Nefis Muhasebesi

Kalp İle Ruhun Aslı Ve Hakikati

sponsor

Akıllı insanlar bir şeyin varlığını bilinmeden, varlığının anlaşılamayacağını bilirler. O halde önce kalbin varlığını sonra emrinde çalıştırdığı şeyleri ve sonra da sıfatını bilmek gerekir. Sıfatı bilince de, bunun Yüce Allah’ı tanımaya nasıl vesile olduğunu, saadet ve felakete nasıl sermaye teşkil ettiği anlaşılır. Bunların her birini ayrı ayrı açıklayacağız.

Kalbin var olduğunu belirtin iki delil vardır:

a-► İnsanın kendi varlığından şüphesi olamaz. İnsan var olmasının sadece fiziki yanıyla olmadığı da gerçektir. Zira ölülerin de fiziki yapıları vardır, ancak kalpleri yani ruhları yoktur.

b-► İnsan gözünü yumup, duygu organlarını bütün etkilerden koruduğu anda bile, var olduğunu kesinlikle bilir.

Buradan kalbin (ruhun) vücut olmadan da mevcut olduğu anlaşılıyor. Yine buradan kıyametin varlığı anlaşılıyor. Zira vücudun yok olmasıyla insan aslının yok olmadığı ortadadır.

Ruhun aslının ve ona ait sıfatlarının neler olduğunu bildirmeye dinimiz müsaade etmemiştir.

Nitekim Yüce Allah Peygamber’e şöyle buyuruyor: “Ey Muhammed, sana ruhun ne olduğunu soruyorlar. De ki: Ruh, Rabbimin emrinden ibarettir 8İsra 85)”

Ayeti celile de de görüldüğü gibi ruh, Yüce Allah’a ait şeylerden, emir alemindedir.

“Bilin ki yaratma da emir de Onundur (A’raf 54)”

Ayet-i celilesi de buna işarettir. Yaratma (halk) alemi başka, emir alemi başkadır. Yaratma alemi keyfiyet ve miktarı olan alemdir. Zaten halk kelimesinin lügat anlamı da takdir ve ölçüdür.

Oysa ruh için miktar ve ölçü yoktur. Ruh bölünmez bir cevherdir. Eğer bölünebilseydi, o zaman kısmını bilinip bir kısmını bilmemek caiz olurdu. Böylece bir şeyin bir anda hem bilinmesi, hem de bilinmemesi olurdu ki, bu doğru olmazdı. Ruh, her ne kadar bölünmeyi kabul etmiyor ve ölçülmüyorsa da yine de mahluktur (yaratıktır). Zira halk iki manaya gelir: Biri yaratmak, diğeri de takdir etmek (miktarını belirlemek). Ruh, takdiri anlamda değil -zira ölçülemez- yaratılmak anlamında mahluktur.

O halde ruha kadim (ezeli) diyenler de, araz (sıfat) diyenler de yanılıyorlar. Zira araz, kendi kendine var olmayıp, başka bir cisim ile varlığını gösterebilen sıfattır: Renk gibi. Ruh kadimdir diyenler de yanılıyor. Zira ruh yaratılmıştır ve yaratılmış olan hiçbir şey kadim (ezeli) olamaz. Ama bölünebilen başka bir şey var. O, ruh değil, candır. Bu can hayvanlarda da vardır. Bizim kastettiğimiz ruh bu değil. Yüce Allah’ı tanıma ve bilme yeri olan ruhtur. Hayvanlarda bu yoktur. Bu ne cisim ne de arazdır, meleklik cevherinden bir cevherdir. Aslını bilmek zordur. Zaten anlatmaya izin yoktur. Başlangıçta bilmekte pek gerekmez.

Başlangıçta izlenmesi gereken yol, din yolunda nefisle mücadele etmektir. Şartlarına uygun olarak bu uğraşıyı verenlerde, ruhu tanıma bilgisi kendiliğinden meydana gelir.

Başkasından dinlemeye gerek yoktur. Zira bu bilgi Yüce Allah’ın hidayet lütfudur. Nitekim Yüce Allah buyuruyor ki: “Bizim yolumuzda savaşanları elbette yollarımıza kavuşturacağız.”

Din yolunda nefsi ile mücadeleyi tamamlamayanlara ruhun aslını açıklamak caiz değildir. Nitekim yukarıdaki Ayeti celile de de buna işaret edilmiştir. Ancak nefisle savaşmaya başlarken ruhun askerlerini tanımak lazımdır. Zira askerlerinden habersiz olan kumandanın, savaşa gitmesi büyük hatadır.

Kaynak: Turan Yazılım / Mürşit 5 / Tasavvuf / Kimyay-ı Saadet

sponsor

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı