Güzel Ahlak, Edep ve Haya

Kibirli İnsan Davranışları

sponsor

Kibrin, Allah’a ve Allah’ın Peygamberi ile diğer insanlara yapılabileceğini bil. İnsan hem zulmedici (zalim) hemde bilgisiz (cahil) olarak yaratılmıştır. Bazen yaratılmışlara, yani halka, bazende yaratıcıya yani Allah’a karşı kibirlilik eder. Şu halde kibir yapılan kimselere göre üç bölüme ayrılır.

Allah’a Karşı Yapılan Kibir

Kibrin en şiddetli ve en kötü olanı budur. İnsanı bu yola sürükleyen şey de bilgisizlik ve taşkınlıktır. Bunların en tipik misali, Nemrud’dur. O kendi kendine göklerin Rabbi ile savaşmayı düşünmüştür. Ondan başka bu konuda diğer bilgisizlerden gelen bir çok rivayetler vardır. Allah’lık iddiasında bulunan Firavun, kendisine arız olan kibirden dolayı ‘Ben sizin Yüce Rabbinizim’ demişti de Allah’a kul olmayı reddetmişti.

Böyleleri hakkında Yüce Allah buyuruyor ki; ‘Bana ibadet etmekten büyüklenip yüz çevirenler, muhakkak ki Cehennem’e küçülmüş olarak gireceklerdir (Mümin Süresi 60)

Yüce Allah buyuruyor ki: Kafirler: Rahman’a secde edin denildiği zaman derler ki; Rahman ne imiş. Ey Muhammed bize emrettiğin şeye mi secde edeceğiz. Bu emir onların imandan uzaklaşmalarını büsbütün artırır (Furkan Süresi 60)

Peygamberlere Karşı Yapılan Kibir

Bu kibir de, onların kendileri gibi bir insana uymalarına engel olur. Bu kibir bazen bilmeyerek olur ve körü körüne kibirlendikleri için Peygambere uymaz. Böylece, bilgisizliğin karanlığına gömülürler. Bazen de bilerek yapılır. Nefsi onun hakkı kabul etmesine ve Peygambere tabi olmasına engel olur.

Yüce Allah buyuruyor ki; ‘Firavun ve kavmi şöyle dediler: Biz bizim gibi iki insan olan Musa ve Harun’a mı inanacağız (Müminun Süreis 47)

Sizin gibi bir insana itaat edecek olursanız, hüsrana uğrayacağınız şüphesizdir (İbrahim Süresi 10)

Bize kavuşmayı ummayanlar şöyle dediler: Üzerimize melekler indirilseydi ya, yahut Rabbimizi görseydik (de bize doğru haber verseydi) yemin olsun ki onlar nefislerinde büyüklük ve inatlık taslamış ve büyük azgınlıkta hududu aşmışlardır (Furkan Süresi 21)

Firavun Allah’a da, Peygambere de kibirlenmiş ve büyüklük taslamıştır.

İslam büyüklerinden Vehb diyor ki; Musa Peygamber Firavun’a dedi ki: *İman et, mülkün, hükümdarlığın gene senin olsun

Firavun dedi ki: Haman ile görüşeyim

Haman dedi ki: Bunu nasıl istersin. Sen aramızda kendine ibadet edilen bir ilahsın. Şimdi kendin ibadet eden bir kul olmak mı istiyorsun?

Bunun üzerine Firavun Allah’a kul, Musa Peygambere ümmet olmaktan kaçındı.

Allah’ın Yüce Kur’an’da bildirdiği gibi Kureyş’ten bir grup: ‘Bu Kur’an, iki şehirden (Mekke-Medine) büyük bir adama indirilmeli değil miydi dediler (Zuhruf Süresi 32)

Yine Yüce Allah buyuruyor ki: İnsanların bir kısmını diğer bir kısım ile imtihan ettik ki, Kureyş’in ileri gelenleri, fakirler hakkında şöyle desinler: Allah’ın aramızdan kendilerine iman ihsan ettiği kimseler bunlar mı? (En’am Süresi 53)’

Peygamber Efendimizi hakir gördüler. Onun Peygamberlik makamına uygun olmadığını söylediler. Kureyş’in önde gelen liderlerinden bir grup Resulüllah’a: Şu adi insanlar, senin yanında bulundukça biz sana nasıl yaklaşırız? dediler ve böylece büyüklenme ve kibirlenmelerini açığa vurdular

Yüce Allah buyuruyor ki: Rablerinin rızasını dileyerek sabah ve akşam ona dua edenleri (Fakirleri), fakirlerle bir arada bulunmak istemeyen müşriklerin arzusuna uyarak yanından kovma. Onların (o fakirlerin görünüşte iyi olan halleri gerçekte fena bile olsa) hesabından sana hiçbir şey gerekmez ve senin hesabından da onlara bir şey yoktur

Sabah ve akşam Allah’ın rızasını dileyerek Rablerine dua eden kimselerle beraber nefsini sabırlı tut. Dünya hayatının süsünü arzu edipte gözlerini onlardan (o rablerine dua edenlerden) başkasına (dünya ehline) çevirme (Kehf Süresi 28)’

Allah Ve Peygamberin Dışında Kalanlara Yapılan Kibir

Kendini büyük görüp, başkalarını küçük görerek büyüklenmektir. Bu diğer kibirlere göre hafifse de iki yönden büyüklüğü vardır

a-► Kibir, yücelik, ululuk yalnızca Allah’a yakışır. Hiçbir şeye gücü yetmeyen aciz insan nasıl olur da kibirlenebilir? Kul kibirlendiği zaman Allah’a yakışan bir sıfat konusunda onunla çekişmeye girmiş demektir. Bu tıpkı hükümdarın tacını başına geçirdikten sonra onun makamında oturup hüküm veren hizmetçinin durumuna benzer. Bu yapılan iş hizmetçi için büyük bir cesaret ve cinayet değil midir? Bu hizmetçi hükümdardan çok büyük bir ceza yer.

İşte Allah; Büyüklük benim gölgem, kibriyalık ise benim elbisemdir. Bu konuda benimle ortaklığa kalkışanı mahvederim buyurarak buna işaret etmiştir. Yani bu vasıflar bana aittir. Bunlar bana yakışır. Bu sıfatlarla çekişmeye kalkan Allah’ın sıfatlarıyla çekişmiş olur. Kibre ancak Allah layık olduğuna ve kullardan kimse layık olmadığına göre, kullara karşı kibirlilik yapanlar, Allah’a karşı cinayet işlemiş olurlar. Hükümdarın çevresine hakaret edip onlara üstünlük sağlamaya çalışan ve onları kendi idaresi altına girmeye zorlayan kimse, belirli bir noktada hükümdarla çekişmeye girmiş olur. Bu hükümdarın tahtına oturmak anlamına gelmese de buna yakın bir şeydir. Yaratıkların hepsi Allah’ın kuludur. Onlar üzerinde kibirlenme ve büyüklenme hakkına yalnızca Allah sahiptir. Onlara karşı büyüklük ve kibirlik iddiasında bulunanlar Allah ile çekişmeye girmiş olurlar. Firavun ile bunlar arasındaki fark, hükümdarın elinden saltanatını almak isteyen kimse ile hizmetçilere kötü davranan kimse gibidir.

6-► Kendini ulu göstermeye kalkıştığı kibir, onu Allah’a karşı yapacağı ibadetlerde devamlı karşı koymaya davete der. Çünkü kibirli bir insan hakikati ve gerçeği başkasından duysa bile bunu kabul etmek istemez. Kibir hemen karşısına çıkar ve engel olmaya çalışır. Bunun için dini konularda çatışmaya girenlerin çoğunun birbirlerini inkar ettiklerini görürsün. Hakkı hasmının ağzından duysa bile onu bile bile çeşitli özürler beyan ederek çürütmeye çalışır. Bu durum tamı tamına kafirlere ve münafıklara yakışır.

Yüce Allah buyuruyor ki; Birde o kafir olanlar: Bu Kur’an’ı dinlemeyin ve okunurken gürültü edin, belki üstün gelirsiniz dediler (Fussilet 26) 

Hakkı bulduğu zaman onu kabul etmek için değil de üstün gelmek için münazaraya tutuşanların hepsi bu ahlakta, kafir ve münafıklarla beraber olmuşlardır.

Bu durum va’z ve nasihatı kabul etmeyi de engeller.

Yüce Allah buyuruyor ki; Ona Allah’tan kork denildiği zaman, cahiliyet duygusu izzeti onu günah işlemeye götürür (Bakara 206)

İslam büyüklerinden İbn Mes’ud diyor ki; Bir adama Allah’tan kork denildiği zaman, sen kendi işine bak, bana karışma derse, bu ona günah olarak yeter.

Demek oluyor ki: İnsanlara karşı da olsa yapılan kibir, çok yanlış ve kötü bir yoldur. Çünkü bu duygu insanlara karşı kibir etmeden başlar, Allah’a karşı kibirlenmeye kadar gider.

Peygamberimiz buyuruyor ki; Kibirlilik eden, hakkı küçük gören kimsedir. Ben üstünüm demek birinci afet, Hakk’ı reddetmekse ikinci afettir. Kendini başkalarından üstün gören ve onları horlayıp hakaret eden, onlarda hakkı bulduğu halde bile bile reddeden kimse, yaratıklara karşı kibirlenmiş; Allah huzurunda eğilmeyip onun emirlerini yerine getirmeyen de Allah’a ve Resulüne karşı kibirlilik etmiş olur

Kaynak: İmam Gazali / İhyau Ulumi’d-Din / C:3 / bkz: 959-964

sponsor

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı