Nefis Muhasebesi

Karıncanın Yürümesinden Daha Sessiz Olan Gizli Riya

sponsor

Açık Riya

Bil ki riya, açık ve gizli olmak üzere iki kısımdır. Açık riya; kişiyi amele tahrik ve sevk eden riyadır. Kişi bununla sevap kazanmayı kastederse daha açık riya olur. Bundan bir derece gizlisi ise tek başına kişiyi amele sevk etmemekle birlikte Allah rızası güdülen ameli hafifletip sevabını azaltan riyadır. Tıpkı her gece teheccüd namazı kılmayı adet edinmiş birine o gece namaz kılmak ağır geldiği halde bir misafiri geldiğinde canlanıp namazın ona hafif gelmesi örneğinde olduğu gibi.. Bu örnekteki adam sevap kazanma umudu olmasaydı sadece misafire gösteriş yapmak için namaz kılmayacaktı.

Bundan daha gizli olanı, amele etki etmediği gibi onu kolay ve hafif hale getirmeyen ancak bununla birlikte kalpte gizli olan riyadır. Bu riyanın kişiyi amele yönlendirmede etkili olmadığı durumlarda bazı alametler olmaksızın bilinmesi mümkün değildir.

Gizli Riyanın Alametleri

Gizli riyanın en açık alametlerinden birisi, yapmış olduğu ibadeti insanların görmesi sebebiyle kişinin sevinmesidir. Amelinde samimi ve riya düşüncesi olmayan, hatta ondan hoşlanmayıp reddeden nice kullar vardır ki insanların amelini görmesine sevinir ve memnun olurlar. Bu durum, yapmış oldukları ibadetin ağırlığını kalplerinden kaldırıp onları rahatlatır. İşte bu sevinç gizli bir riyanın varlığını gösterir. Kişinin sevinci oradan sızmıştır. Kalbin insanlara iltifatı olmasaydı insanların amelini görmeleri anında sevinç ortaya çıkmazdı. Böyle bir durumda riya, ateşin taşın içinde gizlenmesi gibi kalpte gizlenmiştir. Halkın ameli görmesi, sevinç ve süruru kalpten dışarıya çıkarmıştır. Sonra kişi, insanların amelini görmesi sonucu duyduğu sevincin lezzetini alıp da bundan hoşlanırsa riyanın gizli damarı için bu temel bir gıda haline gelir. Sonunda riya gizli bir şekilde hareket etmeye ve istediğini gizli olarak almaya devam eder. Böylece açıkça ifade edilmeye ihtiyaç olmasa bile insanların ima ile anladığı bir şeyi yapmakta zorlanır.

Bazen riya gizli olup ne ima yolula ne de açık olarak söylemekle ortaya çıkmaz ancak bitkinlik ve solgunluk belirtisi göstermek, düşük bir ses tonuyla konuşmak, dudak kuruluğu, tükürük azlığı, gözyaşı izleri ve bütün gece uyanık olduğunu gösteren uyuklama hali gibi birtakım işaretlerle ortaya çıkar.

Bundan daha gizlisi, görülmesini istemeyecek şekilde gizlenmesidir. Ancak bununla birlikte kişi insanları gördüğü zaman ona önce selam vermelerini, güler yüzle ve saygıyla karşılanmayı, övülmeyi, ihtiyaçlarının karşılanması için harekete geçilmesini, alışverişte kendisine kolaylık gösterilmesini ve bir meclise geldiğinde ona yer açılmasını ister. Birisi bu konularda ona karşı kusur işlerse kalbine ağır gelir. Sanki nefsi, gizlemiş olduğu ibadet ve taatten dolayı ona saygı duyulmasını talep etmektedir. Oysa söz konusu ibadetleri yaptığı sırada insanlar onu görmemiştir. Yapmış olduğu ibadet ve taat olmasaydı insanların onun hakkında kusur işlemesinin normal olmadığını düşünmeyecekti.

Halkla ilgili hususlarda ibadetin varlığı ile yokluğu bir olmadıkça kişi Allah’ın kendi halini bilmesiyle yetinmez ve karıncanın ayak sesinden daha sessiz olan gizli riyanın şaibesinden kurtulamaz. Bütün bunlar kişinin alacağı ecri neredeyse boşa çıkarır. Bu durumdan sadece sıddıklar kurtulabilir.

Vehb b. Münebbih şöyle anlatıyor: “Abidlerden biri arkadaşlarına der ki: ‘Bizler azgınlığa düşeriz endişesiyle mallarımızı ve çocuklarımızı terk ettik. Biz, bu yaptığımız mal sahiplerinin malları sebebiyle kapıldıkları, azgınlıktan daha fazlasına kapılmaktan endişe ediyoruz.

Bizden biri başkasıyla karşılaştığında dindeki konumundan dolayı saygı görmek ister, bir ihtiyacı olup onu istese dindeki konumundan dolayı istediği şeyin ona verilmesini ister, bir şey satın aldığı zaman dindeki konumundan dolayı kendisine indirim yapılmasını ister!’

Abidin bu sözleri hükümdarlarına ulaşınca atına binip maiyetiyle birlikte yola çıkarak onu görmeye gelir. Bütün ova ve dağ insanlarla dolar. Abid der ki nedir bu? Denilir ki, bu gelen hükümdardır!

Arkadaşına der ki hemen yiyecek bir şeyler getir! Oda hemen biraz yeşillik, zeytinyağı ve ağaç özü getirir. O da avurtlarını onlarla doldurup kaba bir şekilde hızla yemeğe başlar. Hükümdar der ki, nerede o abid? Derler ki, işte şu adam! Hükümdar olan der ki sen nasıl birisin? Der ki, insanlar gibi biriyim! Bunun üzerine hükümdar onda hayır olmadığını söyleyerek oradan ayrılır. O ayrılınca abid der ki, beni kınayıp yeren bir şekilde onu yanımdan uzaklaştıran Allah’a hamd olsun”

İhlas sahipleri gizli riyadan sürekli olarak korkmuşlar, bu yüzden yapmış oldukları salih amelleri insanların aldatma yoluyla ellerinden almamaları için büyük çaba göstermişler ve insanların yapmış oldukları çirkin amelleri gizlemeye duydukları hırstan daha büyük bir hırsla amellerini gizlemeyi istemişlerdir. Bütün bunları yapmalarının sebebi, amellerinin halis olması ve yüce Allah’ın kıyamet gününde onlara ihlasları sayesinde mükafat vermesidir.

Onlar bu halleriyle Allah’ın evini ziyaret etmek amacıyla Mekke’ye doğru yola çıkan hacılara benzerler. Çünkü hacılar yola çıkarken çölde yaşayanların alışveriş esnasında kalp ve değersiz altını almadıklarını bildiklerinden yanlarına halis altın alırlar. Çölde insanlar daha çok şeye ihtiyaç duyarlar ve sığınabilecekleri bir vatanları da yoktur. Bu durumda insanı halis altından başkası kurtaramaz. Kalp erbabı kıyameti ve azık edindikleri takvayı işte bu gözle görürler.

Görüldüğü gibi gizli riyanın şaibeleri pek çok olup sayılması mümkün değildir.

İnsan, yaptığı ibadeti bir insanın, hayvanın veya çocuğun görmesi arasında kalbinde fark hissettiğinde onda riyanın bir şubesi var demektir.

Çünkü insanın hayvanlardan yana bir temahı ve isteği olamazsa yanında bir hayvanın bulunup bulunmadığına aldırmaz. Kişi ihlaslı ve Allah’ın kendisini bilmesiyle yetinen biriyse çocukları ve delileri önemsiz gördüğügibi, akıllı insanları da önemsemez. Bilir ki akıllı insanlar da ona rızık veremez, ecelini belirleyemez, sevabını artıramaz, göreceği azabı eksiltemez.Ancak her şaibe ibadetten alınacak ecri boşa çıkarmaz ve ameli ifsat etmez. Aksine, bu konunun tafsilatı vardır.

“Yaptığı ibadet bilinmesine sevinmeyen bir kimse göremezsin! Bunların hepsi de kınanmış mıdır?” diye sorulursa şöyle cevap verilir:

Sevinç; övülen ve kınanan sevinç olmak üzere iki kısma ayrılır. Övülen sevinç de kendi arasında dört kısımdır:

1-► Kişinin kastının ibadeti gizlemek ve onu sadece Allah için yapmak olması. Ancak halk onun yaptığı ibadete muttali olduğunda Allah’ın onları buna muttali kıldığını bilerek en güzel halini ortaya koyar. Bu durumu Allah’ın yaratışının güzelliğinin, kendisini görmesinin ve ona lütufta bulunmasının bir delili sayar. Kendisi ibadetlerini ve günahlarını gizlemiş, Allah ise onun yaptığı ibadeti insanlara göstermiş, günahını ise örtmüştür.

Çirkin fiilin örtülmesinden ve güzel işin ortaya çıkmasından daha büyük bir lütuf yoktur. Böylece insanların onu övmelerine ve kalplerinde yer edinmeye değil, yüce Allah’ın kendisini güzel bulmasına sevinir. Bu hususta yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “De ki: Ancak Allah’ın lütfu ve rahmaetiyle, işte bunlarla sevinsinler.”(Yunus, 10/58)

2-► Dünyadayken yüce Allah’ın, yapmış olduğu güzel fiilleri insanlara gösterip çirkin fiilleri örtmesini, ahirette de kendisine böyle davranacağının delili sayar. Hz. Ali (r.a) naklettiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) bu hususta şöyle buyurmuştur: “Allah dünyada kişinin işlediği günahı örtmüş ve affetmişse, Allah affetmiş olduğu şeye geri dönmekten daha yücedir.”

Birinci kısma göre, makbul olmaktan dolayı duyulan sevinç, gelecek mülahazası olmaksızın anlık olur. İkinciye göre ise ilgi geleceğe yönelir.

3-► İbadet ederken kendisini görenlerin ona uyacaklarını ve böylece alacağı ecrin katlanacağını zannetmesi. Bu durumda kişi sonradan ortaya çıkması sebebiyle ibadetinden alenilik sevabını alırken, ilk baştaki gizli ibadet etme niyetinden dolayı ayrı bir sevap daha alır. Bir ibadette insanların kendisine uymuş olduğu kimse, ötekilerin ecirlerinde hiçbir eksilme olmaksızın onların yaptığı ibadetlerin ecirlerini de alır. Bu ecri kazanmayı ummak da sevince sebep olur. Çünkü kazanç emarelerinin görünmesi kişiye zevk verir ve onu sevindirir.

Müslim’in Ebu Zerr radıyallahu anhdan naklettiği erfad hadislerden birinde şöyle gelmiştir: “Resulullah (s.a.s.)’e denildi ki, bir iyilik yaptığında insanlar tarafından övülen kişi hakkında ne dersiniz? Şöyle buyurdu: Bu durum müminin dünyadaki müjdesidir.”

4-► Yaptığı ibadeti görenlerin kişiyi övmeleri ve onun da onların bu övgülerinde yüce Allah’a itaat etmelerinden, O’na itaat eden bir adamı sevmelerinden ve kalplerinin taate meyletmesinden dolayı sevinmesi. Çünkü insanlar arasında, Allah’a itaat eden kimseye haset edenler, onu kınayanlar, alay edenler ve riyakar olmakla suçlayanlar da vardır. O ise Allah’ın kullarının sahip oldukları güzel imana sevinmiştir.

Fakat kişi insanların kalplerinde yer edindiğine, böylece onların kendisini övmelerine, saygı göstermelerine, ihtiyaçlarını görmelerine ve ona değer vermelerine sevinirse işte bu hoş görülmeyen ve kınanan sevinç kapsamına girer.

O zaman “Adamın biri dedi ki ey Allah’ın elçisi, kişi bir amel işler ve bu onu sevindirir. Yaptığı amel insanlar tarafından görülürse bu da hoşuna gider? Bunun üzerine Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: Onun iki ecri vardır: Birisi gizli yaptığından, diğeri de aleni hale geldiğinden dolayı alacağı ecirdir.” ifadesiyle Ebu Hureyre (r.a) tarafından nakledilen hadiste kastedilen nedir, diye sorulursa buna üç yönden cevap verilir:

a-► Bu hadis zayıf sayılmıştır. Çünkü hadisi rivayet edenlerin çoğu onu Ebu Salih’e dayandırarak mevküf olarak nakletmiş ve Ebu Hureyre (r.a) zikretmemiştir. Tirmizi de hadisi Ebu Salih-Ebu Hureyre şeklinde merfü olarak rivayet ederek garip bir hadis olduğunu söylemiştir.

b-► Tirmizi’nin belirttiğine göre bazı alimler hadisi şöyle yorumlamışlardır: Hadis, hayırlı bir iş yapmasından dolayı kişinin insanların onu övmesini beğenmesi anlamına gelir. Çünkü Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Sizler Allah’ın yeryüzündeki şahitlerisiniz.” Fakat insanların hayrı ondan bilip bu yüzden ona değer vermelerini beğenirse bu riya olur.

c-► Alimlerden birisi şöyle demiştir: “Yaptığı hayırlı amel insanlar tarafından görüldüğü zaman onun yaptığını yapmaları, böylece onların da ecrini alması ümidiyle işini beğenmiştir.”

Kaynak: İbnü’l-Cevzi / Minhacü’l-Kasıdin Ve Müfidü’s-Sadıkin / C: 2 / bkz: 91-96

sponsor
Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı