Tövbe Etmenin Önemi

Kıssadan Hisse Okumak İster Misiniz?

sponsor

“Güneş katlanıp dürüldüğünde, yıldızlar (kararıp) döküldüğünde, dağlar sallanıp yürütüldüğünde, gebe develer salıverildiğinde, vahşi hayvanlar toplanıp bir araya getirildiğinde, denizler kaynatıldığında, ruhlar (bedenlerle) birleştirildiğinde, diri diri toprağa gömülen kıza, hangi günah sebebiyle öldürüldüğü sorulduğunda, (amellerin yazılı olduğu) defterler açıldığında, gökyüzü sıyrılıp alındığında, cehennem tutuşturulduğunda ve cennet yaklaştırıldığında, kişi neler getirdiğini öğrenmiş olacaktır (1)”.

Bu belirtilen ayetlerin hepsi kıyametin dehşet sahnelerini ve akabinde amel defterlerinin sahibine iade edileceği yaptıklarımızdan dolayı hesaba çekileceğimiz açık ve net bir şekilde belirtilmektedir. Şimdi biraz düşünelim isterseniz:

Bir çocuk düşünün ki dünyaya gözlerini açtığında her türlü kirden, pislikten, günahtan,hasetten, öfkeden, nefretten vb diğer kötü alışkanlıklardan beridir ve uzaktır. Ancak sonradan gerek ailesi, gerek akraba çevresi, gerek arkadaş çevresi sayesinde aklını kullanmayacak olursa eğer tüm bu kötü vasıflara ilerleyen yaşlarda sahip olacaktır. Neyse biz doğduğumuz güne gidelim.

Zamanla serpilip büyüdük, ilkokul, ortaokul, lise derken üniversite hayatını da başarı ile bitirdikten sonra yüksek bir mevkide yetkili bir mecraya müdür tayin edildik. Evimiz oldu, arabamız oldu, güzel bir işimiz var, kariyerimiz var derken,para pul içinde rahat ve zahmetsiz bir hayat yaşamakta iken günün birinde evlendik, mutlu bir evliliğimiz oldu ve halende öyle devam etmekte iken birde Allah iki tane nur topu gibi biri kız biri erkek olmak üzere iki evlat bağışladı

Evlendiği kişide kendisi gibi her şeyden gafil olduğu için gece alemi, içki, eğlence vb yerlerde günlerini tükettiler.

Derken bir gün yürürken gözleri görmeyen, eli tutmayan, yürüme engelli olan bir kardeşimiz kendisinden Allah rızası için yardımcı olmasını istiyor ama bu gafil kardeşimiz az önce bir dilenciye yardımcı oldum diyerekten yaptığı iyiliğe güvenerek yaptığı iyiliği dile getirip bu kardeşimizi kalbi kırık ve eli boş bir şekilde geri çeviriyor. İşte bu kardeşimiz “Şeytan onlara amellerini süsledi de onları doğru yoldan alıkoydu. Halbuki onlar akılları ile bunu kavrayacak durumda idiler (2)” ayetine müstehak oldu ama bunun farkına varamadı. Günler geldi geçti…

Varlık ve sefa içinde yaşayan bu kardeşimiz zamanla beraber kendisi; kendisine sahip olduğu işi, aşı, evi, çocuğu, malı mülkü her şeyi Allah’ın verdiğini unutup her şeyi kendi gücüyle, kuvvetiyle aklıyla ve iradesiyle kazandığını sanarak Allah’ın verdiği nimetlere şükür yerine küfürle karşılık verdi. Tıpkı Karun, Firavun ve Haman’ın yaptığı gibi. Nitekim yüce Allah “Karun’u, Firavunu ve Hamanı da helak ettik. Andolsun ki Musa onlara apaçık belgelerle gelmişti de onlar o büyük yerde büyüklendiler. Halbuki onlar ileriye geçip azaptan kurtulamadılar. Derken bir her birini günahı ile aldık. Kimilerinin üzerine taş yağdıran kasırga gönderdik, kimilerini o çığlık yakaladı. Onlardan kimisini yere geçirdik, kimilerini de suda boğduk. Allah onlara zulmetmiyordu, fakat onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı (3)” ayetini unutup da helak olanlar diyarına katılmaktan geri durmadı ve bunun daha farkına varamadı derken bir gün;

Yöneticisi olduğu iş yerinde; bir hata dolayısı ile yanlış kayıt yapan bir çalışanını yanına çağırarak kendisinin bir açıklama ve izah yapmasına müsaade etmeden ön yargılı davranarak kendisinin çıkışını verdiğini ve işten ayrılması gerektiğini söyledi. Çalışan her ne kadar açıklama yapmak için teşebbüs etse de yönetici sıfatında olan bu kardeşimiz burada senin değil benim sözüm geçer, burada senin değil benim borum öter diyerekden Allah’ın kendisine imtihanın bir parçası olarak vermiş olduğu yetkiyi Allah yolunda değil kendi nefsanı arzuları doğrultusunda kullanarak Allah’ın vermiş olduğu nimete küfürle karşılık verdi.

Oysa bu kardeşimiz geceleyin annesini ve eşini gıda zehirlenmesi dolayısı ile hastanede götürdüğünden dolayı uykusuzdu ama dinlemedi. Allah’ın emanet olarak verdiği göreve ihanet etti ve yüce Allah’ın “Onlardan her birini kendi suçu sebebiyle cezaya çarptırdık: Kiminin üzerine taş yağdıran bir kasırga gönderdik, kimini korkunç bir gürültü bastırıverdi, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de suda boğduk. Allah onlara zulmetmedi, onlar asıl kendi kendilerine zulmettiler (4)” ayeti celilesin de anlatılan kişilerin maruz kaldığı cezaya çarpılmayı belki de hak ettiği halde bunun farkına varamadı ve bir gün rüyasında bir uçurumun kenarında iken cehenneme yuvarlandığı esnada gaybdan görmediği bir yerden bir ses duydu:

Bir gün uyuduğu esnada rüyasında bir uçurumun kenarından cehenneme yuvarlanırken; görmediği bir yerden, yükseklerden gaynbdan sesler duymaya başladı ve o duyduğu ses aynen şöyle diyordu

“Benden naklen onlara de ki: “Ey iman eden kullarım! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Bu dünyada iyi işler yapanlar, mutlaka iyilik bulurlar. Allah’ın dünyası geniştir. Sadece Hak yolunda sabredenleredir ki ücretleri hesapsız bir tarzda ödenir. De ki: “Bana, din ve ibadetimi yalnız Allah’a has kılarak gönülden O’na kulluk etmem emredildi. Ve yine bana Allah’a teslim olan Müslümanların ilki olmam emredildi. De ki: “Rabbime isyan ettiğim takdirde müthiş bir günün azabından endişe ederim. De ki: “Ben ibadetimi yalnız O’na has kılarak yalnız Allah’a kulluk ederim. Siz O’ndan başka dilediğinize kulluk edin! Asıl ziyan edenler, asıl hüsrana uğrayanlar, büyük duruşma günü olan kıyamette hem kendilerini hem de ailelerini hüsrana uğratanlardır. Unutmayın ki besbelli hüsran budur! Onların hem üstlerinde, hem altlarında ateşten kat kat örtüler vardır. İşte Allah böyle bir azabın varlığını bildirerek, kullarını korkutur (1)”.

Lakin “Allah onlara asla zulmetmedi, lakin onlar kendi öz canlarına zulmettiler (2)”. “Rabbime karşı yaptığım bunca kusurdan dolayı yazıklar olsun bana! (3)” ve “Size azap gelip çatmadan önce, Rabbinize dönün ve O’na teslim olun, O’na itaat edin. Yoksa yardım göremezsiniz. Size azap farkına varmadığınız yerden ansızın gelip çatmadan önce, Rabbiniz tarafından size gönderilen hükümlerin en güzeline tabi olun (4)” ve unutma ki “Kim Allah’ı ve elçisini karşısına alırsa bilmelidir ki Allah’ın cezası pek çetindir (5)” derken biranda terler içinde uyanarak ne oluyor diye kendi kendine sorarken uykulu hali iken tekrardan uykuya daldı ve bu seferde yine aynı ses görmediği ve bilmediği bir yandan şöyle sesleniyordu:

“Allah’a ve Resulüne karşı çıkanlar, kendilerinden önce böyle yapanlar, nasıl helak edilmişlerse öylece helak edilirler. Halbuki Biz onlara apaçık ayetler de indirmiştik. Kafirler için zelil ve perişan eden bir azap vardır. Gün gelecek, Allah onların hepsini diriltecek ve kendilerine, dünyada her ne işlemişlerse tek tek bildirecektir. Kendileri onları unuttukları halde Allah onları tesbit ettirmiştir (6)”.

“Kim kötülük eder veya günah işleyerek nefsine zulmeder de sonra Allah’tan af dilerse, Allah’ı gafur ve rahim (affı ve merhameti bol) bulur (7)”. “De ki: “Ey çok günah işleyerek kendi öz canlarına kötülük etmede ileri giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Allah bütün günahları affeder. Çünkü O, gafur ve rahimdir (çok affedicidir, merhamet ve ihsanı fazladır) (8)” buyruğu ile kalkması ve belkide ilk defa daha önce bildiği ama öncesinde hiç yapmadığı bir eda ile kalkarak

‘Bismillahirrahmanirrahim’ hayırdır inşallah ne oluyor diyerekten başladı düşünmeye. Sonuçta her ne kadar gaflet içinde yaşamış olsa da bunda da ya bir hayır ya bir şer var diyerekten başladı araştırmaya derken gözüne annesinin aldığı Kur’an-ı Kerim ilişti ve merakla açarak başladı okumaya, okudukça okuyası geliyordu ve hayretler içinde kalıyordu ve Rabbi Kur’an-ı Kerimde buyuruyordu:

“Gün gelecek, her kişi gerek hayır olarak, gerek kötülük olarak ne işlemişse, hepsini önünde bulacak. Yaptığı kötülükten bucak bucak kaçmak isteyecek. Allah sizi, Zatına karşı gelmekten sakındırır. Doğrusu Allah kullarına karşı pek şefkatlidir (9)”

“Eğer Allah zulümleri yüzünden insanları cezalandıracak olsaydı dünyada tek canlı bile bırakmazdı. Fakat onları takdir ettiği bir vâdeye kadar bekletir. Vâdeleri gelince ne bir an öne alabilir, ne bir an erteleyebilirler (10)”

“Bundan sonra şunu bil ki: Rabbin, cahillik sebebiyle fenalık yapan, peşinden tövbe edip halini ve işini düzeltenleri bağışlar. Rabbin, onların bu hallerinden sonra elbette gafur ve rahîm olduğunu gösterir (11)”

ve işte kendisiyle alakalı olan kısım “Bu Kur’ân’da da elbette Allah’a ibadet eden kimseler için bir mesaj vardır (Enbiya 106)”. Artık anlıyordu ki bu bana bir mesajdı bir uyarıydı derken günler geldi geçti.

Zamanla beraber kendiside değişmeye ve bazı şeylere idrak etmeye başlamıştı artık. Anlamıştı ki bugünüme kadar bir hiç uğruna yaşamışım, onlarca insana haksızlık yapıp, onlarca insana zulmederken asıl zulme uğrayan kendim olmuşum derken belki işlemiş olduğum hatalara karşın da bir telafi yolu vardır diyerekden yine açtı Kur’an-ı Kerim’i ve başladı okumaya:

“Sizler ne yerde, ne gökte Allah’ın hâkimiyetinin dışına kaçarak kurtulamazsınız. Sizi Allah’tan başka ne koruyan, ne de size yardım eden bulunur (12)”. “O, dilediğini cezalandırır, dilediğine merhamet eder. Hepiniz O’nun huzuruna götürüleceksiniz (13)”. “Kullarıma haber ver ki (günahları örten) gafur, (ihsanı bol olan) rahîm Ben’im. “Bununla beraber azabım da elîm mi elîm! (14)”.

O zaman sen “Allah’tan af dile. Çünkü Allah gafurdur, rahimdir (affı ve merhameti boldur) (15)” ayetini okuduktan sonra bir anda gözleri okuduğu ayet sayesinde gözleri açıldı ve Rabbi diyordu ki: “Şu muhakkak ki Allah Kendisine şirk koşulmasını affetmez, ama bunun altındaki diğer günahları dilediği kimse hakkında affeder. Kim Allah’a ortak icad ederse müthiş bir iftira etmiş, çok büyük bir günah işlemiştir (16)”.

Evet kendisi belki bugüne kadar kulluk etmemişti ama bununla beraberde Allah’ı inkar etmediği gibi Allah’tan gayrısınada yönelmemişti.

Bir çıkış kapısı bir yol ararken yüce Allah’ın şu ayet-i celilesi gözüne ilişti ve Rabbi diyordu ki: “Olur ki tövbe edersiniz de Rabbiniz size merhamet eder (17)” ve artık kurtuluşun tevbe oluğunu anlamıştı ve hiç vakit kaybetmeden Allah’a samimi bir şekilde nasuh bir tevbe ile tevbe ettikten sonra yarın yapacağı ilk işin bir ilmihal kitabı alıp üzerine farz olan görev ve sorumlulukları öğrenip ona göre hareket etmekti derken bir anda olduğu yerde gözleri kapanıverdi ve yine rüyasında görmediği bir yerden bir ses şöyle diyordu;

Kaynak: İsmail Ekinci

(1-Tekvir Süresi 1-14) (2-Ankebut Süresi 38) (3-Ankebut 40) (4-Ankebut Süresi 39-40) (1-Saff Süresi 10-16) (2-Rum Süresi 9) (3-Zümer Süresi 56) (4-Zümer 54-55) (5-Haşır Süresi 4) (6-Mücadele Süresi 5-6) (7-Nisa Süresi 110) (8-Zümer Süresi 53) (9-Al’i İmran Süresi 30) (10-Nahl Süresi 61) (11-Nahl Süresi 119) (12-Ankebut 22) (13-Ankebut 21) (14-Hicr Süresi 49-50) (15-Nisa Süresi 106) (16-Nisa Süresi 48) (17-İsra Süresi 8)

sponsor
Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı