Kürsüden Gönüllere Vaazlar

İnsanın Allah’ı Bırakıp Kula Kulluk Etmeyi Tercih Etmesi

sponsor

Yüce Allah kitabı Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım (1)”. Yüce Allah görüldüğü üzere insanları ve cinleri sadece kendisine ve zatına yaraşır bir şekilde kulluk etmelerini ve sadece bunun için yaratıldığını ve insanları ve cinleri de sadece bunun için yarattığına işaret etmektedir. Şüphesiz ki Allah’ın sırf kendisine kulluk etsin diye keyfiyetine bir varlık yaratmayacağı apaçık şüphesiz bir gerçektir.

Nitekim bu gerçek Kur’an-ı Kerim de şöyle geçmektedir: “Hani Rabbin meleklere demişti ki: Ben kupkuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan bir insan yaratacağım (2)” dediği zaman melekler de: “Oradaki nizamı bozacak ve yeryüzünü kana bulayacak bir mahluk mu yaratacaksın? Oysa biz sana devamlı hamd, ibadet yapıp, Sen’i tenzih etmekteyiz” dediler (3)”.

Buda gösteriyor ki zaten Allah’ı tesbih ve tenzih edip, O’na, yüce zatına karşın ibadet eden varlıkların olduğu zaten belirtilmiştir. Oysa bu ayetin devamında ise meleklere hitaben Yüce Allah; “Ben, sizin bilmediğiniz pek çok şey bilirim” buyurdu (4)”. Şüphesiz ki Yüce Allah “İnsanlar ancak Allah’a ibadet etmek, O’nun dininde ihlas sahipleri olarak batıl dinlerden yüz çevirmek, namazı kılmak ve zekatı vermekle emrolunmuşlardır (5)”

Kulluğun Esası

İmam Gazali Hazretleri Abidler Yolu (Minhacü’l Abidin) eserinde şöyle buyurmaktadır: ‘Kulluğun iki önemli esası: İbadet etmek ve günahtan sakınmak şeklinde buyurmaktadır. Ancak ne acıdır ki ne kulluğu yerine getirdiniz ne de günahlardan sakındınız.

İşte bu gerçeğe de Abdülkadir Geylani Hazretleri el-fethu’r-rabbani adlı eserinde aynen şöyle buyurmaktadır: ‘Oğlum! Sen hiçbir şey üzere değilsin. Senin Müslümanlığın sağlam değil. Müslümanlık, şahitliğin üzerine kurulduğu temeldir. Senin şahitliğin tam değil. Allah’tan başka ilah yoktur diyorsun ama yalan söylüyorsun. Senin kalbinde bir sürü ilah var. Sultandan ve şehrin valisinden korkmak birer ilahtır.

Kazanca, kara göre, kuvvete, işitmeye, görmeye ve tutmaya güven duymak birer ilahtır. İnsanların zarar ve fayda verdiklerini, sana vermeye ya da senden bir şeyi engellemeye muktedir olduklarını düşünmek bir ilahtır. İnsanların çoğu kalpleriyle bunlara güvenir, fakat Allah’a güvendikleri izlenimi verirler.Onların Allah’ı zikretmeleri genellikle kalpleriyle değil, dilleriyle olur.

Bu konuda kendileriyle tartışıldığı zaman da hemen kızarlar ve ‘Bizim hakkımızda nasıl böyle bir şey söylenebilir? Biz Müslüman değil miyiz? derler. Öte dünyada bu gizli haller ortaya çıkacak ve rezil olacaktır “

Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v): Kıyamet gününde bütün insanlar işitsin diye bir münadi şöyle nida eder; İnsanlara tapanlar nerede? Kalkın, taptıklarınızdan mükafatlarınızı isteyiniz. Çünkü ben riyadan bir şey karışmış olan ameli kabul etmem buyurmaktadır. “Öyle ise O’na kulluk et ve O’na dayan! Rabbin yaptıklarınızdan gafil değildi (6)”

Evet Yüce Allah insanı kendisine ibadet ve kulluk etmesi maksadı ile yarattığı gerçeğini ortaya koyduktan sonra “Gerçek şu ki, biz insanı katışık bir nutfeden (erkek ve kadının dölünden) yarattık; onu imtihan edelim diye, kendisini işitir ve görür kıldık (7)” buyurmaktadır.

Nitekim Yüce Allah eğer seni kul olarak ve kendisine ibadet etmen maksadı ile yarattı ise ve bunları da yerine getirmen için seni işitir ve görür kıldıysa ve bunun yanı sırada vahiy, kitap,sünnet ve akıl gibi büyük ve şükrünü eda etmesi imkansız olan lütuflar da bulunmuş ise şüphesiz ki bunların nişanelerini görmek isteyecektir.

Nitekim Yüce Allah “Ancak tam akıllı olanlar gerçekleri anlar ve düşünürler (8)” ve “(O, akıl ve iradelerini iman tarafına kullananlara iman nasip eder). Fakat akıllarını çalıştırmayanlara ise şeytanı musallat eder, o pislikte bırakır (9)” buyurmaktadır.

Şimdi tüm bu açıklamalardan ve gerçeklerden sonra gel gelelim konumuzun asıl mahiyeti olan Allah’a kulluğu beğenmeyip de kula kul olanlar ve bu yolda ama farkında ama farkında olmadan koşa koşa hareket edenlere…

Allah’a kulluğu beğenmeyip de yaratılana kul olanlara veyl olsun, yazıklar olsun. Yazıklar olsun ki Allah’a kulluğu beğenmeyip de kula kul oldunuz, yazıklar olsun ki hayrı Allah’tan değilde kuldan beklediniz, yazıklar olsun ki rızık veren olarak Allah’ı değil de kulu gördünüz, yazıklar olsun ki rızkı Allah’tan değil de kuldan beklediniz. Allah’ın verdiklerini görmediniz de kulun verdiği iki kuruşa tamah ettiniz. Allah size el, ayak, göz, kulak vs sizi kusursuz yarattığı halde tüm bu nimetleri unuttunuz da kulun verdiklerine razı olup, kula kul oldunuz…!!!

Evet: “Kendisini daima Rabbinin hizmetine adayan bir kul ile, kullara hizmetten geri durmayarak sürekli onların önünde eğilen kul arasındaki fark ne kadar da büyüktür. İnsanlardan uzaklaşıp kalbini arındıran kul ile ardı arkası kesilmeyen vesveselere mahkum olan kul arasındaki fark ne kadar da büyüktür!. Mevla’ya karşı şevk ve özlem için de olan bir kul, dünyaya kenetlenmiş ve hevasından başka bir şey düşünmeyen kuldan, ne kadar da farklıdır? (10)”.

Yüce Allah seni en üstün varlık olarak yaratmışken, kendi yolunu kendin belirlemen için sana bir düşünme kabiliyeti akıl ve irade vermişken, sen bu iradeyi ve aklı Hakk’ın rızasına değil de halkın rızasına erişebilmek için kullanmış olup, en yükseklerden en aşağıya düşmeyi kendin istedin. Kula kullukta çalışıp, Hakk’a kulluğu unuttunuz.

Nitekim Ebu Talib el-Mekki Kutü’l Kulub adlı eserinde şöyle buyurmaktadır:

Başka bir kulun kulu olan kimse, nasıl Rabb’ine kul olabilir ? Çünkü kişi kime yönelirse ilahı odur.”

Nitekim Allah Teala rızk veren kendisi olarak, o rızka ulaşması için vesile kıldığı çalışmayı insanın fıtratına yerleştirmiştir. Ancak çalışırken de bütün varını yoğunu paraya pula değil kendine yetecek ölçüde olan kısmına ulaşmaya çalışmalı ve bunun için uğraşmalıdır. Nitekim bazı şeyler sizin dediğin gibi çalışmak ibadettir diye işin içinden sıyrılmayacaksın.

Gerçi bu konu üzerinde gerekli açıklama çalışmak ibadettir yada çalışmayı ibadete çevirmek başlığı altında yer alacaktır. Ancak özetle şimdilik burada şunu belirtelim ki evet çalışmak zorundasın. Çünkü hayatta kalabilmek için çalışmak zorundasın. İbadetini yapmak içinde hayatta kalmalısın. Buda kısaca demek oluyor ki çalışmanız ibadet için olmalıdır.

“Kuldan maddi menfaatler uğruna, sırf kendi çıkarın için, peşin bir karşılığı olduğu için, kulun verdiğini Hakk’ın vereceğinden, Hakk’ın rızasından, rahmetinden ve nimetlerinden üstün tuttun. Üç, beş, on saat vs kulun işinde çalışarak kula kulluk yaptın hiç sesini çıkarmadın zoruna gitmedi, sesini çıkarmadın, işten çıkarır diye korktun, rızkından korktun “(Onların da sizin de rızkınızı veren Biz’iz (11)”.”O halde rızkınızı Allah nezdinde arayın, yalnız O’na ibadet edin ve O’na şükredin, sonunda yine O’nun huzuruna götürüleceksiniz. (12)” .

Rızka vesile olandan korktunuz da rızkı yaratandan ve sana ulaşması için bir şeyleri vesile kılan yaratıcıdan Allah’tan korkmadınız. On saat elin işinde çalıştığınız da 15 dakika Hakk’a ibadet etmek ağrınıza geldi. Yüzünü secdeye koymak zoruna gitti. Şeytanı Allah’ın rahmetinden uzaklaştıran ve lanetlenmiş bir şekilde cennetten kovulmasına sebep olan şey nedir düşünmez misin?. “O vakit meleklere: “Adem’e secde edin!” dedik. İblis dışındaki bütün melekler secde ettiler. İblis bunu yapmadı, kibrine yediremedi ve kafirlerden oldu (13)”

İblis bir defa secde etmedi, üstünlük tasladı ve kıyamete kadar lanetlenmiş bir mel’un olarak varlığını sürdürecektir. Sen günde beş defa secde etmen gerekirken bundan gocunursun, ağrına gelir, daha sana ait olmayan ama sende varlığını sürdüren cana sahip çıkmazken kime kibirleniyorsun, kime üstünlük taslıyorsun. Acizsin bunu bir kere kabul edeceksin..

Nitekim Yüce Allah buyuruyor ki:

“Ey insanlar! İşte size bir misal veriliyor, ona iyi kulak verin: Sizin Allah’tan başka yalvardığınız bütün sahte tanrılar güç birliği yapsalar da, bir sinek bile yaratamazlar. Hatta sinek onlardan bir şey kapsa, onu dahi kurtarıp geri alamazlar. İsteyen de, kendinden istenilen de, kaçan da kovalayan da ne kadar güçsüz! (14)”.

Hastalandın, türlü türlü ilaçlar kullandın ancak sana o derdi veren Allah’ın, o dertle beraber birde derdine derman gönderdiğini unuttun. Bunu da geçtik şifayı Allah’tan değil, ilaçlardan, hekimlerden doktorlardan beklediniz. Sebeplere dayandınız ama sebeplerin yaratıcısı hiç mi hiç aklınıza gelmedi. Buda aklınıza gelmadi, Allah’ın size vermiş olduğu o dertle kişiyi uyardığı da aklınıza gelmedi.

Nitekim Hz Ali diyor ki;”

Belanın üzerine yağdığını görürsen bil ki Cenab-ı Hak seni ikaz etmek istiyor, kendine çeki düzen ver“.

Hadi buda aklına gelemediyse eğer en azından sen senden yukarıdakilere değil, senden aşağıda ve senden daha kötü durumda olanlara bak da ibret al ve Rabb’ine şükret. O zaman daha mutlu olursun da belki şükreden bir kul olursun. Beterin beteri var diye düşünün.

Allah’ın selamı hak edenlerin üzerine olsun vesselam…!!!

Kaynak: İsmail Ekinci

(1-Zariyat Süresi 56) (2-Hicr Süresi 28) (3-Bakara Süresi 30) (4-Bakara Süresi 30) (5-Beyyine Süresi 5) (6-Hud Süresi 123) (7-İnsan Süresi 2) (8-Bakara Süresi 269) (9-Yunus Süresi 100) (10-Ebu Talib el- Mekki / Kalplerin Azığı / C:1 / Sayfa: 381) (11-İsra Süres 13) (12-Ankebut Süresi 17) (13-Bakara Süresi 34) (14-Hacc Süresi 73)

sponsor
Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı