DOLAR
32,8221
EURO
35,1421
ALTIN
2.449,46
BIST
10.771,36
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
29°C
İstanbul
29°C
Açık
Pazar Parçalı Bulutlu
29°C
Pazartesi Az Bulutlu
30°C
Salı Az Bulutlu
29°C
Çarşamba Az Bulutlu
29°C

İhlas Kavramı ve Dereceleri

29/05/2024
10
A+
A-
İhlas Kavramı ve Dereceleri

İhlas: İbadet ve iyilikleri riyadan ve çıkar kaygılarından arındırıp sadece Allah için yapmak demektir

İhlas üç derecedir

Birinci Derece Niyette İhsan: Bu, niyeti ilimle süslemek, kesin karar vermek ve halini temizlemek suretiyle gerçekleşir. Yani niyete ihsan üç hasletle meydana gelir

Niyeti İlimle süslemek: Nefsi isteklerin kirlerinden, ilmin gerektirdiği şekilde ilimle süslenerek kurtulmak. Bu süsleme, ilmin cevap verdiği konulara göredir. İlim ise, akla ve şeriata tabi olmaktadır

Kesin Karar Vermek: Kesinlik, niyeti kuvvetli ve sağlam yapmaktır. Yani, gevşekliği engelleyen ve niyetin devamını sağlayan bir azmin bulunmasıdır

Halin Temizlenmesi: Bir işe yönelen kimsenin halini bu saf niyetini bozacak kir ve şüphelerden arındırmasıdır. Çünkü hal, niyetin doğduğu ve kendisine döndüğü kaynaktır. Aynı zamanda niyetin dayanağı ve yönlendiricidir. Niyet ve hal birbirinden etkilenir. Birinin temizlenmesi ve kötülüklerden arındırılması, diğerinin temizlenmesi ve arındırılmasıyla mümkündür.

İkinci Derece Hallerde İhsan: Hallerde ihsan; kaçar, değişir korkusuyla hallerin hakkına riayet etmek, insanlardan gizlemeye çalışmak ve saf hale gelmelerini sağlamaktır.

Riayet etmekten maksat; Hali değişir korkusuyla onları korumaktır. Çünkü haller bulut gibi geçip gider. Eğer onun haklarını gözetmezsen elden kaçıp gider. Haller düzeltmek, vefadan uzaklaşmak ve devamlı vefakarlıktır

Halleri gözetmek, kulu ilk gelişinde güzel karşılamakla (misafirperverlikle) olur. Çünkü haller misafir gibidir. Eğer misafir geldiğinde güzel karşılanmazsa orada konaklamadan çekip gider.

Halleri korumanın bir yolu da bir şeyi tamamen mülkiyeti altına alıp iyice yapışması, hiçbir yol kesici ve gasp edicinin onu elinden almasına izin vermemesidir.

Haller muhafaza etmenin diğer bir yolu da dine uygun olduğu takdirde hallerin kuvvetine boyun eğmek, verdiği hükmü de kabul etmektir.

Gizlemek için gereken ihtimamı göstermekle de haller muhafaza edilebilir. Hallerin bilinmemesi için mümkün olduğu kadar halleri insanlardan gizlemek gerekir.

Önemli bir maslahat, ihtiyaç veya delil getirmek gibi bir durum olmadıkça hallerini açığa vurmaz. Çünkü halleri sebepsiz yere açığa vurmanın sayılamayacak derecede sakıncası vardır.

Ayrıca böyle yapmakla onları hırsız ve saldırganların önüne atmış olur. Sadıklara göre halini insanlara göstermek, ahmaklık ve acizliktir.

Böyle yapmak nefsin ve şeytanın isteğidir. Sıdd ve azim sahibi kimseler hallerini, mallarını gizleyen hazine sahibi zenginlerden daha fazla gizlerler. Hatta bazıları kendilerini hiç hal sahibi değilmiş gibi gösterirler.

Mutasavvıflar, halini insanlara bildiren kimsenin süluk yolunu bulandırıp kirlettiği, ancak ihtiyaç, zaruret ve delil getirmek için insanlara gösterebileceği görüşünde birleşmişlerdir.

Hallerin sırf hale gelmelerini sağlamak, Kul hallerini düzeltmeye ve saf hale getirmeye çalışır. Çünkü hal bazen hak ve batıl ile karışır. Alimler ve basiretli kimseler dışında da hiç kimse bu farkı bilemez.

Hakla batılı birbirinden ayıran ölçüler şunlardır

1- Ayrıldıktan sonra insanı sevinçli ve neşeli bırakan her hal meleki bir haldir. Fakat ayrıldıktan sonra insanı tembel, uyuşuk, isteksiz ve kolunu kanadını kaldıramayacak kadar yorgun bırakan her hal ise şeytanidir.

2- Kalpler Allah’ı tanıma, sevme, ünsiyet kurma, zikriyle mutmain olma ve O’nunla huzura kavuşma duygusu bırakan her hal ilahi ve melekidir. Bunların tersi ise şeytanidir.

3- Sahibini Allah’a ve ahiret yurduna yönlendiren, cennetin güzellikleri ve cehennem dehşetini müşahede ederek adeta orada olduğu duygusunu meydana getiren her hal, ilahi ve meleki, bunun tersi ise şeytani ve nefsanidir.

4- Dinin emirlerine uyma, ihlas ve sıdıkı tavsiye etme neticesinde ortaya çıkan her hal ilahi ve meleki, yoksa şeytanidir.

5- Gönlü aydınlatan, göğsü ferahlatan, kalbi kuvvetlendiren her hal ilahi ve melekidir. Böyle değilse ise şeytanidir.

6- Seni Allah’la buluşturan her hal Allah’tandır. Allah’tan ayıran, alıkoyan her hal ise şeytandandır

7- İlahi hal, seni ancak Allah’a itaate ve O’na yaklaşmaya sevk eder. İlahi halin sebebi de kurbet (kulu sevdiğine yaklaştıran şeyler) ve taattir. Onu ortaya koyan ve bunlara yönelten de ilahi emirdir. Bunların tersi olan şeyler ise şeytanidir.

8- Rahmani hal birbiriyle çelişmez, farklılık arz etmez, değişiklik göstermez. Bilakis birbirini destekler ve doğrular. Şeytani hal ise, bunun tam aksine birbirini yalanlar.

Üçüncü Derece İse Vakitte İhsan: Vakitte ihsan, Allah’ı müşahededen bir an olsun ayrılmaman, düşüncene hiçbir şeyi karıştırmaman ve devamlı Hakk’a yönelip devamlı O’na hicret etmendir.

Yani şühud halinden ayrılmamandır. Bunu da ancak nefislerinin kontrolünü ele geçirmiş, nefisle kalp, kalple Allah arasındaki uzaklığı, bu sınırların önüne dikilen yol kesicilerle mücadele ederek aşmış azim ehli başarabilir.

Düşüncene hiçbirşey karıştırmaman; yani Allah dışında hiçbir şeyle meşgul olmayıp sadece O’na bağlanmandır. Çünkü düşünceni Allah’tan başkasına bağlaman, sadıklara göre şirktir.

Devamlı O’na hicret etmendir; yani doğruluk ve samimiyetle Allah’a yönelen herkes O’na hicret etmiş demektir. Kulun Allah’a ulaşıncaya kadar bu hicretteng eri kalmaması ve devamlı O’na hicret halinde olması gerekir.

Her Kalbin Allah için Yaptığı iki Hicret Vardır. Her ikisi de Farzdır

  • Tevhid, ihlas, yönelme, muhabbet, korku, ümit ve kullukla Allah’a hicret
  • Verdiğine razı olmak, O’na teslim olmak, işini O’na havale edip O’nu hakem tayin etmekle Resulüne hicret. Kul zahiri ve batıni hükümleri Resulüllah (s.a.v)’in ışığından alır. Kulun bu hükümlere boyun eğmesi, zahiri karanlıkta kalan kervanın mahir bir rehbere boyun eğmesinden daha kolaydır.

Kimin kalbinde bu iki hicret yoksa başına küller dökülsün ve imanını yeniden kontrol edip gözden geçirsin. Kendisiyle iman arasına bir engel girmeden, sıratta surun arkasından çağrılmadan önce geriye dönüp onu imana götürecek bir nur arasın

Kaynak: İbn Kayyım El-Cevziyye / Medaricu’s Salikin / bkz: 870-872

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.