Namaz Gusül Kur'an Allah Tövbe Vesvese
DOLAR
8,5413
EURO
10,0531
ALTIN
482,63
BIST
1.418
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa
Az Bulutlu
29°C
Bursa
29°C
Az Bulutlu
Cumartesi Parçalı Bulutlu
33°C
Pazar Parçalı Bulutlu
29°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
35°C
Salı Parçalı Bulutlu
33°C
SON DAKİKA

Kalpte Meydana Gelen İyilik ve Kötülük Hissi

03.04.2020
0
A+
A-

Kalbler, iyilik ve kötülük üzerine sebat etmek de ve bunlar arasında tereddüt etmek de üç kısma ayrılırlar;

Birincisi: Pisliklerden temizlenip riyazet (nefsi kırmak için yapılan perhiz) ile iyiliği söylemekle ve takva ile onarılan kalbdir.  Meleküt ve sırlar aleminden hayır hatıraları bu kalbe akıtılır. Akıl, meleküt ve sırlar aleminden kalbe aktarılan bu hayırların inceliklerini anlamak, faydalarının inceliklerine varmak için, düşünmeye koyulur ve anlamaya yönelir.

Yüce Allah buyuruyor ki; “Vergisini (Allah’a itat edip hakkını ödeyen, mallarının karşılığını) verip Allah’tan korkana, İslamı kabul edene kolaylık veririz. (Leyl Süresi 5-7)”

İkincisi: Heves ile dolmuş rezil ve perişan olan kalpdir. Bu kalp, kötü huy ve pisliklerle kirlenmiş olan kalpdir.  Bu kalp, meleklerin üstüne kapılarını kapadığı, şeytanların ise kapılarını ardına kadar açtığı kalpdir. Bu kalp de kötülük, öncelikle nefis arzularının hatıralarının oraya yerleşip kökleşmesiyle başlar. Halbuki aklı zaten nefsinin arzularına hizmet etmeye alışmış ve onunla bir ilişki ve yakınlık kurmuştur. Mütemadiyen yaptığı tek şey, ona hileler hazırlamak, onun imkanlarına göre çalışmaktır. Bu yüzden nefis, aklı adeta istila eder, onu yenerek üstün gelir. Kalbi yenerek üstün gelen şehvet;  kalbin durup da düşünme imkanını elinden tamamıyla alır. Eğer bir vaiz ona gerçeği gösterip duyurmak istese, karanlıkların bürüdüğü kalbe hiç bir etki yapmaz. Çünkü kalp gözü tüm gerçeklere karşı kapanmış, kötülüklerle baş başadır. Ne görür, ne işitir. Böylelikle de nefsinin ve arzularının esiri olur. Artık şehvetin şahlanışını, şeytanın amansız saldırışını, tüm azaların harekete geçmesini durdurmak mümkün olmaz. O, bundan sonra Allah-u Tealanın kaza ve kaderi gayb aleminden şehadet alemine isyan etmiş olarak çıkar. İşte bu gibi kalplere işaret olarak;

Yüce Allah buyuruyor ki;

“Gördün mü o (nefsini) ve arzularını kendine ilah edinen kimseyi. Şimdi sen (ey Habibim!) onun üzerine bekçi mi olacaksın? Yoksa sen onların çoğunu gerçekten söz dinler, akıllanır mı sanırsın? Onlar, dört ayaklı hayvanlar gibidir. Hatta yolca belki daha da sapıktırlar. (Furkan Süresi’43-44)”

Yine Yüce Allah buyuruyor ki; “İnanmayanlara (küfür karanlığında boğulanlara) gelince, sen onları azab ile korkutsan da korkutmasan da birdir. (Çünkü) onlar iman etmezler. (Bakara Süresi’6)”

Bir kalp görürsün ki bazen şeytanın vesvesesinden, kötülüklerinden çekinir, onlardan kendini korur ve aldırış bile etmez. Fakat güzel bir yüz gördüğü zaman, şeytanın vesvesesinden, kötülüklerinden kendini korumak şöyle dursun, bilakis onlara dört elle sarılır adeta. O an, ne gözüne ne de kalbine hakim olur. Akıl gider, kalbdeki iman nuru kaybolur, sadece gördüğü güzele gönül verir.

Bazı kalpler de vardır ki mevki, riyaset, kibir gibi şeylerde kendine hakim olamaz. Böyle bir imkan bulunca da her çareye başvurur. Böyleleri, şehevi arzularına karşı hakimiyetlerini kaybederler. İş oraya gelince de insanlıklarını yitirir, hak-hukuk gözetmeden paraya saldırırlar. Birdenbire aydınlıkla karşılaşan yarasalar misali şaşkına döner, ne yapacaklarını bilemez halde etrafa saldırıp dururlar.

Üçüncü: Bu da nefsi arzularının hatıralarının kalpde canlanmasıyla meydana gelir. Kalb, bir yandan kötülüğe çekilirken, diğer taraftan iman hatıraları tarafından iyiliğe doğıru itilir. Bu arada nefis, şehvet kuvveti ile şer hatıralarının yardımına koşar, şehveti ve meşru olmayan istifadeleri kuvvetleştirmek için elinden gelen hiç bir imkanı kaçırmaz.

Öte yandan da akıl, iyilik hatıralarına yönelir, şehveti kovar, kötü işlerini beğenmez çirkin görür. Şehveti kötü saldırganlıklarında, yırtıcı vahşi hayvanlara benzetir. Böylece nefis, aklın nasihatine meyleder. Gerçekten helaka uğrayanlar ,peşin zevklerinin peşinde koşup sonunu unutanlardır. Cennetin ebedi, harikulade nimetlerini, şu geçici bir anlık zevk ile değişebilir misiniz? Yoksa cehennem ateşine sabretmek sana zor gelmiyor da, şehvetin alemine dalıp esiri olmak mı istiyorsun? İnsanlardan bazılarının nefis arzularına ve heveslerine uyduklarını görüyorsun da gıpta mı ediyorsun? Onlar gibi gaflete dalmak korkutmuyor mu seni? Şeytan, onlara farkında olmadıkları helake sürükleyen yol buldu ise,sana da öyle bir yol bulmasını mı istersin? Oysa ki başkasının günahı senin azabını hafifletmez.

Şöyle bir düşünsene;

Sıcak bir yaz günü insanlar güneşin altından kalırken sende onlar gibi güneş altında yanmak mı, yoksa gölge altında korunmak mı istersin. İşte cehennem ateşi de böyledir. Herkes cehennem ateşinde yanar, azab çekerken, senin tüm keder ve güçlüklerden uzak olarak bir gölgeliğin olsun istemez misin?

Bunu dinleyen nefis, gerçekten meleğin bu söz ve uyarılarına hak verir “doğru olan da budur der”. İşte nefis böyle zıt iki kuvvet arasında bocalayıp durur. Sonunda da layık olduğu tarafa yönelerek üstün gelir ve şeytanın “yendim” diyen zafer narası, boğazında tıkalı kalaır.

Eğer nefis tam aksine şeytanın sıfatlarına yenilirse bu sefer de şeytan galib gelerek sevinç narası atar. Öyle ya nasıl sevinmesin. Kalb, Allah-u Tealanın ve dostlarının askerlerinden uzaklaşarak şeytanın askerlerine meyleder. Böylece kaderine layık olanın azaları, Allah’dan uzaklaşmasına sebep olan tarafa doğru yönelir.

Şeytanın vaatleri hep yalan ve uydurmadır. Onun başlıca emeli aslında boş, fakat ümit veren süslü sözlerle aldatmak, hilelerle aldattığı insanları helaka sürüklemektir.

Yaptığından sorumlu olmayan ancak Allah’dır. Allah’dan baka herkes yaptıklarından sorumludur.

Kaynak: İmam Gazali / el-İhya / C:3 / Sayfa: 129-.134

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.