Namaz Gusül Kur'an Allah Tövbe Vesvese
DOLAR
8,6580
EURO
10,1795
ALTIN
488,66
BIST
1.419
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa
Parçalı Bulutlu
29°C
Bursa
29°C
Parçalı Bulutlu
Pazartesi Parçalı Bulutlu
35°C
Salı Gök Gürültülü
28°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
28°C
Perşembe Sağanak Yağışlı
19°C
SON DAKİKA

İnsanların Temel Hak ve Özgürlükleri

01.04.2020
0
A+
A-

İslam anlayışı temelde, bütün insanları bir ve aynı kabul ettiği gibi dünyaya gelen her insan için genel geçer doğal bazı hakları da kabul eder. Sadece insan olması bakımından doğuştan sahip olunun temel hak ve hürriyetler, Yüce Allah’ın insana bir armağanı, bağışı ve iyiliğidir .Bunlar genel kesin, değişmez hak ve hürriyetlerdir.

Bunlardan yararlanma konusunda insanlar, Hz Peygamber’in (s.a.v) ifadesiyle ‘Tarağın dişleri gibi eşittirler’. Bu hakların korunması ve yaşatılması, bütün ilahi buyrukların ortak amacıdır.

Dinin bütün emir ve yasakları şu altı temel hakkı korumaya yöneliktir.

Canı Koruma: Her insanın hayat hakkını güvence altına almayı gerektirir. İslam’a göre ana rahminde canlanan her insan, tabii olarak yaşamaya ve varlığını sürdürme hakkına sahiptir. Haklı ve kanuna uygun bir neden olmaksızın bir insanın canına kıyma,en büyük günahların başında gelir. Kur’an-ı Kerim’de, haksız yere bir insanı öldürmek, bütün bir insanlığı öldürmekle ve bir insanın hayatını kurtarmak da bütün insanları hayata kavuşturmakla eş tutulmuştur.

Hayat, yüce Allah’ın insana lütfettiği en büyük armağandır. Başkasının hayat hakkı üzerinde olduğu gibi kişinin kendi hayatı üzerinde de dilediği gibi tasarrufta bulunma yetkisi yoktur. Asıl olan, Allah’ın emaneti olan canı korumak,gözetmek ve devam ettirmektir.

Bu bakımdan İslam;

Haksız yere adam öldürmek gibi kendi canına kıymayı, intihar etmeyi de hoş karşılamaz ve yasaklar. İnsanlar kendi ya da başkalarının hayatını, din, hukuk ve ahlak kurallarını hiçe sayar şekilde tehlikeye atamazlar. Sağlam ve sağlıklı yaşamak için her türlü önlemi almak, hastalık ve ölümcül tehlikelerden uzak durmak, sağlığı koruyucu önlemler almak, hastalık durumunda gerekli bütün tedavi yollarına başvurmak, dini bir görev ve sorumluluktur.

Malı Koruma: İnsanlara özel mülkiyet hakkı tanımakla sağlanır. İnsanın yaratılışında mal, mülk ve servet edinmeye yönelik güçlü eğilimlerin bulunduğu,Kur’an-ı Kerim’in bir çok yerinde belirtilmiştir. İslam, insanın bu köklü arzusunu gerçekçi bir şekilde değerlendirir ve herkese mal mülk sahibi olma hakkı tanır. Her insan, bu dünyada geçim ve rahatını sağlamak için çalışmalı, çalıştığının da karşılığını almalıdır.

Mal ve servet, yüce Allah’ın insanlara bir iyilik ve armağanıdır. Her insan,çalışıp çabalayarak kısmetinin peşinde olmalıdır. Helal ve meşru yollardan elde edilen özel mülk ve servetin dokunuzlmazlığı vardır, kişi kendi malı üzerinde istediği gibi tasarrufta bulunma hakkında sahiptir.

Aklı Koruma: Bilgi elde etme, düşünce ve ifade hürriyeti ile sağlanır.A kıl ve onun fonksiyonu olan düşünme, insanı öteki canlılardan ayıran ve üstün kılan en önemli yetenektir. Kişinin gerçek insanlık seviyesine ulaşabilmesi, akli yeteneklerini hür olarak ve tam kapasite kullanabilmesine bağlıdır. Bu yüzden bilginin her türü, İslam’da değerli görülür ve teşvik edilir.

Bilenlerle bilmeyenler, asla bir ve aynı tutulamazlar ve işin doğrusunu araştırmak, herkes için bir görevdir. Kur’an-ı Kerim’de insanı kendi varlığı ve benliği, bütün bir tabiat alemi ve geçmiş olaylar üzerinde derinlemesine düşünüp, doğru ve geçerli bilgilere ulaşmaya çağıran beş yüze yakın ayet vardır.

Olayların gerçeğini araştırma ve sistemli düşünme konusunda öne çıkan bir şahsiyet olan Hz İbrahim hakkında övgü dolu nitelemeler yer alır. Ayrıca İslam karşıtı düşünce ve deliller ileri süren kimselerin görüşleri, ayrıntılı olarak çok yerde belirtilmektedir.

İslam açısından önemli olan, insanın gücü yettiği ölçüde bütün gerçekleri ve doğruları hür bir düşünce ortamında elde etmesi, aklını ve kavrayışını en üst düzeyde geliştirmesi, seçim ve kararlarını,uygulama ve eylemlerini buna uygun tarzda gerçekleştirmesidir. İnsanın bu yöndeki etkinliğini kısıtlayan ya da engelleyen yaklaşımlar, ilahi kanuna aykırıdır. İslam medeniyeti bünyesinde dini ya da dünyevi çok sayıda bilim dalınn düşünce okulunun gelişmesi, ancak bu hürriyet ortamında olabilmiştir.

Vicdanı Koruma: Din, inanç ve vicdan hürriyeti,en son ve gerçek hak din olan İslam’ın en çok önem verdiği konulardan biridir. Kur’an-ı Kerim’de yer alan ‘Dinde zorlama yoktur‘ ifadesi, bu anlayışı çok açık olarak yansıtır. Hak olanı, iyi ve doğru yolu gösterme ve insanları bu yöne teşvik etme Allah’a aittir; fakat bunu veya tersini seçme insana aittir.

Hiç kimse inanma ya da inkar etmeye zorlanamaz. İman, gönlün ve vicdanın kararına bağlı olmalıdır; kişiler din ve inançlarını bilinçli ve serbest olarak,zor, baskı ve şiddetle karşılaşmadan gönül rızasıyla seçmelidirler.

‘De ki: Hak Rabbinizdendir, dileyen inansın, dileyen inkar etssin (Kehf 29)’ anlamındaki ayet, inanma hürriyetini kişinin istediği gibi kullanabileceğini dile getirmektedir. Bu nedenle İslam, din adına vicdanlara baskı yapılmasına izin vermemiştir.

İslam anlayışında, hiç kimsenin ötekinin imanı üzerinde belirleyici yetki ve otoritesi yoktur. Müslümanlıkta ayrı bir din adamları, ruhban sınıfı yoktur. İslam dini, inanç konusunda baskıyı kökünden yıkmıştır.

Hz Peygamber’in görevi, sadece ilahi buyrukları duyurmak, anlatmaktı. Bunu yapmasına engel olacak durumlarla karşılaştığı zaman, sadece savunmayı ve bu hakkı tam olarak kullanmaya yönelik önlemler için kendisine izin verilmişti. Çünkü onun vicdanlar üzerinde baskı yapmaya bir yetkisi yoktu. İnsanların başına bir bekçi veyahut gözcü olarak gönderilmemişti. Zorbalık yapmazdı, sadece doğruyu hatırlatmakla görevliydi.

Nesli Koruma: Ancak sağlıklı bir üreme etkinliğine bağlıdır. Cinsellik , insanın hayatının doğal ve ayrılmaz bir boyutudur. Kadın ve erkeğin aile ortamındaki ortak cinsel etkinliği sonucu çocukların dünyaya gelmesi daha sonraki neslin, sonuçta toplum hayatının devamı için kaçınılmazdır. Zaten normal ve sağlıklı her insanda, bu dünyada kendi soyunu sürdürecek çocuklara sahip olma arzusu vardır.

Kadın ve erkeğin oluşturdukları beraberlikle ortaya çıkan aile hayatının temel fonksiyonlarından birisi, şüphesiz neslin devamını sağlamaktır. Bu hak ve görevin yerine getirilmesi toplumsal bir zorunluluk olduğu kadar, dini bir görevdir. Daha çok ibadet etmek, Allah’a daha çok yakın olmak gibi bir niyetle sürekli bekar yaşama tarzını seçmeye yönelen kimseleri Hz Peygamber (s.a.v) uyarmış, bunu hoş karşılamamıştır.

Müslümanların evlenip çoğalmaları tavsiye ve teşvik edilmiştir. Buna karşılık, nesillerin yozlaşması ve gerilemesine yol açacak her tür davranış tarzı uygun görülmemiştir. İslam, cinsler arası sevgi ve saygıyı yok edecek nefret ve düşmanlıklara yol açacak, kişi ve toplum sağlığını bozacak başıboş cinsel zevk düşkünlüğünü, aile dışı beraberlikleri, doğal olmayan sapık cinsel yönelimleri yasaklayarak, bu hakkı güvence altına almak istemiştir.

İnsanlık Şeref Ve Haysiyetini Koruma: Yukarıda sözü edilen hak ve hürriyetleri kullanılmasından maksat, insanın yüksek ve saygın kişiliğinin ortaya çıkması ve korunmasıdır. İnsanlık, şeref ve haysiyetini koruma hakkı, insanın değeri ile doğrudan ilgilidir. Allah’ın yarattığı en üstün ve en değerli varlık olan, bütün diğer varlıkların kendisine hizmet için yaratıldığı insanın yüksek bir saygınlığı olması doğaldır. Her insan, insan olmak bakımından tabii olarak saygıya layıktır.

Bundan dolayı; İnsanın maddi varlığı gibi manevi varlığını, kişilik ve benliğini küçültecek, namus, şeref ve haysiyetine zarar verecek tüm davranışlar İslam dışı kabul edilir .İnsanlara hiçbir şekilde eziyet ve işkence yapılamayacağı gibi o, aşağılanıp alaya da alınamaz. Kişileri arkasından çekiştirme, iftira, dedikodu, kötü zan, hakaret, koğuculuk, kötü lakaplar takma gibi davranışlar kötülenmiş ve güzel ahlaka aykırı kabul edilmiştir.

Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı / İslam’a Giriş Gençliğin İslam Bilgisi / bkz: 207-211

    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

    %d blogcu bunu beğendi: