DOLAR
32,8221
EURO
35,1421
ALTIN
2.449,46
BIST
10.771,36
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
29°C
İstanbul
29°C
Açık
Pazar Parçalı Bulutlu
29°C
Pazartesi Az Bulutlu
30°C
Salı Az Bulutlu
29°C
Çarşamba Az Bulutlu
29°C

İmam-ı A’zam Ebu Hanife ve Hayatı

05/06/2024
4
A+
A-
İmam-ı A’zam Ebu Hanife ve Hayatı

Ebu Hanife, neredeyse icma olacak şekilde çoğunluğun rivayetine göre Hicri 80 (M.669) yılında Küfe’de doğmuştur. Babası, Sabit b. Zuta el-Farisi olup sika kimselerin icma ettikleri meşhur biridir. Dedesi Kabil halkından olup Müslüman Arapların bu bölgeyi fethi esnasında esir düşmüş ve Teym b. Salebe kabilesinden birinin kölesi olmuştur. Daha sonra ise azat edilmiştir.

Bu bakımdan bu kabile ile arasın da vela ilişkisi vardır. Bundan dolayı kendisine “Teymi” denir. Bu bilgiler, nesep konusunda Ebu Hanife’nin torunu Ömer b. Hammad’dan nakledilmiştir. Ancak Ömer in kardeşi İsmail şöyle demiştir:

Ebu Hanife, Numan b. Sabit b. Numan b. el- Merzeban’dır ve Allah’a yemin olsun ki, asla bizim soyumuzda kölelik yoktur!

Ebu Hanife’nin dedesinin köle olması ile olmaması arasında bir fark yoktur. O ve babası hür olarak dünyaya gelmiştir. Dedesinin, babasının ya da kendisinin köle olması onun değerine, ilmine ve şerefine zarar vermez. Çünkü onun makamı, kabiliyetlerine, kendisine, aklına ve takvasına dayanır. Bu da şerefin kendisidir.

Allah Teala şöyle buyurmuştur: “Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır. (Hucurat 13)”

Hz. Peygamber (s.a.v)’ de Selman el-Farisi hakkında şöyle buyurmuştur: Selman bizden, yani ehl-i beyttendir

Allah Teala Nuh peygamberin (inkar eden) çocuğunun kendisi ile alakası olmadığını bildirmiştir: “Ey Nuh! O asla senin ailenden değildir. Çünkü onun yaptığı kotu bir iştir (Hud 46)”

Hz. Peygamber (s.a.v)’de Bilal-i Habeşi’yi kendisine yakın kabul etmiş, amcası Ebu Leheb’i ise kendisine uzak görmüştür.

İmam Ebu Hanife’nin (r.anh) İran asıllı olması onun değerini düşürmez, kemal derecesine yükselmesine de engel olmaz.

O, köle karakterli değildi Aksine hür ve asil bir karaktere sahipti. İlim, Ebu Hanife’nin döneminde daha fazla mevali arasında yayılmıştı. Onlar nesep bakımından üstünlükten yoksun olunca, Allah Teala onlara daha temiiz, daha üstün, daha kalıcı ve daha çok yad edilen ilim üstünlüğünü nasip etmişti

Sahåbe döneminden sonra, ilmi çalışmalarda uzun bir süre boyunca Arap olmayanların hakimiyeti bir gerçektir. Bu yüzden Ebu Hanife’nin mevaliden olmasında şaşılacak bir durum yoktur

Mevali, İslam Devletindeki ilmi çevreyi oluşturuyordu. İlmin İranlıların çocuklarında olacağını önceden haber veren Hz. Peygamber (s.a.v) gerçekten doğru söylemiştir.

İmam Buhari, İmam Müslim ve daha başka hadis imamları şu rivayeti nakletmişlerdir Şayet ilim Süreyya yıldızının yakınında bir yerlerde asılı olsaydı İranlıların neslinden bazı insanlar onu alırdı

Ebu Hanife’nin Yetişmesi

Ebu Hanife Küfe de doğdu ve burada yetişti. Hayatının çoğunu öğrenerek, mücadele ederek ve öğreterek burada geçirdi. Maddi imkanları geniş bir tacirdi. Babası Sabit, küçükken Hz. Ali ile karşılaşmış, dedesi ise Nirvez’de ona faluzec tatlısı ikram etmiştir.

Ebu Hanife’nin ailesi zenginlik içinde yaşıyordu. Ailenin halifeye tatlı ikram edecek kadar maddi imkanı vardı. Rivayete göre Hz. Ali, Sabit ve zürriyeti için hayır duasında bulunmuştur. Bu da Sabit’in Müslüman olduğunu göstermektedir. Ebu Hanife tertemiz İslami bir ailede yetişmiştir.

Bu anlatılanlar, bütün alimlerin Ebu Hanife hakkında anlattıklarından ibarettir. Bu konuda şaz kalmalarından dolayı kendilerine itibar edilmeyen kimselerin de farklı görüşleri vardır.

Ebu Hanife çocuk yaşta Kur’an ezberlemeye yöneldi ve Kur’an’ı yedi kıraat imamından biri olan Asım’dan öğrendi.

O dönemde Küfe, Irak’ın büyük şehirlerinden biri, hatta iki büyük şehrinden biri idi. Irak’ta farklı dinler, mezhepler. fırkalar ve akımlar mevcuttu.

Ebu Hanife daha çocukluk günlerinde dosdoğru fıtratın gerektirdiği şekilde dini meselelerde muhaliflerle tartışmaya, çeşitli fırkalara mensup bazı insanlarla mücadele etmeye başlamıştı. Ancak o ticarete yöneldi. Sık sık çarşı pazara gider oldu, alimlerin yanına ise pek az uğruyordu.

Derken bir alim, onun zekasını ve ilme yatkın aklını fark etti, bunu korumak istedi, onun zeka ve aklını tamamen ticarete vermesini istemedi. Bu yüzden ona, çarşı pazara gittiği kadar sık sık alimlerin yanına gitmesini tavsiye etti.

Ebu Hanife hangi ilme yöneleceğini iyice düşünmüştü. Nihayet Allah Teala onu fıkha yönelmeye muvaffak kılmış, o da her şeyi ile kendisini bu ilme vermiştir. İnanç esaslarında, cedel konusunda ilerlemiş, hatta kelam ilmi konusunda parmakla gösterilecek bir konuma ulaşmıştı. Daha sonra bu alandan fıkha yönelmişti.

Döneminin önde gelen alimlerinden fetva dersleri almaya başlamıştı. O dönemde Küfe, Irak fakihlerinin bulunduğu bir mekandı.

Ebu Hanife bu konuda şöyle demiştir: Ben ilim ve fıkıh madeninde idim. İlim ve fıkıh ehli ile birlikte oldum. Fakihlerden de bir fakihin yanından hiç ayrılmadım.

Ebu Hanife’nin sözünü ettiği fakih, Hammad b. Ebi Süleyman’dır. Fıkhı ondan öğrenmiş ve ölünceye kadar ondan istifade etmiştir. Ebu Hanife’nin 18 yıl onun yanından ayrılmadığı bilinmektedir.

İmam Züfer, Ebu Hanife’nin, hocası Hammad ile 10 yıl beraber olduğunu nakletmiştir.

Ebu Hanife hocası ile ilişkisini şu şekilde anlatmıştır. Nefsim, liderlik talebi konusunda benimle mücadele etti. Bu yüzden Hammad’dan ayrılıp kendime ait bir ilim halkasının başına geçmek istedim. Bu gaye ile bir akşam evden çıktım. Bunu yapmakta kararlı idim. Camiye girdiğim zaman ondan ayrılmak hoşuma gitmedi. Bu nedenle gidip yanına oturdum.

İşte o gece ona. bir yakınının Basra’da vefat ettiği haberi geldi. Bu yakını geride mal bırakmıştı. Hammad’dan başka da varisi yoktu. Bundan dolayı Hammad, kendisinin yerine geçmemi emretti. Ben sorulara cevap veriyor ve verdiğim cevapları yazıyordum.

Nihayet Hammad dönmüştü. Verdiğim cevaplarla birlikte bana sorulan soruları ona arz ettim. Yaklaşık altmış konu vardı. Bunların kırkında bana muvafakat, yirmisinde ise muhalefet etti. Bunun üzerine ölünceye kadar ondan ayrılmamaya yemin ettim ve vefat edene kadar ondan ayrılmadım.

Ebu Hanife kırk yaşında iken Hammad vefat etti ve onun vefatından sonra halkasının başına kendisi geçti.

Ebu Hanife Hammad’dan fıkıh öğrenirken sadece ondan ilim almamış, aksine hac amacıyla birçok kez Beytullah’a yolculuk etmiş, bu vesileyle Mekke ve Medine’de aralarında çok sayıda tabiununda bulunduğu birçok alim ve ilim toplantılar yapmış, onlardan hadis öğrenip, fıkhi konuları onlarla müzakere etmiş ve Zeyd b. Ali b. Hüseyin, Ca’fer es-Sadık ve Abdullah b. Hasan Ebu Muhammed ile ilmi konularda görüş alışverişinde bulunmuştur.

Ebu Hanife nerede olursasa olsun, tabiunu araştırırdı. Hatta bu konuda o şöyle demiştir: “Hz. Ömer’in, Hz. Ali’nin, Abdullah b. Mes’ud’un ve İbn Abbas in fıkıhlarını öğrencilerinden / tabiilerinden öğrendim.

Ebu Hanife, Hammad’dan sonra bağımsız olarak ders vermeye başlayınca kendisine sorulan fetvalık konuları ve kendisine getirilen yargılık meseleleri öğrencileri ile birlikte değerlendirmeye ve dosdoğru işleyen bir akıl ve sağlam bir mantık ile olayları benzerlerine kıyas yapmaya başladı. Böylece fıkhi bir mezhep ortaya koydu.

Ebu Hanife H:150 yılının Şaban ayında (M: Eylül 767) Bağdat’ta vefat etti.

Kaynak: Esad Muhammed Said es-Sağirci / Delilleriyle Hanefi Fıkhı / bkz: 17-21

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.