DOLAR
32,8221
EURO
35,1421
ALTIN
2.449,46
BIST
10.771,36
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
29°C
İstanbul
29°C
Açık
Pazar Parçalı Bulutlu
29°C
Pazartesi Az Bulutlu
30°C
Salı Az Bulutlu
29°C
Çarşamba Az Bulutlu
29°C

İçimizde Yaşanan Depremler: Depresyon

29/05/2024
8
A+
A-
İçimizde Yaşanan Depremler: Depresyon

Depresyon tüm hastalıklar içinde sosyal işlevi en çok bozan hastalıktır.

İnsanoğlu yaratılışından bu yana oldukça karmaşık ve anlaşılması güç bir duygusal yoğunluğa sahip olmuştur. Medeniyetler yıkılıp yenileri kurulmuş, ancak insanın hem karmaşık bedensel yapısı hem de karmaşık duygularının özellikleri bu kompleks muhtevayı korumuştur.

İnsanın maddesel yapısı ile ilgili pek çok gelişme kaydeden bilim, insanın ruh yapısını da anlama çabasına girmiş ve bilinmeyenin büyüklüğü fark edilmiştir. Geçtiğimiz bin yılın son 20-25 yılı psikiatri açısından çok önemli gelişmelerle donanmıştır.

Ferdin biyolojik yapısıyla ilgilenen ve manasını ihmal ettiğini hisseden bilim ve tıp, manayı da irdeleyen din ve felsefeye, ruh hastalıklarının sebepleri ve tedavisi açısından yakınlaşmaya başlamıştır. İnsan ruhu açısından üzüntü, keder gibi duygulanım durumları günlük hayatın bir parçasıdır ve hastalık durumları değildir.

Hüzün; ayrılık, hayal kırıklığı ve önemli kayıplara karşı gösterilen fitri ve evrensel bir insan tepkisini açıklar.

Elem ve matem (yas) de bilinen ve normal kabul edilen insani tepkilerdir. Bu kabil tepkiler bir yakının ölümü, ayrılık, boşanma, hayal kırıklığı, maddi yıkımlar, bilinen çevreden ayrılma, zorla göç etme gibi önemli problemler sonucu meydana gelirler.

İşte; keder ve neşe arasında gidip gelen ve bazen de nötr olan insan duygulanımının sayılan ve benzeri olaylar karşısında çöküntü halinden sıyrılamayışı depresyon olarak adlandırılmaktadır.

Mahrumiyet ve kayıplar tek başlarına depresyon sebebi olamazlar, ancak depresyona yatkın olan bireyler bu gibi zamanlarda ruhsal çöküntü yaşayabilirler.

Depresyon daha önceleri melankoli de denilen bir duygulanım bozukluğu ya da uygunsuz duygulanım problemidir. Depresyon tüm hastalıklar içinde sosyal işlevi en çok bozan hastalıktır

Depresyonlu kişi için gelecek umutsuz ve karanlık, geçmiş yararsızdır.

Çabalar boş, zaman israf edilmiştir. Duygular körelmiş, sevgi yitirilmiştir. Benlik, “kendini toparlayamıyorsun, iradeni kullanmıyorsun” türünden yapıcı ve faydalı zannedilen eleştirilere davetiye çıkaran bir mizaç yüklenmiştir.

Fert, iyi bir eş, anne-baba ya da evlat olamadığı düşüncesiyle kıvranmakta, olumsuzluklar vitrine taşnmakta, olumlu ve anlamlı her şey karartılmaktadır. Her mevsim sonbahar her vakit güneşin battığı vakittir

Araştırmalara göre sanayileşmiş ülkelerin hemen hepsinde, özellikle şehirlerde depresif bozukluklarda sabit bir artış yaşanmaktadır. İntihar davranışları da buna paralel biçimde sıklaşmaktadır.

Bilim, manayı keşfetmiş ancak paranın ve eşyanın hakimiyetine engel olunamamıştır. Sivil toplum fertlerinin birbirlerini “yük” ve “tüketici” olarak gören tahammülsüz, ayrımcı, reddedici tavrı sanayileşmeyle birlikte maalesef yaygınlaşmaktadır.

Stresli yaşam tarzı, normal bireylerde başa çıkma becerilerini harekete geçirirken depresyona yatkın bireylerin depresif bozukluk olarak kendini göstermektedir.

Depresyonlu hastaların evde, işte, sosyal alanda problemleri vardır.

Sıklıkla sinirlilik, sürtüşme, zayıf iletişimi içeren tarzda, yakın ilişkileri sürdürmede önemli sorunlara sahiptirler.

  • 25-44 yaş grubu depresyon için en yüksek riskli gruptur.
  • 65 yaş ve üzeri ise en düşük risk taşıyan gruptur.

Ayrıca depresyon genç yaştakilerde daha yüksek oranlarda bulunmakta ve daha erken yaşta başlamaktadır. Ömür boyu hiç sinirsel bozukluk geçirmeyen nüfusta intihar girişimi % 1 iken, bu oran depresyonlularda % 18- 60 arasında değişmektedir.

Depresyon geçiren bireylerin akrabaları arasında aynı hastalık, normal nüfustan daha yaygındır. Depresyonda % 23-85 oranında kişilik bozukluğu tespit edilmiştir.

Depresyona yaklaştırıcı karakter eğilimleri:

  • İçe dönüklük,
  • Kendine güven yetersizliği
  • Sosyal beceri eksikliği, pasiflik,
  • Bağımlılık, boyun eğicilik
  • Kaygılanma ve obsesiflik
  • Karamsarlık
  • Yetişkinlerde depresyon nöbetinin başlaması ile ilişkili en sık stres etkeni eş kaybıdır.
  • Toplumumuzda evlat ölümü de aynı derecede stres etkenidir
  • Yalnız yaşama,
  • İşte zaman baskısı (yetiştirme mecburiyeti),
  • Yakın gözlem altında çalışma,
  • İş güvensizliği gibi iş stresleri de önemlidir.

Depresyon belirtileri:

  • Çoğu zaman depresyon nöbeti (ölüm, ayrılık, göç, vs) psik-ososyal stresi takiben hızlı gelişir
  • Erken belirtiler genellikle bunaltı, panik atakları, yorgunluk, enerji kaybı, uykusuzluk biçimindedir ve bunu temel belirti olan çökkün duyu hali izler.
  • Çökkün duygu hali, sabit bir keder (hüzün), kasvetlilik durumu, neşesizlik, umutsuzluk, karamsarlık, gülmeyi imkansız kılan duygusal tepki vermede kısıtılık halidir.
  • Israrla ölüm ya da intihar düşünceleri de olabilir.
  • Depresyondaki hasta için her şey değersiz, hayat anlamsızdır ve gelecekten beklentisi yoktur.
  • Sosyal çekilmeyle birlikte, ağlamaklı konuşma, kırışık alın, sarkık dudaklar, canlılık kaybı, düşük omuzlar, kamburumsu öne eğik görünüm depresyonun tipik beden görünümüdür.
  • Kişiler daha az üretici, hayattan zevk alma yetenekleri azalmış, toplumla ve olaylarla ilgilenmede yetersizlik ve uzaklaşma, duygularda sığlaşma, duruma uygun tepkiler verememe, şakalara gülmeme durumları yaşarlar. Olaylara sevinemez ve grubun neşesine katılamazlar.
  • Depresyonlu hastalarda ağlama eğilimi artar.
  • Kimi zaman ağlamanın ötesine geçilir ve “keşke ağlayabilseydim, rahatlardım” gibi ifadeler hasta tarafından kullanılır. Kararlar ertelenir, küçük işler bile kararsızlık ve ertelemeye uğrar.
  • İşler yığılır ve sonra hasta bunları yapmaktan vazgeçer. İşler aksatılır, sürekli halsizlik, güçsüzlük, konsantrasyon bozukluğu, unutkanlık, nefesin yetmediği hissi mevcuttur.

(Bütün bu belirtiler kısmen normal kişilerin yaşadığı durumlardır, ancak, depresyonda bu durumlar süreklilik arz eder ve el-yüz yıkama, yemek yeme, giyinme, ağız-diş bakımı, tırnak kesme, saç tarama gibi basit işler bile yapılamaz duruma gelmiştir.)

Durum ilerledikçe hastaya sorulan sorulara geç ve kısa ya da evet/hayır gibi tek kelimelik cevaplar alınır, sesi kısılır, mırıldanmaya dönüşür ve nihayet kesilir.

Yürüme yavaşlar, ayak sürünerek gider. Uykuya dalma güçtür. Hasta saatlerce yatakta döner durur, uykusu sık sık bölünür. Sabah erkenden sıkıntı ile uyanma genellikle tipiktir.

Yiyeceklerden lezzet alınamaz ve gıdalar saman gibi gelmeye başlar. Gıda alımı tehlikeli boyutlarda azalabilir. Bazen gıda tamamen reddedilir.

Bu belirtilerin hepsi bir depresyon hastasında görülmesi muhtemel ancak tamamıyla bir hastada görülmesi şan olmayan belirtilerdir. Tüm belirtileri aynı hastada gözlemek genellikle imkansızdır. Ancak sayılan bu duygusal durumlar hakimler, sağlık personeli ve depresyonlu bireyin çevresindekiler açısından yol gösterici ve uyarıcı önlem almaya sevk edici durumlardır

Depresyona yol açabilen risk faktörleri:

Depresyonun gelişmesi ve seyrinde aile çok önemlidir. Depresyonlu ebeveynlerin çocukları depresyon, zararlı madde alışkanlığı, diğer psikiyatrik rahatsızlıklar, sosyal ve okuldaki güçlükler yönünden üç kat daha fazla risk altındadırlar.

Duygulanım bozukluğu olan anne babaların çocuklarında depresyon oran ları % 23-38 arasında olup ayrıca bu çocuklarda depresyon daha erken yaşta başlamaktadır. Depresyonlu anne-babaların çocuklarıyla ilişkileri bozulmuştur

Anne-babanın depresif ruh hali çocuğun zihinsel işlevlerini olumsuz etkiler Depresyon gelişen çocukların evlerinde aile geçimsizliği ve ebeveyn tarafından reddedilmişlikle karakterizedir. Bu çocuklar anne-babalarını hep reddedici olarak hatırlar

Yine bu çocuklarda 11 yaşından önce anne ölümü özellikle önemlidir

Çocuğun evindeki karmaşık, düşmanca ve olumsuz çevre her türlü ruhsal soruna zemin oluşturur. Sosyo-ekonomik problemler, anne-baba ya da kardeş ölümü, kabiliyet kaybına yol açan çocukluk hastalıkları, uzun süre hastanede yatış, anne baba ayrılığı, okul değiştirme gibi problemler tek başına değil ama, üst üste binince çocuklardaki depresyon açısından ve ilerisi için çok önemli problemlerdir.

Depresyon ve intihar girişimleri:

Depresyonda intihar muhtemelen farklı yolardan ve rasgele gidilen bir davranış sonucudur. Başta umutsuzluk olmak üzere tepkisizlik halinin süreklilik kazanması intihar açısından önemli uyarıcılardır.

Tüm intiharların % 50’sinden depresyon sorumludur. Her 100 depresyonlu hastanın 15’inin yaşamak intiharla sona ermektedir.

İntihar, hastalığın erken dönemlerinde daha sık meydana gelmekte ve erkekler kadınlardan daha çok intihar etmektedirler.

İntihar girişimlerinin temelinde sosyal soyutlanma özellikle önemlidir. Orta derecede ya da şiddetli depresyonu olan hastaların en az % 70’inden intihar düşüncesi mevcuttur.

Hastaların % 65-80’i intihar düşüncelerini çoğu zaman birden fazla kişiye, birden fazla zamanda ve birden fazla biçimde söylemektedirler. İntihara kalkışmış depresyonluların üçte ikisi önceki son bir aylık dönem içinde doktora başvurmaktadır.

Ancak bu tür bildirimlere inanmama toplumumuzda yaygın olduğu için bu ipuçları hasta yararına pek kullanılmamaktadır. Birden bire rahatlamış görünen depresyonlu hastaların intihara kesin karar vermiş olabileceği ihtimali çevresi ve yakınlarınca göz ardı edilmemelidir.

Sık kullanman intiharlar ölüm oruçları, ateşli silah, patlayıcı madde, asılma, boğulma, zehirlenme biçimlerindendir.

Araçsız intihar olmadığına göre şiddet içeren filmler, TV yayınlan ve haber bültenleri daha kolay ve erişilebilir intihar yöntemi seçenekleri sunmaktadır.

Depresyonun tanınmasında önemli bir husus da şudur: Kültürümüzde mevcut olan tasavvuf geleneğine dahil bir müridin bazı halleri ve terbiyesinin gereği olarak kendi nefsini en alçakta görmesiyle depresyonlu hastaların benlik değerini kaybederek kendini aşağılaması ve değersiz buluşu karıştırılabilmektedir.

Müridin bu ve benzeri bazı halleri toplum kültürü ve dinamiklerini göz ardı eden bazı hekimlerce maalesef depresyon olarak tanımlanabilmektedir. Halbuki mürid kendisi ve çevresi açısından sürekli olumlu ve yararlı bir manevi çaba içerisindedir.

Depresyondaki hastanın ise başlangıçta olsa bile hastalık ilerledikçe olumlu bir çabası kalmayacak ve suç işlemeye ve intihara eğilim artacaktır. Tasavvuf terbiyesindeki müridin çabası benlik değeri ya da kendine saygı kazanımı için değil, nefsini ve arzularımı kontrol etmek içindir. Bu çaba neticesinde günaha meyli azalacak insanlara hayırlı davranışlar sergileyecektir.

Depresyonun Tedavisi:

Depresyonun seyrinde % 50 hasta tam düzelmekte, % 30 hastada kısmi düzelme görülmekte, % 20 hastada ise kronikleşme meydana gelmektedir.

Depresyon geçirenlerin % 5-10 kadarı da ileride manik hastalık (aşırı ve abartılı neşelilik) nöbeti geçirebilmektedir.

Mevcut şartlarda depresyonlu hastaların % 70-80 kadarı, uygulanan ilaç ve yardımcı terapilerde başarılı şekilde tedavi edilebilmektedir. Hastaların ancak % 1/30 tedavi için başvurmaktadır. Böyle olunca da tedavi edilebilir bir ruh sağlığı sorunu olan hastalar, yalnızca ülkemizde değil bütün dünyada tedavi arama eğiliminin olmayışı sebebiyle ha- yatlarını olumsuz duygu ve düşüncelerin istilásına terk etmiş bulunmaktadırlar.

Depresyon tedavisinde aşırı olmayan toplam ilgi ve desteği, ekonomik ve sosyal destek, hekimlerle işbirliği içerisinde sağlanmalıdır. Kişiler arası ilişkileri artırıcı, sosyal desteği güçlendirici cemaat kültürlerinin depresyona karşı koruyucu rol oynadığı söylenebilmektedir.

Hekimler olarak depresyon hastalarına ilaç tedavisini uygun şekilde verebilmekteyiz, ancak kaotik ailevi ortam, toplumdaki sosyal yaralar, yetersiz bakım, ekonomik bunalımlar açısından çaresiz kalınmaktadır.

Bu şartlarda iyileşme sağlanamadığı için yalnızca ilaç ve psikoterap, sağlamakla en önemli ve önlenebilir ruh sağlığı sorunu olan depresyon tedavisi oldukça güç hale gelmektedir.

Toplumun ve bireylerin depresyondan korunmasında ise, yardımlaşma ve dayanışma, zekat gibi ekonomik denge müesseselerinin etkinleştirilmesi, cemaat ve cemiyet yaşantısı, gençlerin kötü alışkanlıklardan uzak tutulması, çocukların iyi yetişmesini dikkate alan bir aile yaşantısı ve ebeveyn ilişkileri hemen söz edilebilecek tavsiyelerdir.

Kaynak: Dr. Hakan Bayraktar / Aile Rehberi / Yeni Dünya Dergisi / bkz: 382-386

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.