DOLAR
32,8221
EURO
35,1421
ALTIN
2.449,46
BIST
10.771,36
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
29°C
İstanbul
29°C
Açık
Pazar Parçalı Bulutlu
29°C
Pazartesi Az Bulutlu
30°C
Salı Az Bulutlu
29°C
Çarşamba Az Bulutlu
29°C

Kötülüğü Emreden Nefis: Nefs-i Emmare

08/06/2024
4
A+
A-
Kötülüğü Emreden Nefis: Nefs-i Emmare

Kulun günah işlediğinde şu hususlara bakması gerekir

  • 1- İlahi emir ve nehye,
  • 2- Hüküm ve takdire bakması.
  • 3- Kulun günah yerine ve kaynağına bakmasıdır.

Bu kaynak da kötülüğü çokça emreden nefstir. Bu konuyu düşünmesi bazı meseleleri ortaya çıkarır.

Bunlardan biri, nefsinin cahil ve zalim olduğunu bilmesidir. Her çirkin söz ve amel, bu cehalet ve zulümden kaynaklanır. Her kim cahil ve zalim ise, elbette o kişinin doğru yolda ilerlemek ve aşırılıklara kaçmamak gibi bir kaygısı da yok demektir.

Böyle bir kimsenin, kendisini cahil olmaktan uzaklaştıracak faydalı ilim ve zalim sıfatından kurtaracak amel-i salih işleme konusunda bütün gayretini sarfetmesi gerekir. Bununla beraber nefsin cehaleti ilminden, zulmü de adaletinden çok fazladır.

Durumu bu olan kimseye, nefsini yaratana yalvararak, nefsinin şerrinden kendini korumasını, ona takvasını vermesini ve onu temizlemesini istemesi yaraşır.

Allah nefsi kötülüklerden temizleyenlerin en hayırlısıdır. Çünkü nefsin Rabbi ve Mevlası O’dur. Yine kendini bir an bile nefsiyle baş başa bırakmaması için yalvarması gerekir. Çünkü onu nefsiyle baş başa bırakırsa helak olur. Helak olan, ancak nefsiyle baş başa bırakıldığı zaman helak olur.

Allah Resulü (s.a.v), Husayn b. el-Münzir’e şöyle dua etmesini tavsiye etmiştir:

  • “De ki: Ey Allah’ım, olgunluğumu bana ilham et ve nefsimin şerrinden beni koru!”

Veda haccında da;

  • “Hamd Allah’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım, hidayet ve af dileriz. Nefslerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allah’a sığınırız.” buyurur.

Allah Teala da;

  • “Kim nefsinin (koyu) cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir (Teğabun 16)” ve

Nefsinin hakikatini ve onun hangi tabiat (huy) üzere yaratıldığını bilen kişi, nefsin, bütün şerrin kaynağı ve bütün kötülüğün barınağı olduğunu bilir. Nefste bulunan her bir hayır ise, Allah’ın bir lütfu olup O’nun nimetinden kaynaklanır, yoksa o nefsin kendisinden değil.

Nitekim Cenab-ı Hak, “Eğer üzerinizde Allah’ın fazl-u rahmeti olmasaydı, içinizden hiçbiriniz ebediyen temize çıkmazdı (Nur 21)”, “Fakat Allah size imanı sevdirdi, onu kalplerinize süsledi. Küfrü, fasıklığı, isyanı da size çirkin gösterdi. İşte doğru yolda olanlar bu kimselerdir (Hucurat 7)” buyurmaktadır.

İmana duyulan bu sevgi ve küfre duyulan bu nefret ne nefste bulunur ve ne de ondan kaynaklanır. Bu iki hasleti de Allah vermiştir. Bu iki sebepten dolayı Allah, kulunu doğru yolda olan kimselerden kılmıştır.

“(Bu iki haslet) Allah’tan bir lutuf ve nimet olarak (size verilmiştir); Allah hakkıyla bilendir ve işinde hikmet sahibidir (Hucurat 8)” Allah, bu lütfuna kimin uygun olduğunu bilendir. O kişi bu lütufla hayırlı kişilerden olur ve bu lütuf onun yanında semeresini verir. O Allah Hakim’dir: Bu lütfunu ehli olmayana vermez ki böylece o kişi, uygun olmayan şekilde harcayarak bu lütfu zayi etmesin.

İkinci ince husus, günahı hakkında samimi ve doğru düşünen bir kimse, hiçbir durumda kendine ait bir iyiliğin kalmadığını bilir. Çünkü bu kişi, Allah’ın nimetini müşahede ile nefsinin ve amelinin ayıbını arama arasındadır.

Nefsini ve Allah’ın hukukunu iyi bilen bir kimse bu talebinde samimidir. Çünkü günahları üzerinde düşünmesi, kesinlikle, o kişiye ait bir iyilik bırakmaz. Allah ile ancak büsbütün bir iflas hali ve katıksız bir ihtiyaç ile karşılaşır. Çünkü bu kul, nefsinin ve amelinin kusurlarını araştırdığında, halinin Allah’ın isteklerine uygun olmadığını görür.

Bu haliyle, Allah’ın büyük mükafatını elde etmek şöyle dursun, O’nun azabından bile kurtulamaz. Eğer bir amel Allah ile beraber olan, hali riyasız, halis bir amel olursa, bunun vasıtasıyla O’nun kendisine verdiği nimeti ve katıksız lütfunu müşahede eder.

Bu lütuf onun nefsinden kaynaklanmamaktadır ve bu lütfa layık bir kimse olmadığını görür. Bu kişi, daima, Allah’ın nimetini, nefsinin ve amelinin kusurlarını müşahede eder. Çünkü o, ne zaman bu kusurları ararsa onları görür.

Bu bilgi, bilgilerin en yücesi ve kul için en faydalı olanıdır. Bundan dolayı şu dua Allah’tan af istemenin başı (seyyidu’l-istiğfar) addedilmiştir:

Ey Allah’ım! Sen benim Rabbimsin. Senden başka ilah yoktur. Beni sen yarattın ve ben senin kulunum. Ben gücüm yettiği ölçüde senin ahdine ve va’dine bağlıyım. Bütün yaptığım işlerin şerrinden sana sığınırım. Senin benim üzerimdeki nimetini ve günahımı itiraf ediyorum. Beni affet. Çünkü muhakkak günahları ancak sen affedersin.

Bu istiğfar (af dileme), kulun, Allah’ın rububiyetini, uuhiyetini, birliğini, yaratıcısının O olduğunu ve O’nun kendisini bildiğini itiraf etmeyi ihtiva etmektedir. Çünkü Allah, kulunu öyle bir şekilde yaratmıştır ki, bu yaratılış, O’nun hakkını yerine getirme konusunda aciz olduğunu ve bu konuda eksiği bulunduğunu gerektirmektedir.

Bu istiğfar, aynı şekilde, o kişinin Allah’ın kulu olduğunu ve alnının O’nun eli ve kuvvetinde olduğunu, O’ndan kaçma imkânı bulunmadığını, O’ndan başka dostu olmadığını itiraf etmeyi kapsamaktadır.

Bu istiğfar, pey- gamberlerinin liaänıyla bildirdiği O’nun emir ve nehyi olan ahdinin hükmü altına girmeyi gerektirmektedir. İşte bu, “İtaatim, gücüm nispetindedir yoksa senin hakkını eksiksiz yerine getirmem mümkün değildir” manasına gelir. Çünkü insanoğlu buna güç getiremez. Bu ancak az bir gayret ve gücün miktarı kadardır.

Bununla beraber, “Ben, itaat ehline va’dettiğin sevabın, isyan ehline va’dettiğin azabın gerçek olduğunu tasdik ederim. Ben senin ahdin üzerindeyim ve va’dini tasdik ediyorum. Ben aynı şekilde günahımı da ikrar, tasdik ve itiraf ediyorum. Sonra, senin emrettiğin ve nehyettiğin hususlarda işlediğim aşırılıkların şerrinden sana sığınırım. Çünkü sen beni onun şerrinden korumazsan, helak, dört bir yanımı kuşatır. Senin hakkını zayi etmek, helak sebebidir. Ben sana itirafta bulunuyor ve üzerimdeki nimetini tasdik ediyorum.

Nimet, ihsan ve lütuf ancak sendendir. Günah ve kötülük ise bendedir. Günahımı yok etmek, onun şerrinden kurtarmak suretiyle beni affetmeni senden istiyorum. Gerçek şu ki günahları ancak sen affedersin.

Bütün bunlardan dolayı bu dua, istiğfarın başı olmuştur. Bu dua kulluğu ihtiva etmektedir. Nefsinin ve amellerinin kusurlarıyla birlikte, Allah’ın kendi üzerindeki nimetini müşahede eden, samimi düşünen bir kul için artık kendine ait hangi iyilik kalır? İşte bu hususu, o kişinin kendi nefsini ve noksanlığını düşünmesi ortaya çıkarır.

Kaynak: İbn Kayyım El-Cevziyye / Medaricu’s Salikin / bkz: 205-207

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.