Kitaplara İman Etmek

İlk Müslümanların Kur’an-ı Kerim Anlayışı

sponsor

İlk Müslümanlar, Kur’an-ı Kerim‘i mukades bir kitap olarak kabul etmişler, nefislerini ona teslim edip;

talimlerini, hükümlerini dahili ve harici siyasetlerini, cemiyet işlerini ona terk etmişlerdir. Onlar, asırlardan beri aralarında kökleşmiş olan cahili adetlerin fena olanlarını söküp atacak ve sosyal hayat kanunlarını koyacak Kur’an’a tam bir güvenle sarılmışlardı.

İlk Müslümanların elinde ondan başka bir kitap da yoktu. Onun ihtiva ettiği hükümler, kıssalar ve kendisinde mevcut olan üslub, onları hayrete bırakıyordu. Onları bu derece hayrette bırakan bir kitabı okumak ve hükümlerini anlamak onlar için en büyük gaye olacaktı.

Kur’an, ilk devirdeki bu Müslümanların, dini ve dünyevi işlerine tesir ederek onu iyi anlamaya sevk etti.

Ellerinde Kur’an oldukça başka bir şeye ihtiyaç duymadılar. Hayatın karşılarına çıkardıkları zorlukları, Kur’an ile halletmeye çalışırlardı. Onlar Kur’an ve Hz Peygamber’in emirlerine derhal inkiyad ediyorlardı. Mesela; Enes b. Malik’ten rivayet edilen bir haberde;

Şarabın haram kılınmasından önce ben, Ebu Talha, fulah ve fulana şarab veriyordum. Bir adam geldi, size haber ulaşmadı mı? dedi. Onlar da ne haberi diye sorduklarında, şarab haram kılındı dedi. Onlar da, Ey Enes şu testidekini dök dediler ve bu adamın haberinden sonra ne şarab istediler ve nede onu avdet ettiler demektedir. Sahabe Kur’an-ı okuyor ve Kur’an-ı Kerim’in Muhtevasını iyi öğrenmek istiyordu. Abdullah b. Ömer (Ö:73/692) Bakara Süresini öğrenmek için bu süre üzerinde sekiz sene durduğunu söylemektedir. Ebu Abirrahman es-Sülemi: Osman İbn Mes’ud ve diğerleri Hz Peygamberden on ayeti, ilim ve amel bakımından  öğrenmedikçe diğerine geçmiyorlardı.

İşte ilk Müslümanlar, bu şekilde hareket ederek birliği muhafaza ettiler.

Akide meselelerinde tefrikaya düşmediler. İlk günlerde, Allah’ın kitabında, nefsaniyet oyunlarının tesiri olmadı. Kur’an, ölü gönülleri canlandırmak olan asıl gayesini, İslam’ın ilk devirlerinde en güzel şekilde tahakkık ettirmişti. Cehaletten ileri gelen sapıklıklarını, cehaletlerini gidermek suretiyle ortadan kaldırmışlardı. Kur’an’ın bir emri veya nehyi kafi gelmiş, kalpleri ölü olan bu insanlara hayat ve neşe vermişti. Kur’an daima kendinin izah edilmesini ve açıklanmasını isteyerek, cemiyet ve fert hayatı içinde uygulamak ve yaşamak istediğini ifade etmiştir.

Kaynak: Diyanet İlmi Dergisi / 2007 / Sayı: 2 / bkz: 14

sponsor
Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı