Güzel Ahlak, Edep ve Haya

Kibirli Davranışlar Nelerdir ve Özellikler Nelerdir?

sponsor

Kibir; Görünen ve görünmeyen kibir olmak üzere ikiye ayrılır.

Görünmeyen (Batıni) kibir, nefiste bulunan bir ahlaktır

Görünen (zahiri) kibir ise, organlarda görülen kibir çeşididir. Aslında nefiste bulunan ahlaka kibir demek daha doğrudur. Çünkü görünen hareket ve davranışların bu içteki kibir ahlakından geldiği açıktır. İşte mevcut olan kibir hastalığı kendini organlarda gösterdiği zaman o kimseye ‘kibirlendi’ denir. Görünmediği zaman da falanca adam ‘kibirlidir’ denir.

Demek oluyor ki;

Kibrin esası insanın yaradılışında bulunan bir ahlaka dayanır. Buda kişinin kendini başkalarına karşı üstün görmek istemesidir.

Kibir, bir kibirlenecek adam, diğeri de ona karşı kibirlenecek başka bir adam olmak üzere iki kişi tarafından istenir ki, kibrin ucubdan (kendini beğenme) ayrıldığı nokta burasıdır. İnsanlar başka kimsenin bulunmadığı yerde de ucub sahibi olabilir fakat kibir sahibi olamazlar.

Kısacası, ucub kendini beğenme, kibir ise kendini başkalarından üstün görmektir. Ucub sahibi olan herkes kibirli olamaz. Çünkü insan çoğu kere kendini beğenir, başkasını kendinden üstün de görebilir, fakat ona karşı kibirli olmaz.

Kibir ise üç şeyin bir araya gelmesinden meydana gelir

Kendini belirli bir mevkide görür

Başkasının da belirli mevkide olduğunu farz eder

Sonra da kendi yerini onun yerinden üstün tutar.

Bu üçünün bir araya gelmesinden kibir ahlakı meydana gelir. Bir kimse başkasını hor görmekle kibirli olmuş sayılmaz. Bu görüş kibri ortadan kaldırır demiyoruz. Belki bu kendini beğenme hali büyür, kalbinde taşkınlık, sevinç, neşe getirerek inandıklarına bağlanır ve kendini beğenir, bu durum onun kibir hastalığına tutulmasını sağlar.

İbn Abbas: ‘Onların gönüllerinde, hiçbir zaman ulaşamayacakları bir kibir vardır (Mü’min 56)’ ayetinin açıklamasını yaparken ‘azamet’i’ ulaşmalarına imkan olmayan ululuk şeklinde tarif etmiştir. Bu ululuk taslama, içinde ve dışında bazı hareketlerin yapılmasını gerektirir ki, işte o kibirdir. Çünkü insan başkasına bakarak kendini üstün gördüğü zaman, başkasını da kendinden alçak görür ve horlamaya başlar. Onu yanına yaklaştırmadığı gibi, bulunduğu meclise bile almaz. Onu karşısında bir hizmetçi gibi görmek ister. Hatta karşısında hizmetçi olarak çalışmasına bile tahammül edemez.

Eğer kibrinin derecesi biraz hafifse onun kendine eşit olmasından korkar, yan yana girmeleri mümkün olmayan daracık yollarda ve katıldıkları toplantılarda öne geçmeye çalışır, kendine selam vermesini ister. Eğer karşısındaki onun ihtiyacını gidermede bir kusur işlerse bunu neden yaptığına hayret eder. Rastladığı zaman onu muhatap olarak görmez. Verdiği vaazları dinlemez. Kendine bir şey verse kızar. Öğretmenlik yapsa telebelerine iyi muamele etmez, onlarla alay eder, hakaret etmekten kaçınmaz. Onları kendi hizmetine alır. Halka bakışı hayvana bakışından farklı olmaz.

Kısaca ifade etmek gerekirse;

Kibirli olan kimsenin yaptığı tavır ve davranışlar sayılamayacak kadar çoktur. Bunları herkes kolaylıkla anlayabileceğinden tekrarında fayda yoktur.

Kibir işte bu anlattığımızdır ki;onun afetleri büyük, belaları ise çoktur. İleri gelen kimselerin çoğunu kibir helak eder. Halk tabakası bir tarafa, abid  zahid ve bilginlerin çoğu kendilerini kibir hastalığından kurtaramazlar. Kibrin meydana getirdiği felaket hiç büyük olmaz mı?

Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor ki: Kalbinde zerre kadar kibir olan kimse cennete giremez.

Kibir, kul ile diğer müminlerin arasına girdiği için, kulun cennete girmesine engel olur. O ahlaklar, cennetin kapılarıdır. Onlar sahiplerine cennetin yolunu açarlar. Kibir ve gurur ise, sahibine cennetin kapılarını kapatır. Çünkü kibirli insanı yücelik anlamına gelen kendi sevdiğini başkaları için de sevmek vasfına sahip olamaz. Yine kibirli insan, ululuk demek olan ve takva sahibi kimselerin ahlakının başı sayılan alçak gönüllülük vasfını da kendinde bulunduramaz. Yine bırakılmaları sahibine izzet ve şeref kazandıran kin, öfke, hasetlik gibi hastalıklardan kendini kurtaramazlar. Güzel öğüt veremez. Kendinin insanları çekiştirmesine engel olamaz.

Sözün kısası kibirli insanların bu durumlarını koruyabilmek için yapmayacakları kötülük yoktur. Bunları yaparken de bütün iyi hasletlerini kaybederler. Zerre miktarı kötülüğü olan kimsenin Cennet’e giremeyişinin sebebi budur. Kötü huylar birbirlerini davet ederler. Kibrin çeşitli şekilleri vardır. Fakat en kötü olanı ilim öğrenmeye engel olanı hakkı kabul edip Allah’a ibadete mani olanıdır. Kibir ve kibirlileri kötüleyen ayetler böyle kimseler için indirilmiştir.

İsa Peygamber diyor ki;

Ürün (mahsul): Düzlük, yumuşak ve sulu yerde yetişir. Kayalık ve dağlık gibi sert olan yerlerde yetişmez. Tıpkı bunun gibi hikmet de alçak gönüllü olanların kalbine yetişir. Kibirli kimselerin kalbinde durmaz. Başını yukarı kaldıranların başını tavana vurdukları ve yaralandıklarını görmüyor musun? Başını eğenlerin ise tavan tarafından korunduğunu ve tavanın ona gölgelik yaptığını da mı görmüyorsunuz ?

Kaynak: İmam Gazali / İhyau Ulumi’d-Din / C:3 / bkz: 955-958

sponsor

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı