağlı olduğunu görür. Dünya ve ahiret, cennet ve cehennem Allah’ın bir hikmetine binaen  kurulur.

Hikmet Hakkında İnsanlar Üç Görüşe Ayrılmışlardır

Cebriyyenin Görüşü: Hikmet, kulun ilminin Allah’ın ilmine, istek ve dileğinin de  Allah’ın dileğine uygun olmasıdır. Bu Cebriyyenin yorumudur. Aslında bu hikmeti tarif eden değil onu ortadan kaldıran bir yorumdur. Çünkü Allah’ın bilgisine ve isteğine uymak, hem hikmeti hem de zıddını içine alır. Mesela sefih biri, sefih olmasına rağmen ilim ve iradesi Allah’ın ilmi ve iradesine muvafıktır. Cebriyyenin tarifine göre bu adama hikmet sahibi dememiz gerekir.

Kaderiyye mezhebinin görüşü: Hikmet, kulların yine kendilerine dönen menfaatleridir. Bu, Allah Tealanın hikmet vasfını inkar edip bu vasfı mahlukatından herhangi birine vermektir.

Ehl-i Sünnetin görüşü: Allah Tealanın yaratmak ve emretmek suretiyle isteyip övdüğü gayelerdir. Hikmet sıfatı da diğer Semi, Basar, Kudret, İrade, İlim, Hayat ve Kelam sıfatı gibi Allah’la kaim olan bir sıfattır.

Üçüncü Derece : İstidlalinde basirete, irşadında hakikate ve işaretinde gayeye ulaşmandır.

İstidlalde basirete ulaşmaktan maksat, istidlalde ilmin en yüksek derecesine ulaşmaktır ki, bu da basirettir. Basirette ki ilimlerin kalbe nispeti, görülen eşyanın göze nispeti gibidir. İşte sahabeyi diğer ümmetten ayıran özellik de bu basirettir. Basiret, alimlerin derecelerinin en üst derecesidir. ‘De ki: İşte bu benim yolumdur. Ben Allah’a çağırıyorum. Ben ve bana uyanlar bir basiret (aydınlık bir yol) üzerindeyiz (5).

Bir başka görüşe göre ayetin manası şöyledir: ‘De ki: İşte bu benim yolumdur. Allah’a basiretle devet ederim ve bana uyanlar da Allah’a basiretle davet ederler’.

Her iki görüşe göre de Peygamber’in gerçek tabileri,Allah’a basiretle öağıran basiret ehlidir. Basiret ehlinden olmayanlar her ne kadar daveti kabul edip onu intisabla peygambere tabi olanlardan olsalar bile, hakikat ve emre uygunluk açısından ona uyanlardan değildirler.

‘İrşadında hakikate ulaşmandır’. Ya başkasına yol göstermede hakikate ulaşman ya da başkası sana yol gösterdiğinde hakikate ulaşmandır. İşaret ettikleri zaman yalnızca istenen gayeye işaret eden ehl-i vücuddan olmandır

Sufiler ‘ma’ruf’ ve ‘matlub’ ile ilgili haberlerine ‘işaret’ ismini verirler. Çünkü ma’rufu ifade edecek tam bir karşılık bulmak mümkün değildir. Kamil insan, gayeye işaret edebilen insandır. Bunu da ancak resminden, arzu ve hevasından vazgeçip Rabbiyle ve dini muradıyla baki kalan kimse yapabilir. Herkesin işareti kendi marifet ve himmetine göredir. Sufilerin, ma’rifet ve himmetleri de işaretlerinden anlaşılır.

Kaynak: İbn Kayyım el-Cevziyye / Medaricu’s Salikın / bkz: 884-887

(1- Nisa 113) (2- Bakara 151) (3- Nisa 40) (4- En’am 53) (5- Yusuf 108)

sponsor

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı