Bilgi Kütüphanesi

İnsan (Ahmed Günbay Yıldız)

sponsor

Aşağıdaki kesit Ahmed Günbay Yıldız adlı yazarın O’na Secde Yakışıyor adlı Romanından bir kesit olarak alınmıştır. Şayet bir kitap okumak istiyorsanz, kitaplığınızda bulunması gerektiğini düşündüğünüz, çocuklarınıza tavsiye edebileceğiniz ve kendinizi sorgulamanıza yardımcı olacak bir kitap arıyorsanız eğer

Ahmed Günbay Yıldız klasiklerinden O’na Secde Yakışıyor adlı Kişisel Gelişim & Roman tarzında olan bu kitabı okuyabilirsiniz, alabilirsiniz, tavsiye edebilirsiniz ve çocuklarınıza bir miras olarak bırakabilirsiniz. Söz Ahmed Günbay Yıldız da:

“Bilindiği gibi insanoğlu kainatta şaşırtıcı keşiflere imzasını attı. Buluşlarıyla birçok esrarın perdesini araladı. akıl almaz hadiseleri sır olmaktan çıkardı. En üzücü olanıysa, o inanılmaz denilenlerin sır perdelerini aralamayı başarırken, kendisi için en önemli olan şeyi unuttu: Kendini keşfetmeyi! Kendi derinliklerine inip kendi sır perdelerini aralamaktan korktu insan. Aslında biliyordu ki hiçbir eser tesadüflerin eline bırakılamazdı. Ve yine biliyordu ki her mucit, buluşlarını anlatan kılavuzu da koyardı icadının yanına. İlk olarak mucit anlatırdı icadının nasıl kullanılabileceğini ve sağlıklı hizmet vererek çalışabilmesi için hangi yöntemlerin uygulanması gerektiğini. Oysa yine bilinir ki insan, teknolojnin hiçbir harikasının kendisiyle boy ölçüşemeyeceği kadar üstün bir harikadır.

İnsanın Rabbi de onun nasıl yaşaması gerektiğini, nerelerden sakınması gerektiğini açık seçik anlatan bir kılavuz hazırlayıp peygamber aracılığıyla göndermesine rağmen, çokları aczini idrak etmedikçe özüne dönüşü yaşayamamaktalar. Kılavuzlarını kullanmadan yaşayan toplumların hezeyanları inletiyor yeryüzünü. İnsan olan için parayı, makamı, ilmi ve güzelliği taşımak yiğitlik istermiş meğer. Her ne olursa olsun, kibre ve mağrurluğa kapılmamalıymış insan olanların gönlü.

Şeytanın mahvına sebep olan tek şey, dengeleyemediği kibriymiş meğer. O bu yüzden Allah’ın Secde et! emrine itaat etmemiş ve sonunda lanet halkasını edebiyen boynuna takmıştır.

İnanç, insanın mağrurlanmamasını gerektirir. Vermek istediğim örnekte ilmiyle mağrur bir alim var. İbn Kemal! Anlatıldığına göre, her isteyenin görüşmesi mümkün olmayan bir alim. Müritleri kendisinden onay almadıkça, kesinlikle hiç kimseyle görüştürmezmiş onu. Sert, otoriter, ilmiyle mağrur bir alimmiş İbn Kemal. Bu şu gerçeğe götürüyor bizi; ilmi olan insanlar da kibri yenemeyebilir.

Günün birinde bir çoban duyar bu alimin adını ve onunla görüşebilmek için çok uzaklardan kalkıp mekanına kadar gelir. bütün ısrarlarına rağmen görüş izni alması mümkün olmaz. Çoban, sözden anlamaz olunca alimin müritlerinden biri İbn Kemal’in yanına girip ısrarlı adamın maruzatını anlatırlar ona:

Uzaklardan geldiğini ve çobanlık yaptığını söyleyen bir adam sizinle mutlaka görüşmesi gerektiğini söylüyor efendim. Bunun mümkün olmadığını kendisine bildirmemize rağmen söz dinletemedik.

İbn Kemal yine mağrur bir bakışla süzer müridini ve fazla ilgilenmeden ona süslenir:

Görüşecek başka birini bulamamış mı?

Söylediğine göre, başkalarıyla da görüşmüş. Sorusunun cevabını alamamış görüştüğü alimlerden. Her biri sizin adresinizi vermiş kendisine.

Sonunda kararını verir ve, çağırın, der.

Çoban huzura alınır. O merak ettiği alimi, alim ise çobanı derinden süzer ve İbn Kemal çobana söz verir:

Sor bakalım, neymiş o görüştüğün ilim adamlarının cevap veremediği soru?

Çoban gayet soğukkanlı ve kendinden amindir sorusunu sorarken:

Efendim çok merak ettim:

Anlatıldığına göre, İbn Kemal, soruyu duyunca çobanı hayretle tepeden tırnağa süzdükten sonra şöyle der:

Doğrusu çok iyi bir soru.

Eline bir kalem, önüne bir kağıt alıp, kağıdın üzerine geniş bir daire çizer:

Bu daireyi görüyor musun evlat?

Çoban İbn Kemal’e biraz daha yaklaşıp kağıdın üzerindeki daireye bakar ve cevap verir:

Görüyorum efendim.

Bu dairenin tamamını kainat say.

Tamam efendim.

İşte bu daireyi ve dışında kalan sınırsız mesafeleri Allah’ın hudut tanımayan ilmi kabul edelim.

Bunu anladım efendim.

Dahası da mı var?

Evet efendim.

Peygamber Efendimiz‘in ilmi ne kadar?

Dairenin ortasına küçük bir daire daha çizer:

İşte bu küçük daireyi de dünya kabul et. Peygamber Efendimiz’in ilmini de bu dünya kadar say.

Ya diğer peygamberlerin ilimleri, onlar ne kadardır efendim?

İbn Kemal iç dairenin içine birkaç daire daha çizer:

Onların ilimleri de yine bu dairelerden bazıları kadar.

Çoban, saygılı bir sesle ulaşır İbn Kemal’e:

Evliyalar ve alimlerin ilimleri ne kadardır efendim?

İbn Kemal iç içe dairelerin en küçük dairesinin ortasına bir nokta koyar:

Onların ilimleri de bu noktanın cüssesinden alabildikleri pay ne kadarsa işte o kadardır evlat.

Tatmin oldum efendim, hakkınızı helal edin, demeden önce bir sorum vardı.

İyi ya, onu da sor.

İbn Kemal’i sarsacak bir soru gelir hepsinin arkasından:

Acaba efendim, siz o noktanın neresindesiniz?

İbn Kemal durup kalır çobanın gözlerine bakarken. Ardından, Doğrusu onu ben de bilmiyorum,evlat!… diye cevap verir.

Kaynak: Ahmed Günbay Yıldız / O’na Secde Yakışıyor / bkz: 128-131

sponsor

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı