Nefis Muhasebesi

Kendini Beğenmeye Sebep Olan Şeyler ve Bunun Tedavisi

sponsor

Bil ki, kendini beğenme ile kibre sebep olan aynıdır. Onları daha önce anlatmıştık. Bazen kendini beğenme davranışı, insanın hatalı olan görüşünü beğenmesi örneğinde olduğu gibi kibirlenme sebebi olmayan bir şeyden de kaynaklanabilir.

İnsan Neden Kendini Beğenmişlik Yapar?

Kendini beğenmeye sebep olan hususları sekiz kısımda toplayabiliriz:

1-► Kişinin vücudunu, suretinin ve nefsinin güzelliğini beğenerek bunların yüce Allah’ın ona verdiği bir nimet olup elinden gidebileceğini unutması. Bunun tedavisini, güzellik sebebiyle kibirlenme konusunda anlatmıştık. O da kişinin içindeki pislikleri ve işin başıyla sonundaki musibetleri düşünmesidir.

2-► Kişinin gücünü ve kuvvetini beğenmesi. Tıpkı Ad kavminin, sahip oldukları gücü beğenip “Bizden daha kuvvetli kim var?” (Fussılet, 41/15) dedikleri için rüzgarla helak olmaları örneğinde olduğu gibi… Uc, sahip olduğu kuvveti beğenerek Musa (a.s) kavminin üzerine atmak üzere dağdan bir parça koparınca yüce Allah o dağ parçasını delip boynuna asmıştı. Bazen insan sahip olduğu kuvvete güvenir.

Daha önce nakletmiş olduğumuz gibi, İsrai loğulları aralarında müzakere ederken, insanın Allah’a isyan etmeden geçirdiği bir gün var mıdır, diye birbirlerine sorarlar. Davud (a.s) da mücahede konusunda kendi gücüne dayanarak, vardır, der ve o gün bir günahla imtihan edilir. Süleyman (a.s) da “Bu gece yüz eşimi dolaşacağım ve her biri Allah yolunda savaşacak birer erkek çocuk doğuracak.” der ve bu dediğinden mahrum kalır.

Bazen kişinin gücünü beğenmesi, savaşta kendisini tehlikeye atmasına sebep olur. Bunun ilacı, sahip olduğu gücün geçici olduğunu, bir günlük ateşin vücudun kuvvetini giderdiğini ve küçük bir hastalığın kesin kararlar almaya engel olduğunu bilmesidir.

3-► Kişinin aklını, zekasını ve işlerin inceliklerin ibilme yeteneğini beğenmesi. Bu durum kendi görüşüne göre hareket etmesi, başkalarına danışmaması ve görüşüne muhalif olanları cahil bulması sonucunu doğurur.

Bunun ilacı, aklının hangi derecede olduğunu arkadaşlarından düşmanlarından ve kendinden değil, hikmet sahiplerinden öğrenmeye çalışmaktır. Çünkü kişi bazen aslen büyük olmayan nefsinin bir özelliğini kendi gözünde büyütebilir, sonra da onu kendisine verdiği için Allah’a şükreder. İnsan bilsin ki kendisine verilen ilim pek azdır. Sonra bilsin ki beyni etkileyecek en küçük bir hastalık aklına halel getirebilir, sonra da halinin değişmesinden ve bu nimetlerden dolayı şükretmediyi için cezalandırılmaktan korkar.

4-► Kişinin soyunu ve asaletini beğenmesi. Tıpkı asil olan kimsenin atalarının asalet sebebiyle kurtuluşa ereceğini, bazılarının da herkesin kendilerinin kölesi olduğunu zannetmesi örneğinde olduğu gibi…

Bunun ilacı, kişinin atalarının yaptığı fiillere aykırı davranışlar sergileyip sonra da onlara ilhak edileceğini zannetmesinin tam bir cahillik olduğunu bilmesidir. Atalarına uyduğunu iddia ediyorsa, onların huyları arasında kendini beğenme diye bir huy yoktu. Aksine, onlar korku içinde yaşarlar ve nefislerini hor görürlerdi. Onlar soylarıyla değil, itaatleri ve övgüye değer hasletleri sayesinde asalet ve şeref sahibi oldular. Çünkü soy konusunda, mümin olmayanlar da onlara ortaktır. Allah şerefin soyla değil, takva ile olduğunu belirterek şöyle buyuruyor: “Muhakkak Allah katında en değerliniz, O’ndan en çak korkanınızdır.” (Hucurat, 49/13)

Hz. Peygamber (s.a.v) de bu konuda şöyle buyurmuştur: “Ey Fatıma, ben Allah karşısında sana hiçbir şekilde yardım edemem.” Atalarının takva sahibi ve mütevazı olduklarını bilip de onlar gibi olmayan kişi hal diliyle kendi soyunu karalamış olur.

Birisi çıkıp “Soylu olan kimse sadece akrabası olan birinin kendisine şefaatçi olmasını umar.” derse buna şöyle veririz:

Bütün Müslümanlar şefaat umarlar. Bazen bir şahsa ateşte yandıktan sonra şefaat edilir. Bazen de günah daha kuvvetli olur ve şefaat bile onu kurtaramaz. Buhari ve Müslim’in Ebu Hureyre (r.a)’dan naklettiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Sakın sizden birinin kıyamet günü boynuna binmiş böğüren bir deveyle gelip de ey Allah’ın elçisi, bana yardım et, dediğini görmeyeyim! O zaman ben ona şöyle derim: Senin için bir şey yapamam. Sana tebliğ etmiştim.”

Şefaat umuduna dayanarak günahlara dalan kişi, uzman ve şefkatli doktorunun kendisini tedavi edeceğine itimat ederek arzu ettiği her şeyi yiyip içen adama benzer. Bu tam bir cahilliktir. Çünkü doktorun yapacağı tedavi sadece bazı hastalıklar için faydalıdır, hepsi için değil. Bu durumu daha iyi açıklayan husus ise önde gelen sahabenin ahiretten korkmalarıdır. Hz. Ebu Bekir (r.a) şöyle derdi: “Keşke bir koç olsaydım da sahibim beni kesseydi!” Hz. Ömer (r.a) ise şöyle söylerdi: “Keşke kerpiç içindeki bir saman çöpü olsaydım da hesaba çekilmeseydim!” Hz. Aişe (r.a)’a da şöyle derdi: “Keşke unutulup gitseydim!” Bu değerli sahabelerin mertebesinde olmayan kişi nasıl olur da şefaate güvenebilir?

5-► Kişinin, zalim yöneticilerin soyundan geldiği için kendini beğenmesi. Bunun ilacı, o zalim yöneticilerin içine düştükleri utanç verici halleri düşünmek ve kıyamet günündeki zilletlerini, küçümsenmelerini ve hasımlarının onların boğazına sarılmasını aklına getirmektir. Bu yöneticilerin soyundan gelip de onların yaptıkları zulümleri yapmaktan korunmuş olan kişilerin din selameti verdiği için yüce Allah’a şükretmeleri ve babaları için bağışlanma dilemeleri gerekir.

6-► Çocuklarının, hizmetkarlarının, aşiretinin, akrabalarının ve takipçilerinin sayıca çok olmasını beğenmek. Tıpkı kafirlerin söylediği gibi: “Biz mal ve evlat bakımından daha çoğuz. Biz azaba uğratılacak da değiliz.” (Sebe, 34/35)

Bunun ilacı, kibir bahsinde zikrettiğimiz husustur. O da kendisinin ve onların zayıf olduklarını, hepsinin birer aciz kul olup kendilerine ne bir fayda temin edip ne de bir zararı engellemeye güçlerinin olmadığını, öldüğünde her birinin ondan ayrılacağını ve kabrinde yalnız başına kalacağını, kıyamet gününde kendisinden kaçacaklarını düşünmektir. En sıkıntılı durumunda seni bırakıp gidenlere nasıl güvenebilirsin?

7-► Kişinin sahip olduğu malı beğenmesi. Tıpkı şu bahçe sahibinin dediği gibi: “Ben, servetçe senden daha zenginim; insan sayısı bakımından da senden daha güçlüyüm.” (Kehf, 18/34) Bunun ilacı; malın afetlerini, üzerindeki hakların çokluğunu, gailelerinin büyüklüğünü, nasıl kazanıp nasıl harcandığı konusunda verilecek hesabı, fakirlerin mal sahiplerinden önce cennete gireceğini ve Zühd, Dünyanın Kınanması ve Malın Kınanması kitaplarında zengin olmaktan kişiyi endişeye düşüren şeylere dair bahsettiğimiz hususları düşünmektir.

8-► Kişinin hatalı olan görüşünü beğenmesi. Tıpkı yüce Allah’ın buyurduğu gibi: “Kötü işi kendisine güzel gösterilip de onu güzel gören kimse (imanı ve iyi ameli tercih eden kimseye benzer) mi?” (Fatır, 35/8); “İyi işler yaptıklarını sanıyorlar.” (Kehf, 18/104) Bütün bidatçiler kendi hatalı görüşlerini beğendikleri için bidatlerinden vazgeçmemişlerdir.

Bunun ilacı, bütün diğerlerinden daha acıdır. Çünkü hatalı görüş sahibi olan kişi hatasını bilmez. Bilinmeyen hastalığın tedavi edilmesi ise mümkün değildir. Cahillik, bilinmeyen bir hastalık olduğundan tedavisi çok zordur. Söz konusu şahıs kendi hatalı görüşünü beğendiği zaman hiçbir nasihatçiye kulak asmaz. Nasıl olur da kendisini kurtaracak olduğuna inandığı bir şeyi bırakabilir?

Bu durumda olan kişinin tedavisi özetle şudur: Kişi her zaman kendi görüşünü itham etmeli ve elinde bu görüşünü destekleyen Kitap, Sünnet ve bütün delil olma şartlarını haiz akli bir delil yoluyla elde edilmiş kesin bilgi olmadıkça görüşüne aldanmamalıdır. Kendi görüşünün doğru olup olmadığını bilebilmesi için de alimlerin meclislerinde bulunması, Kitap ve Sünnet’i incelemesi gereklidir. Ömrünü ilme ayıracak vakti olmayan kişi için en iyisi mezheplerin görüşlerine derinlemesine dalmamak ve genelin itikadından ayrılmamaktır. Bu bağlamda, yüce Allah’ın tek ve ortağı olmadığına, bir benzerinin benzeri dahi bulunmadığına, O’nun her şeyi işiten ve gören olduğuna, elçisinin getirdiği bütün hükümlerde doğru sözlü olduğuna inanmalı, onun getirdiği Kur’an’a hiçbir araştırma ve tahkik yapmaksızın iman etmeli ve zamanını takvaya uygun işlerle ve ibadetlerle geçirmelidir. Kişi mezheplerin görüşlerine daldığı ve kendisi gibi birinin bilemeyeceği şeyleri öğrenmeyi arzuladığı anda helak olur.

Kaynak: İbnü’l-Cevzi / Minhacü’l-Kasıdin Ve Müfidü’s-Sadıkin / C: 2 / bkz: 159-162

sponsor
Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı