DOLAR
32,8221
EURO
35,1421
ALTIN
2.449,46
BIST
10.771,36
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
29°C
İstanbul
29°C
Açık
Pazar Parçalı Bulutlu
29°C
Pazartesi Az Bulutlu
30°C
Salı Az Bulutlu
29°C
Çarşamba Az Bulutlu
29°C

Hud Süresi Abdülkadir Geylani Tefsiri

Hud Süresi Abdülkadir Geylani Tefsiri

Hud Süres:i: Tevhid ve marifetullahtan ibaret olan bu yüce yolun temeli Allah’a kulluk ve niyazdır; beşeri benliği Cenab-ı Hakk’ın hakiki hüviyetinde baki kılma gayretidir. Bu husus şu haiz ariflerin malumudur;

Arifler ilahi dergaha yönelerek Hakim ve Kadir olan Allah’ın yardımını talep ederler ve tevhid sırlarının kendilerine açılması için kendi istidatları nispetinde tefekkür ederler. Bunlar Habir ve Hakim olan Allah tarafından hikmet ve tedbirle yaratılmış basiret, idrak ve tecrübe sahibi kimselerdir. Bunları yapabilmek ancak Hz Peygamber’e (s.a.v) uymakla mümkündür.

Nitekim Hz Muhammed (s.a.v); İnsanları doğru yola irşat eden, Latif ve Habir olan Allah’a yönelsinler diye onları müjdeleyip uıyaran; Alim ve Kadir olan Allah tarafından desteklenmiş Allah Resulüdür. Başlangıcı ve sonu ilahi dergah olan her varlığın dönüşü hiç şüphesiz Allah’adır.

Yüce Allah Kur’an’da şöyle hükmetmiştir; Asli fıtratları itibariyle Cenab-ı Hakk’a ibadet üzere yaratılan ey insanlar !

Başkasına kulluk etmeyin!” mevcut bir benzeri olmaksızın sizleri yokluk karanlığından tek başına yaratıp vücuda getiren Bir ve Samet olan “Allah’a kulluk edin sadece

Peygamberlerin en kamili olan Resulüm! Müjdeleyen ve uyaran bir elçi olarak onlara de ki:

Sizin aranızdan biri olmama rağmen “hiç şüphesiz ben size O’ndan” emri ve vahyi bakımından zatıyla tek ve eşsiz olan Allah “tarafından bir uyarıcıyım“, sizi Allah’tan uzaklaştıracak şeylere karşı sizi uyarıyorum ki O’nun azabına çarpılmayasınız, uğramayasınız “ve” Allah Teala katındaki büyük kurtuluşa nail olabilmeniz için sizi O’na yaklaştıracak şeyleri bildirip sizleri müjdeleyen “bir müjdeciyim (Hud Süresi 2)

Ve Allah-u Teala’nın hükmettiği şeylerden bir diğeri de şudur.: mağfiret isteyin, günahlarınızdan bağışlanmayı talep edin. Sizleri irfan ve tevhid fıtratı üzerine yaratan Rabbinizin mağfiretini isteyin: Allah ile aranızdaki benlik hicaplarını kaldırıp vehim perdelerinden kurtulduktan sonra O’na tevbe edin ki vuslata eresiniz

Böylece sizi yaşatsın, sizin suret benliğiniz O’nun hüviyetinde, isim ve sıfatlarında fena bulup yok olduktan sonra ilahi dergahından manevi rızık ve hakiki gıda ile sizlere hayat versinا Zatının, sıfat ve isimlerinin, cemal ve celal tecellilerinin inkişafına bağlı olarak güzel bir şekilde belli bir süreye kadar sizi yaşatsın.

Bu vade, varlıkların birer gölge ve vehimden ibaret olan imkanı varlıklarının yok olacağı kıyamet günüdür. Hakikat ve marifeti müşahede edip amel etmeniz için sizleri gayb aleminden şehadet alemine indirerek yaptırdığı yolculuktan sonra kudret ve azametinin zuhuru için sizi şehadet aleminden tekrar gayb alemine yükseltsin her fazilet sahibine, fıtri hidayeti ortaya çıkarmaya muvaffak olan inayet ehli kimselerin her birine layık olduğu ihsanı versin, yani hakkını ve mükafatını diğer bir ifadeyle hakikat, marifet, keşf ve müşahedelerinden onların kazandıkları şeyleri kabul ederek hidayette vardıkları makamı sonunda onlara ihsan eder.

Ve Peygamberlerin en kamili olan ey Resulüm! Onlara açıkça öğüt vermek için de ki:: Fitrat itibariyle dinin hükümlerini icraya mükellef olan ey insanlar! Benim uyarı ve müjdemin gereğini yerine getirmekten şayet yüz çevirir de ondan saparsanız; Ben size karşı son derece merhametli ve şefkatli olduğumdan sizin için büyük bir günün azabından yani her şeyin Allah-u Teala’ya arz edileceği o büyük günde sizi azabın yakalamasından korkarım. (Hud Süresi 3)

O gün Allah-u Teala’nın Zatı, güneş misali doğunca o güneşin nurunun yansımalarından ibaret olan bütün mahlukatın gölge varlıkları, Cenab-ı Hakk’ın Nuru karşısında tümüyle yok olur. Gölge varlıkların kesreti yokken izzet ve celal perdeleri ardından seslenilir. “Bugün mülk kimindir?” Bu nidaya yine ötelerden cevap verilir.

Yalnızca Bir ve Kahhar olan Allah’ındır”

Her kim” dünyanın zorluk ve sıkıntılarını yüklenmek suretiyle yaptıklarıyla “dünya hayatını ve” mal, evlat gibi şeylerle süslü ve cazibeli kılınmış “güzelliklerini isterse, biz” dünya için yaptıkları “amellerinin karşılığını orada onlara tamamen öderiz. Bu hususta kendilerine bir eksiklik yapılmaz (Hud Süresi 15)“.

Yani himmet ve gayeleri sadece bununla sınırlı olsa dahi dünyadaki ilk var oluşlarında amellerinin karşılığından hiçbir şey eksiltilmez. Ancak ahiretteki ikinci var oluşlarında hatalı ve kusurlu olan o kimseler “Fakat onlar öyle kimselerdir ki, ahirette kendilerine bir şey yoktur“. Yani ahirette amellerinin karşılığından hiçbir şey kalmamıştır “ateşten başka“.

Yaptıklarının mükafatı dünyada iken kendilerine tamamen verildiğinden geriye kötülüklerinin cezasından başka bir şey kalmamıştır. Kötülüklerin karşılığı ise ancak cehennem ve ondaki türlü azap ve işkencelerle verilir “ve” sonuç olarak “boşuna gitmiştir orada işledikleri şeyler” yani iyilik ve hayırlar zayi olup yok olmuştur “ve” dünyada salih amel şeklinde gözüken iyiliklerinden “bütün yapıp işledikleri“, ıslah gayeleri olmadığından ve niyetleri başka olduğundan “batıldır (Hud Süresi 16)

Ey isyankar zalimler yapmanız gereken şudur:

Başkasına ibadet edip yönelmeyin “sadece Allah’a ibadet edin“. Bir ve Samed olan, hiçbir ortağı olmayan ve hakiki varlık bakımından kendisinden başkası bulunmayan Allah’a bir başkasını ortak koşup şirke düşmeyin. Allah’a şirk koşup O’nu inkar ederseniz, “ben, sizlere acı” ürküten ve can acıtan “bir gününün azabının gelmesinden korkarım (Hud Süresi 26)” Sanki o günün azabında ki dehşet ve şiddet azabın vahametini göstermek için Nuh (a.s) zamanına kadar gelmiş gibi bir ifade kullanılmıştır.

Nuh’un sözünü işitip muradını anlayınca ona karşı böbürlenip kibirlendiler ve böyle bir şeyin olma ihtimalini uzak görüp inkar ettiler.

Buna karşılık kavminin kafirlerinden ileri gelenler” yani kavmin eşrafı ona karşı kibirlenerek ve onunla alay ederek “dediler ki” Ey Nuh! “Biz seni sadece bizim gibi bir insan olarak görüyoruz” Allah’ın elçisi ve vekili olduğunu ve onun katından vahiy aldığını ne cüretle ve nasıl iddia ediyorsun? İlaveten senin bize karşı kurulu bir düzenin, çevren, kuvvetin ve saltanatın yok ki başımıza reislik taslıyorsun.

Çünkü “biz bizim ayak takımımızdan” yani akıl, mevki, kudret ve mal bakımından en zayıf ve acizlerimizden “aklı kıt olandan başkasının sana tabi olduğunu görmüyoruz” Soruşturmaya ya da akıl yürütmeye gerek kalmadan daha ilk başta onların bu tür kimseler olduğu hemen anlaşılmaktadır.

Kısacası sana uyanlar da sen de bayağı ve sefil kimselersiniz! “Sizin için görmüyoruz bize karşı bir meziyet“. Akıl, mal, mevki ve liderlik bakımından sizin bizden bir üstünlüğünüz yok ki size uyup sözünüzü kabul edelim.

Aksine sizin” davanızda “yalancı” ve müfteri “olduğunuzu düşünüyor (Hud Süresi 27)” ve buna inanıyoruz. Açık bir delil ve mucize göstermeden bu yalan ile bizim başımıza geçmeye çalışıyorsunuz.

Nuh (a.s) bu sözleri işitince onların durumuna üzülüp onların imanından ümidini kesmişti. Ümitsizliğine rağmen peygamberlik şefkati gereği onları kavmim diye kendisine nispet ederek “dedi ki: Ey kavmim!” bana haber verin “ne diyeceksiniz?” gelmiş “isem” benim bu davamda ki doğruluğumu gösteren “apaçık bir delil üzere” beni teyit ve tasdik için

Rabbimin katından” indirilen “ve” ilaveten “O” lütuf ve kereminin bir göstergesi olarak “bana kendi tarafından” şerefimi, temizliğimi, sözümde ve uyarılarımda ki doğruluğu gösteren “bir rahmet bahşetmişse, onu görecek göz verilmemişse” yani açık ve berraklığına rağmen delil ve şahitler “sizlere” kapalı ve gizli ise “onu size” bu delillerle “zorla mı kabul ettireceğiz? Sizler istemeyip” inkar ettiğiniz, ona dönüp bakmadığınız, onun işaret ve emareleri hakkında düşünmediğiniz “halde (Hud Süresi 28)

İnkarlarında ısrar edip iyice böbürlenmelerini arttırmalarından sonra Allah onları kısırlık ve kuraklık musibetlerine çarptırınca mecbur kaldılar. Hud (a.s) dedi ki:”Ey kavmim!” Aşırılıklarınızdan ve kusurlarınızdan “Rabbinizden mağfiret“, bağışlanma ve kurtuluş isteyin. Sonra tevbe edin yaptıklarınızdan pişman olarak ve ihlaslı bir şekilde O’na‘ dönün ki Allah’ın emriyle lütuf ve kereminin nişanesi olarak “üzerinize gökten bol bol bereket“, bolca yağmur “indirsin ve sizi kuvvetinize kuvvet katarak“, size destek ve yardımcı olan çocuklarınızın sayısını arttırsın “çoğaltsın ve” olduğunuz hal üzere O’ndan ve O’nun elçilerinden yüz çevirmiş, ısrar ve inadınıza devam eder şekilde “günahkar olarak” Allah’a “dönüp gitmeyin (Hud Süresi 52)

Ey kavmim! Sizleri yokluktan yaratan “Rabbinizden” yaptığınız bütün kötülüklerden “mağfiret dileyin. Sonra O’na tevbe ile yönelin.” Yani yönelişiniz de ve tövbeniz de ihlaslı olun. İhlaslı şekilde tövbe ettikten sonra daha önce işlediğiniz günahınız artık sizi korkutmasın. “Şüphesiz ki, benim Rabbin çok merhametlidir“, tövbenizi kabul eder ve hatalarınızı bağışlar. “Çok sevendir (Hud Süresi 90)“. Sizi sever, size merhamet eder ve size ihsanlarda bulunur.

Nasihat ederek onları doğru yola irşad etmede iyice ısrarından sonra onu aptal yerine koymak ve korkutmak için “Dediler ki: Ey Şu’ayb” Küçük düşürme ve alay etmek amacıyla ona böyle seslendiler. “Senin söylediklerinin çoğundan bir şey anlamıyoruz biz” Yani konuştuğun saçmalıkların bir kısmına aklımız bir türlü yatmıyor.

Budalaca ve garip şeylere dayanan sözlerinin bir kısmını anlamasak da “Bizler seni” hiç tereddütsüz “İçimizde” son derece “zayıf” ve ehemmiyetsiz “biri olarak görüyoruz“. Ayrıca Eğer akrabaların yani aşiretin ve yakınların “olmasaydı mutlaka seni” bu hezeyanların, ilahlarımıza kötü laf etmen ve bizim davranış ve mallarımıza müdahale etmen sebebiyle taşa tutar “recmederdik“. Kesin olarak şunu bil ki kendi başına “Senin bize hiçbir üstünlüğün yoktur (Hud Süresi 91)“.

Senin bize göre izzet ve değerin sadece akrabalarının bizim din kardeşlerimiz olmasındandır. Bu yüzden seni öldürüp de onları üzmek istemeyiz. Yoksa ne sen ne de senin merhametin bizim umurumuzda.

Ey” Hak yoldan sapan ve batılda ısrar eden “kavmim!” Konum ve imkanınız neyi icap ettiriyor ve ne yapmak istiyorsanız “Var gücünüzle yapacağınızı yapın!” Aynı şekilde “ben de” kendi görevimi “yapmaya devam edeceğim“. Siz de benimle birlikte “ilerde anlayacaksınız” Onu “perişan edecek azabın kime geleceğiniz ve” hangimizin Allah’a ve O’nun rububiyet ve tevhid sırrına “yalan ve iftirada bulunduğunu bekleyinizYani azabı bekleyiniz “ben de sizinle beraber bekleyeceğim (Hud Süresi 93)

Bu helak olanların benzerleri hatta onlardan daha kötü ve daha çirkin huylu olan, hem Hakk’a hem ehl-i Hakk’a yönelik nefret ve tahkirde daha da mütevaciz olanlar yeryüzünde ortaya çıkınca “Andolsun gönderdik” Kelamullah ile şereflendirilmiş kulumuz “Musa’yı” Cenab-ı Hakk’ın birliğine, mülk ve melekutunda ki ferdiyetine delalet eden “ayetlerimizle ve bir kanıt ile” Yani onu katımızdan açık bir delil ve burhan ile destekledik. En az idraki olan birinin dahi Musa (a.s)’nın davasındaki gerçekliği anlayabileceği “apaçık (Hud Süresi 96)” bir delil ile gönderdik.

Son derece haddi aşıp kibirlendiğinden dolayı ilahlık iddiasına kalkışan ve bu iddiasında ona tabi olan dalalet ehlinin başı ve onların reisi olan “Firavun’a ve” saltanatını korumasında ona yardımcı olan “cemaatine“. Sonra Firavun’un bu aldanışına bir süre mühlet tanıyıp istidrac olsun diye onun bu dünyadaki derecesini ve makamını yükselttiğimizde o yerde yaşayanlar “uydular Firavun’un emrine” ve o emrin gereğine sımsıkı yapıştılar.

Halbuki “Firavun’un emri” Hakk’a hidayet eden, tevhid hedefine eriştiren “hak değildir (Hud Süresi 97)” Bilakis o karanlık bir mağaradır. Hüsran cehennemine ve mahrumiyet ateşine sürükleyicidir. Çünkü kendisi bizzat böyledir.

Dünyada “mutlu olanlar” ve saadet üzere can verip dünyadan ayrılanlar “ise” ahirette ebedi saadete erişen emin kişilerin yurdu olan “cennettedirler“. Onların ne geçmişe ilişkin tasaları ne de gelecek kaygıları vardır.

Orada kalacaklardır gökler ve yer durdukça” oradaki sayısız nimetlerle bolluk ve refah içinde yaşayacaklardır. “ancak Rabbinin diledikleri” ve Hakk’ın iradesinin bildirmeyi murat ettiği şey “başka“. İstisna edilen bu ihsan,Cenab-ı Hakk’ın zati tecellisinin müşahade edilmesidir. Bu her kime nasip olursa “ardı arası kesilmeyen” sürekli bir ihsan olacak (Hud Süresi 108)“. Çünkü zati tecellilerin ve o tecelli ile meydana gelen lezzetlere mazhar olmanın nail olacağı nimetlerin ucu bucağı yoktur, sonsuzdur.

ve yakınlık göstermeyin yani Ey Allah’ın sırat-ı müstakimi üzere ve O’nun irfan yolunda istikamet üzere olanlar! Hiçbir şekilde meyledip iltifat dahi etmeyin.”zulüm yapanlara” yani kulların halini ıslah için Allah’ın koyduğu hududun dışına çıkanlara küçük bir meyil ve iltifatla “size de ateş dokunmasın

Şayet onlarla dostluk kurar ve onların yaptıklarına meylederseniz “Allah’tan başka sizi cehennemden kurtaracak yardımcılarınız da yoktur. Sonra” biliniz ki: şayet sizler zalimlerin dostluğunu tercih eder ve müminleri inciterek o zalimleri kendinize kardeş edinirseniz “yardım göremezsiniz (Hud Süresi 113)” ve cehennemden çıkarılmazsınız.

O halde müminleri bırakıp da kafirleri kendinize dost edinmemelisiniz.

Kaynak: Abdülkadir Geylani / Geylani Tefsiri / C: II / bkz: 413-472

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.