Nefis Muhasebesi

Kibirlenmenin Sebepleri

sponsor

Bil ki, kendisini büyük görenden başkası kibirlenmez. Kendisini de ancak mükemmel sıfatlara sahip olduğuna inanan kimse büyük görür. Bunların tümünün kaynağı dini veya dünyevi mükemmel sıfatlardır. Dini olanlar ilim ve amel, dünyevi olanlar soy, güzellik, güç, mal ve destekçilerin fazla olmasıdır. Bunlar toplam yedi sebepten ibarettir.

Alimin İlmi ile Kibre Kapılması

1-► İlim. Kibir alimlere çok çabuk tesir eder. Çünkü alim ilmin şerefiyle şeref duymaktan, kendisini büyük görmekten ve insanları küçümsemekten geri durmaz. Halka, hayvanlara baktığı gibi bakar. Onların kendisine selam vermelerini bekler. Halktan birisi ona selam verir, verdiği selamı güler yüzle alır, onu gördüğünde ayağa kalkar veya davetine icabet ederse o kişi üzerinde, karşılığında kendisine teşekkür edilmesi gereken bir menfaat ve yardım hakkı olduğunu düşünür. Çünkü alim, halkın onu ziyaret etmeleri ve hastalandığında onu görmeye gelmeleri gerektiğini oysa kendisinin böyle bir şeyi yapma görevinin olmadığını düşünür. Halkı birer köle veya ücretli işçi gibi kendi hizmetinde kullanmaya çalışır. Bunlar dünya ile ilgili hususlardı.

Ahiretle ilgili hususlara gelince, alimin halka karşı kibirlenmesi Allah katında kendisini onlardan daha yüce ve üstün görmesi, kendi nefsinden çok onlar için korkması ve onlar için umduğundan daha çoğunu kendisi için ummasıyla olur. Böylesine, alim yerine cahil denilmesi daha uygundur. Gerçek ilim, insana nefsini ve Rabbini tanıtır, akıbetin tehlikelerini, Allah’ın alimlere karşı hüccetini ve ilim sahibi olmanın tehlikesinin büyüklüğünü ona öğretir. Bu husus, kibrin ilimle tedavisi bahsinde açıklanacaktır. Bu ilimler alimin korkusunu, tevazusunu ve itaatkarlığını artırır, Allah’ın ilim sebebiyle üzerindeki hüccetinin büyüklüğünden dolayı bütün insanların kendisinden daha hayırlı olduğunu ve ilim nimetine gerektiği gibi şükredemediğini düşünmesini gerektirir. İşte bundan dolayı Ebu’d- Derda (r.a) şöyle söylemiştir: “İlmi artanın acısı da artar.”

Bazı alimlerin sahip oldukları ilim sebebiyle daha çok kibirlenip kendilerini güvende hissetmelerinin sebebi nedir, diye sorulursa şöyle cevap veririz:

Bunun iki sebebi vardır:

a-► İlim diye meşgul olduğu şeyin tartışma yöntemleri, gramer, lügat, şiir, matematik ve tıp ilmi gerçek ilim olmaması. İnsan bu saydığımız ilimlerle dolu olursa kibirle dolar. Bunlara “zanaat” denilmesi, “ilim” denilmesinden daha doğrudur. Gerçek ilim; kulun Rabbini ve nefsini tanımasına, yüce Allah’a kavuşması anındaki tehlikeleri öğrenmesine vesile olan ilimdir. İşte bu ilim kişiyi kibir değil, haşyet ve tevazu sahibi yapar. Yüce Allah bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Kulları içinde ancak alimler Allah’tan (gerektiği gibi)korkar.” (Fatır, 35/28)

b-► Kulun ilim öğrenmeye başlarken habis bir öz ve kötü huylarla başlamasıdır. Böyleleri ilim öğrenmeden önce nefsini arındırmak ve eğitmekle, müceahade yöntemleriyle kalbini temizlemekle meşgul olmamıştır. Bundan dolayı özü habis bir yere gelmiş olur ve bundan dolayı ne vereceği meyve hoş olur ne de bir hayır getirir. Vehb b. Münebbih bu durumu şu örnekle anlatmaktadır:

“İlim, tatlı ve saf olarak gökten inen yağmur gibidir. Ağaçlar kökleriyle yağmur suyunu alırlar ve onu kendi tatlarına uygun hale getirirler. Acı ağacın meyvesi daha acı, tatlı ağacınki daha tatlı olur. İlim de böyledir. İnsanlar ilmi alıp onu kendi maksatlarına ve arzularına uygun hale getirirler. Böylece kibirlinin kibri, mütevazı olanın tevazusu artar.”

Evet, durum böyledir. Çünkü maksadı kibirlenmek olan cahildir. Cahil, başkalarına karşı kibirlenebileceği bir ilim öğrendiği zaman kibri daha da artar. Kişi cahil olmakla birlikte Allah’tan korkuyorsa daha fazla ilim öğrendiğinde aleyhindeki hüccetin iyice pekiştiğini bilerek korkusu, tedirginliği, boyun eğmesi ve tevazusu artar. İlim, kibirlenmeye vesile olan şeylerin en büyüğüdür. Bundan dolayı Ömer b. Hattab (r.a) şöyle demiştir:

Kibirli alimlerden olmayın. Yoksa ilminiz cehaletinizi karşılayıp telafi edemez

Rivayet edildiğine göre bir keresinde Huzeyfe (r.a) bir grup insana namaz kıldırır. Selam verince şöyle der: “Ya benden başka bir imam bulursunuz ya da tek başınıza namaz kılarsınız. Çünkü ben, bu topluluk arasında kendimden daha üstün birinin olmadığını aklımdan geçirdim.” Huzeyfe (r.a) gibi bir sahabe böyle bir şeyden kurtulamayınca zayıf kimseler ne yapsın!

Kendisine “alim” denilmeyi hak eden, ilmin şerefinin ve büyüklüğünün etkisine kapılıp büyüklenmeyen bir alim bulmak çok zor! Böyle bir alim bulunursa zamanının sıddıkıtır ve nefeslerinden ve hallerinden istifade etmenin yanında, ibadet yönünden Allah’ın nazarı onadır. Heyhat! Böyle bir alimin zamanımızda mevcut olması uzak bir ihtimaldir. Hatta zamanımızda bu hasletin elden gitmesine tasalanıp üzülen bir alimi bulmak da mümkün değildir.

Amel ve ibadet Konusunda Kibre Kapılmak

2-► Amel ve ibadet. Bunların erbabında da kibir vardır. Bunun eseri onlarda dini ve dünyevi konularda ortaya çıkar.

Dünyevi konulara gelince, başkalarının kendilerini ziyaret etmesinin onların başkalarını ziyaret etmesinden daha uygun olduğunu düşünürler, insanların onların işlerini yapmalarını, saygı göstermelerini, meclislerde kendilerine yer açılmasını, takva sahibi olarak anılmalarını ve alimler hakkında zikrettiğimiz şekilde başkaları yerine kendilerine öncelik verilmesini beklerler. Yapmış oldukları ibadeti halka yaptıkları bir ihsanmış gibi görürler!

Dini konulara gelince, böyleleri diğer insanları helak olmuş, kendilerini ise kurtulmuş olarak görürler. Müslim’in Ebu Hureyre (r.a) naklettiği efrat hadislerden birinde Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmaktadır:

Kişi insanların helak olduğunu söylüyorsa kendisini onlardan daha çok helak olmuştur

Bu sözü ancak Allah’ın kullarını önemsiz ve küçük gören kimse söyleyebilir. Kullar, günahkar olmalarına rağmen belki de bu sözü söyleyenden daha hayırlıdırlar. Çünkü onlar, bu sözü söyleyene yakın olmakla yüce Allah’a yaklaşmak istemektedirler. Oysa bu sözü söyleyen, halktan uzak durmakla yüce Allah’ın nefretini kazanır. Böylece halk hakkındaki bu kötü düşüncesi sebebiyle onların makamına inmeyi ve halkın ona karşı duydukları hüsnü zanları sebebiyle onun konumuna yükselmelerini hak etmiş olur.

Tıpkı şu kıssada anlatıldığı gibi: İsrail oğullarından günahkar bir adam abidlerden birisini görüp ona yaklaşır. Abid ise ona karşı büyüklenip yanından uzaklaşır. Bunun üzerine yüce Allah o devirdeki peygamberine vahy ederek şöyle buyurur: Her ikisine de yeniden amel etmelerini söyle. Çünkü bunun günahı bağışlandı, diğerinin ameli boşa gitti.

Bunun sebebi, kullardan istenen şeyin kalpler oluşudur. Asinin kalbi boyun büktüğünde kalbiyle Allah’a itaat etmiş olur. İtaatkarın kalbi kibirlendiğinde ise kalbiyle Allah’a isyan etmiş olur. İşte bundan dolayı Hasenü’l Basri şöyle söylemiştir: “Birtakım insanlar kalpleriyle kibirlenip giysileriyle tevazu gösterdiler. Tıpkı yün aba giyenin ipekten nakışları olan elbise sahibinden kendisini daha çok beğenmesi gibi… Neden böyle birbirlerini kaybediyorlar?”

Çünkü onlara göre ipek albise giyen hakir görülür, yün aba giyen ise hakir görür. Abidlerin çoğu bu afetten kurtulamaz. Hatta birisi abide zarar vermiş olsa Allah’ın onu bağışlamasının imkansız olduğunu ve yüce Allah’ın ona gazap ettiğini düşünür. Oysa kendisi başkasına zarar verse bu yaptığını gözünde büyütmez. Çünkü ona göre kendi mertebesi büyüktür. Bu hem bir cahillik, hem de kendini beğenme ile kibri aynı anda sergilemektir. Hatta bazısı ona zarar verildiği zaman meydan okuyarak der ki, bana zarar veren bu adamın başına neler geleceğini göreceksiniz! Söz konusu adamın başına bir şey gelmiş olsa bunun kendi kerameti olduğunu zanneder. Oysa o, birtakım kafirlerin Allah ve resulüne eziyet verdiğini, bununla birlikte dünyada başlarına kötü şeyler gelmediğini görüp durur! Bu, aldanmış olanların halidir. Fakat zeki ve akıllı olanlar Ata es- Selmi gibi davranırlar: Ata bir yıldırım düşse insanların başına gelen bu belaya kendisinin sebep olduğunu zannederdi! Yine, Bekr b. Müzeni’nin Arafat’ta söylediğini söylerler: “Ben aralarında olmasaydım ne şerefli bir vakfe olacaktı!” Bu zatlar ile amelini başa kakıp kendini bir şey zannedenler arasında ne kadar büyük fark var! Kendisinin kesin olarak herhangi bir Müslüman’dan daha yüksek konumda olduğunu zanneden kişi bu cahilliği sebebiyle amelini boşa çıkarmış demektir.

Kibir afeti konusunda alimler ve abidler üç dereceye ayrılır:

a-►Kibrin kalbinde yer etmiş olması. Böyle birisi kendini başkasından daha hayırlı görür. Ancak gayret edip mütevazı olmaya çalışır ve başkasını kendisinden daha hayırlı görenler gibi davranır. Böylesinin kalbinde kibir ağacı dikilidir ancak ağacın dallarını kesmiştir.

b-► Meclislerde büyüklenip insanlara tepeden bakmakla, aynı konumda olduğu kişilerin önüne geçmekle ve hakkında dikkatsiz davrananları beğenmemekle kibri fiilleriyle ortaya koyar. Bakarsın böyle bir alim onlardan yüz çeviriyormuşçasına insanlara tepeden bakar. Yine, böyle bir abid insanlardan iğreniyormuşçasına onlara surat asar. Yaptıkları ameli halka karşı bir ihsanmış gibi düşündükleri için bunların yüce Allah’ın şu kavlinde peygamberine verdiği terbiyeden haberleri yok: “Sana uyan müminlere kanadını indir.” (Şuara, 26/215)

c-► Çeşitli iddialar, övünmeler, kendini tezkiye etmeler, hallerini anlatmalar, başkasının ilim ve amelde daha üstün olması sebebiyle kendi yaptıklarını sayıp dökmeler gibi kibri diliyle ortaya koyar. Abid, başkası karşısında övünmek sadedinde şöyle der: “O da kim oluyor! Hangi ameli yapmış? Zahitliği ne kadar? Ben şu kadar zamandan bu yana yemek yemedim, geceleri uyumuyorum, her gün Kur’an-ı hatmediyorum! Filanca bana zarar vermek istedi ve helak oldu veya malı elinden gitti veya hastalandı!” Böyle birisi gece namazı kılan bir toplulukla birlikte olduğunda onlara ibadet konusundaki gücünü ve kendi acizliklerini göstermek maksadıyla onlardan daha fazla ibadet etmek için bazen kendisini zorlar.

Alim de kendisini övme sadedinde şöyle söyler: “Ben ilimler konusunda uzmanım, gerçekleri biliyorum, filancayı ve filancayı gördüm! Filan adam da kim oluyor? Kimden ilim almış?” Sonra tartışmada karşısındakini yenmeye ve yenik düşmemeye çalışır. Cedel ilmi ve akranlarının anlamakta zorlanacağı birtakım yabancı kelimeleri söylemek amacıyla kimse tarafından bilinmeyen bir takım ilimler gibi, Toplantılarda üstün ve bilgili görünmesini sağlayacak bilgileri öğrenmek için sabahlara kadar çalışır. Kendi üstünlüğü ve akranlarının eksiklikleri ortaya çıksın diye hata edenlerin yanlışlarını göstermek için metinleri ve senetleriyle birlikte hadisleri ezberler. Akranlarından birinin hata etmesi durumunda ona hatasını gösterecek olmasına sevinir. Akranı işini doğru ve güzel yaptığında kendisinden daha büyük görüneceği için üzülür.

Bu saydıklarımızın hepsi de semeresi ilim ve amelle övünmek olan kibir huylarıdır. Bu huyların kendisinde bulunduğunu gören ve Resulullah(s.a.s.)’in “Kalbinde hardal tanesi kadar kibir bulunan kimse cennete giremez.” şeklindeki sözünü işiten kişi, böyle yapanların Resulullah (s.a.v)’in sözünü göre cehennemlik olduğunu bile bile nasıl olur da kendisini büyük görür ve başkaları karşısında kibirlenir! İlim ve amel sebebiyle kibirlenmek bundan ibarettir.

Kişinin Soyu (Anne-Babası) ile Kibre Kapılması

3-► Soy ve asalet sahibi olmak sebebiyle kibirlenmek. Şerefli ve asil bir soya sahip olan kimse, ilim ve amel bakımından kendisinden daha yüksek mertebede olsalar bile onun gibi asil olmayanları hakir görür. Hatta bazıları, insanların onun uşakları ve köleleri olduğunu düşünür ve onlarla bir arada bulunmaya tenezzül etmez.

Bu türden kibrin dildeki tesiri asil soyu ile övünmektir. Böyleleri başkalarına şöyle der: “Ey Nebatlı, ey Ermeni, ey avam! Sen kimsin, baban kim? Ben filan oğlu filanım! Senin gibi biri benimle nasıl konuşur?” Bu, nefsin bir huyu olup salih ve akıllı bile olsa soylu ve asil olan herkes ondan payını almıştır. Ancak bazen normal haldeki asil birinden böyle bir kibirli davranış dışarı sızmaz. Fakat öfkesine yenik düşüp de basiret nuru söndüğünde kibir dışarı sızmaya başlar. İbn Abbas (r.a) şöyle söylemiştir: “Adamın biri diğerine der ki, ben senden daha değerliyim! Oysa Allah’tan sakınması dışında hiç kimse diğerinden daha değerli değildir.”

Kişinin Güzelliği ile Kibre Kapılması

4-► Güzellikle övünmek. Bu kibir türü en çok kadınlar arasında görülür ve kadınları birbirlerinin eksiklerini bulmaya yöneltir. Hz. Aişe (r.a)’dan bize nakledildiğine göre kendisi Resulullah (s.a.v)’in yanında bir kadından söz eder ve kısa boylu olduğunu söyler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurur: “O kadının gıybetini yaptın.” Bu davranış kibirden kaynaklanır. Çünkü sözü edilen kadın kısa boylu olsaydı onu kısa boylu olmakla zikretmezdi. Sanki kendi uzun boyunu beğendiğinden dolayı yanındaki kadını kısa boylu görmüştür.

5-► Mal sahibi olmakla kibirlenmek. Bu tür kibir hazineleri hakkında hükümdarlar, sahip oldukları ticaret malları hakkında tüccarlar, arazileri hakkında köy ağaları, sahip oldukları elbiseler, yarış atları ve binekler hakkında güzellik yarışına girenler arasında olur. Zengin olan, fakiri hakir görerek karşısında büyüklenir ve ona şöyle der: “Sen dilenci ve miskinin birisin! Ben istesem senin gibilerini satın alır, senden üstünlerini hizmetimde kullanırım! Sen de kim oluyorsun? Neye sahipsin? Benim ev eşyam senin bütün malından daha fazladır! Ben bir günde senin bir yılda yiyemeyeceğin kadar para harcıyorum!”

Bütün bunlar kişinin zenginliği önemseyip fakirliği hakir görmesinin bir sonucudur. Bu sözleri söyleyen kişi, zenginliğin afetini ve fakirliğin üstünlüğünü bilmiyor demektir. Yüce Allah şu kavliyle bu hususa işaret buyurmaktadır:

“Bu adamın başka geliri de vardı. Bu yüzden arkadaşıyla konuşurken ona şöyle dedi: ‘Ben servetçe senden daha zenginin, insan sayısı bakımından da senden daha güçlüyüm. (Böyle gurur ve kibirle) kendisine zulmederek bağına girip şöyle dedi: Bunun hiçbir zaman yok olacağını sanmam! Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Şayet Rabbimin huzuruna götürülürsem hiç şüphem yok ki orada bundan daha hayırlı bir akıbet bulurum!’ Arkadaşı ona hitaben şöyle dedi: Seni topraktan, sonra nutfeden yaratan, daha sonra seni bir adam biçimine sokun Allah’ı inkar mı ettin? Fakat o Allah benim Rabbimdir ve ben Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmam! Bağına girdiğinde; maşallah, kuvvet yalnız Allah’ındır, deseydin ya! Eğer malca ve evlatça beni kendinden güçsüz görüyorsan şunu bil ki belki Rabbim bana, senin bağından daha iyisini verir, senin bağına ise gökten yıldırımlar gönderir de bağın kupkuru bir toprak haline gelir!” (Kehf, 18/34-40)

Yukarıda kıssası anlatılan adam malı ve çocukları sebebiyle büyüklenmişti. Karun’un kibri de bu türdendi. Yüce Allah onun durumunu şöyle anlatıyor: “Derken Karun, ihtişamı içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzulayanlar: Keşke Karun’a verilenin benzerine biz de sahip olsaydık, doğrusu o çok şanlı, dediler.” (Kasas, 28/79)

6-► Kuvvetiyle ve zayıf insanlara karşı üstün cesaretiyle kibirlenmek.

7-► Bağları, yardımcıları, öğrencileri, hizmetkarları, aşireti, akrabaları ve oğulları sebebiyle kibirlenmek. Bu türden kibirlenme askerlerinin çokluğu bakımından hükümdarlar ve kendilerinden istifade edenlerin sayısının çokluğu bakımından alimler arasında vuku bulur.

Özetle söyleyecek olursak, nimet olan ve bizatihi bir mükemmellik olmasa bile mükemmellik olarak düşünülmesi imkan dahilinde olan her şeyle kibirlenmek mümkündür. Hatta kadınsı davranışlar sergileyen erkek, kadınsı davranma sanatında daha fazla bilgiye ve kudrete sahip olması sebebiyle akranlarına karşı kibirlenir. Çünkü bu davranış şeklini bir mükemmellik olarak görmekle ve onunla iftihar etmektedir. Fasık da böyledir ve yaptığı şeyin bir mükemmellik olduğunu zannederek bazen çok içki içmek ve günah işlemekle iftihar eder.

Buraya kadar söylediklerimiz kulların birbirlerine karşı kibirlenmelerine sebep olan hususlardı. Söz konusu kibir sebeplerinden birine sahip olan kişi, kendi düşüncesine göre ondan daha azına sahip olana karşı kibirlenir. Hatta bazen bu kibirlendiği kişi Allah katında onunla aynı veya daha üst mertebede olabilir. Tıpkı kendisinin daha bilgili olduğunu zannedip nefsi hakkında iyi şeyler düşündüğü için ondan daha bilgili olan bir alime karşı sahip olduğu bilgiyle kibirlenen alim gibi…

Kaynak: İbnü’l-Cevzi / Minhacü’l-Kasıdin Ve Müfidü’s-Sadıkin / C: 2 / bkz: 127-134

sponsor
Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı