Günahlar ve Sonuçları
Trend

Küçük Günahların Büyümesine Sebep Olan Şeyler

sponsor

Bil ki, küçük günahlar şu sebeplerden dolayı büyür:

1-► Israrla ve devamlı olarak aynı günahı işlemektir. İbn Abbas (r.a)’ın naklettiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v) bu hususta şöyle buyurmuştur:

Israrın olduğu yerde küçük günah, istiğfarın olduğu yerde büyük günah olmaz.”

Bil ki, olup bitmiş ve ardından bir benzeri işlenmemiş olan büyük bir günahın affı, kulun işlemeye devam ettiği küçük günahın affından daha muhtemeldir. Buna şu örneği verebiliriz: Su damlaları arka arkaya bir taşın üzerine düştüklerinde taşa etki ederler. Söz konusu damlalar toplanıp tek bir defada taşın üzerine dökülmüş olsalar ona hiçbir etkileri olmaz. İşte bundan dolayı Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

Allah’ın en sevdiği amel, az da olsa devamlı olanıdır

Faydalı olan amel, az da olsa devamlı olanı olunca, çok olduğu halde kesintili olanın kalbi aydınlatma ve arındırmada faydası az olur. Aynı şekilde, az olduğu halde devamlı olan günahların kalbi karartmada ki tesiri oldukça büyüktür.

Fakat daha önce işlenmiş küçük günahlar ve ardılları olmadan biden büyük günaha hücum etmek pek az tasavvur edilebilir. Ayartma ve birtakım öncüller olmadan zinakar pek ender zina eder daha önceden bir hasımlık ve düşmanlık olmadan kişi aniden pek nadir adam öldürür.

Her büyük günah küçük günahlar tarafından sarılmıştır

Kişinin aniden bir büyük günah işlediği ve aynı günaha bir daha dönmediği düşünülse belki de affedilme ihtimali, sürekli olarak yinelenen bir küçük günahtan daha çok olur.

2-► İşlenen günahı küçük görmektir. Çünkü kul ne zaman işlediği günahın büyük olduğunu düşünse o günah Allah katında küçülür, ne zaman günahını küçük görse Allah katında büyür. Çünkü işlenen günahı büyük görmek, kalbin ondan kaçınmasının ve hoşlanmamasının bir sonucudur. Söz konusu kaçınma, kişinin o günahtan çok fazla etkilenmesine engel olur. Kişinin, işlemiş olduğu günahı küçük görmesi ona alışkın olmasının bir sonucudur. Bu ise işlenen günahın kalbi çok daha fazla etkilenmesine yol açar. Kalp, taatlerle aydınlatılması istenen ve kötülüklerle karartılması yasaklanmış olan bir yerdir. İşte bundan dolayı insan, gaflet halinde cereyan eden şeylerden dolayı cezalandırılmaz. Çünkü kalp gaflet anında cereyan eden şeylerden etkilenmez.

(…) Haris b. Süveyd’in naklettiğine göre Abdullah b. Mes’ud (r.a) şöyle söylemiştir: “Şüphesiz ki mümin kişi günahlarını hemen üzerine düşecek bir dağ gibi görür. Facir kimse ise günahlarını burnunun üzerine konmuş ve elini şöyle salladığında uçup gidecek bir sinek gibi görür.”

Mümin, Allah’ın celal ve azametini bildiği için günahı kalbinde büyük görür. Mümin, isyan ettiği Rabbin azametine baktığı zaman küçük olanı büyük görmeye başlar. Buhari’nin naklettiği efrad hadislerden birinde Enes (r.a) şöyle söylemektedir: “Sizler öyle işler yapıyorsunuz ki gözünüze kıldan daha önemsiz görünüyor. Oysa biz Resulullah (s.a.v) devrinde o işleri kesin bir şekilde kişiyi helake götüren şeylerden sayardık.”

Bilal b. Sa’d şöyle söylemiştir:

Günahın küçüklüğüne değil, kime isyan ettiğine bak!”

Sahabenin yüce Allah’ın celaline dair bilgileri daha mükemmel olduğundan dolayı küçük günahlar onların gözünde yüce Allah’ın celaline nispetle büyük günah olmuştur. Bu yüzden bilgi sahibi bir kişinin işlediği küçük bir günah bilgisiz birinin işlediğinden daha büyük görülür ve birtakımişlerde avamdan olanın yaptığı hata affedilirken arifin aynı şeyi yapması affedilmez. Çünkü günah ve suçun derecesi, suçu işleyenin bilgisi oranında artar.

3-► İşlenen küçük günaha sevinmek ve onunla gösteriş yapmak, onu yapma imkanına sahip olmayı bir nimet saymak ve onun şekavet sebebi olduğundan gafil olmak. Küçük günah kul tarafından ne kadar tatlı görülürse o kadar büyür ve kalbini karartmada ki etkisi artar. Hatta günahkarlardan bazıları, onu işlemesi sebebiyle duyduğu aşırı sevinçten dolayı günahıyla övünüp gösteriş yapar. Tıpkı kimisinin dediği gibi: “Filancanın şerefini nasıl beş paralık ettiğimi, kötü işlerini anlatıp onu utandırdığımı ve onu nasıl tahkir ettiğimi görmedin mi?”

Ticaret işiyle uğraşan bir diğeri şöyle der: “Sahte malı müşteriye nasıl gerçekmiş gibi sattığımı ve onu nasıl aldattığımı görmedin mi?” Bu ve benzeri davranışlar küçük günahları büyütür. Çünkü günahlar kişiyi helak eder. İnsan bir günah işlediği zaman düşmanının ona galip gelmesinden ve yüce Allah’tan uzaklaşmasından dolayı üzülmesi gerekir. Hasta olan kimse, içinde ilacı bulunan bardağın kırılmasına onu içmekten kurtulduğu için sevinirse şifa bulması ümit edilmez.

4-► Yüce Allah’ın, kişinin işlediği günahı örtmesine, ona müsamaha gösterip mühlet vermesine aldırmayıp önemsememektir. Oysa kişi, gazap yoluyla yüce Allah’ın onun daha çok günah işlemesi için kendisine mühlet verdiğini bilmez ve günah işleyebilmesinin yüce Allah’ın ona bir inayeti olduğunu zanneder. Böyle düşünmesinin sebebi, yüce Allah’ın mekrinden emin olup O’nunla aldanma tuzaklarını bilmesidir. Tıpkı yüce Allah’ın buyurduğu gibi: “Kendi içlerinden; ‘Bu söylediklerimiz yüzünden Allah’ın bize azap etmesi gerekmez miydi?’ derler. Cehennem onlara yeter’ Oraya gireceklerdir. Ne kötü dönüş yeridir orası!” (Mücadele, 58/8)

5-► Önce günah işleyip sonra işlediği günahı başkalarına anlatmak veya başkalarının önünde günah işlemektir. Kuşkusuz bu davranış yüce Allah’ın kulunun üzerine sarkıtmış olduğu örtüyü yırtmak ve işlediği günahtan söz ettiği veya önünde günah işlediği kimselerde kötülük yapma isteğini harekete geçirmek demektir. Bu iki husus, kişinin işlemiş olduğu suça eklenip onu daha da ağırlaştırır. Bir de bunlara başkasını günaha teşvik etme işi eklenirse dördüncü bir suç daha işlenmiş olur.

Buhari ve Müslim’in Ebu Hureyre (r.a)’dan naklettiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Açıktan günah işleyenler dışında bütün ümmetim affedilecektir. Kişinin gece vakti bir günah işleyip de Allah onu örttüğü halde sabah kalkınca ‘Ey filanca, dün gece şöyle şöyle yaptım.’ demesi de açıktan günah işlemeye girer. Oysa Rabbi onu örttüğü halde geceyi geçirmişti.”

Açıktan günah işleyenler, insanlar örtülmüş olmaları yönünden esenlikte oldukları halde gizli olarak işledikleri günahları halka anlatanlardır ve bu yaptıklarıyla bütün ayıplarını ortaya dökmüş olurlar. Kulunun günahlarını örtmesinin yüce Allah’ın bir nimeti olduğu sabit olduğuna göre, açıktan günah işlemek veya işlenen günahı insanlara anlatmak bu nimete karşı bir nankörlüktür.

(…) İbni Abbas (r.a) şöyle söylemiştir:

Ey günahkar, sakın günahının kötü akıbetinden emin olma! Günahı takip eden şey, onu yaparsan eğer günahtan daha büyüktür. Sağındaki solundaki kimselerden utanmadan günah işlemen, işlediğin günahtan daha büyük günahtır. Allah’ın sana ne yapacağını bilmediğin halde gülmen, işlediğinden daha büyük günahtır. İşlediğin günaha sevinmen, ondan daha büyük günahtır. İşleyemediğin günah için üzülmen, işlediğin günahtan daha büyük günahtır. Sen günah işlerken rüzgarın kapının perdesini kaldırıp açmasından korkman ve Allah’ın seni görmekte olduğundan dolayı gönlünde hiçbir endişe duymaman, işlediğin günahtan daha büyük günahtır.”

6-► Günah işleyen kişinin kendisini herkesin örnek aldığı bir alim olmasıdır. İpek elbise giymesi, yaptıklarının doğru olmadığını söylemeksizin zalimlerin yanında bulunması, insanların şeref ve namuslarına dil uzatması ve cedel (tartışma yöntemleri) ilmi gibi sadece nam kazanma maksadı güdülen ilimlerle meşgul olması örneklerinde olduğu gibi, böyle birinin günah işlediği bilindiği zaman günahı büyür. Bunlar, alimin örnek alındığı günahlardır ve o ölse de kötülüğü geride kalır ve her yana yayılır. Öldüğünde, günahları da beraberinde ölen kimseye ne mutlu! Yüce Allah bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Onların yaptıkları her işi ve bıraktıkları her izi yazarız (Yasin 12)”

Müslim’in Cerir b. Abdullah (r.a)’dan naklettiği efrad hadislerden birinde Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Kim İslam’da güzel bir adet ihdas ederse o adetin ve onunla amel edenlerin ecrini alır ve onunla amel edenlerin ecirlerinden de hiçbir şey eksilmez. Kim de İslam’da kötü bir adet ihdas ederse o adetin ve onunla amel edenlerin günahlarından da hiçbir şey eksilmez.”

İbni Abbas (r.a) şöyle söylemiştir: “Bir hata yattıktan sonra ondan dönen alimin vay başına gelenlere! İnsanlar onun yaptığı hatayı nasıl da taşıyıp her yere götürürler!”

Bir başkası şöyle demiştir: “Bir alimin hatası geminin delinmesine benzer; kendisi battığı gibi içindekileri de batırır.”

İsrailiyet babında anlatılan bir hikayede şöyle anlatılır: Alimin birisi ihdas ettiği bidatle insanları doğru yoldan saptırıyordu. Sonra tövbe etti. Bunun üzerine yüce Allah o halkın peygamberine şöyle bir vahiy gönderdi: “O alime de ki, işlediğin günah benimle senin aranda olsaydı onu muhakkak bağışlardım. Ancak kullarımın içinden saptırıp da cehenneme soktukların ne olacak?”

Buradan ortaya çıktığına göre alimlerin durumu çok tehlikelidir. Şu halde onların yapması gereken iki görev vardır. Birincisi işledikleri günahı bırakmak, ikincisi ise o günahı işlediklerinde gizlemektir. İşledikleri günahı görenlerin onları örnek alarak aynı şeyi yapmaları halinde nasıl günah yükleri katlanıyorsa, yaptıkları iyilikleri görüp aynısını yapan insanlar sebebiyle de sevapları katlanır.

Alimin giyiminde ve para harcamasında orta yolu takip etmesi gerekir. Hatta azla yetinip zorunlu ihtiyaçlarını karşılayarak idare etmesi daha iyidir. Çünkü insanlar doktorun koruyucu hekimlik konusunda söylediklerinden çok onun yaptıklarına bakarlar. Hz. Ali (r.a) kaba ve kalitesiz giysiler giyer ve şöyle derdi: “Böylesi, Müslümanın örnek alması bakımından daha iyidir!” Şa’bi de şöyle söylemiştir: “Eskiden güler ve şaka yapardık. Örnek alınan önderler haline gelince, artık tebessüm etmemizin bile doğru olacağını sanmıyorum.”

Alim giyiminde, bineğinde ve harcamasında ölçüyü kaçırırsa insanları tehlikeye atmış olur. Çünkü alimler bazen bunu ancak şüpheli şeylere tevessül ederek veya zalimlerin yanında bulunarak elde edebilirler. Bir alim (zalim) sultanların yanında bulunmaya ve ne bulursa almaya ruhsat verir de başkaları bu hususta onu örnek alırsa onların günahını da yüklenmiş olur. Bazen de alimin zalimlerin yanına girip orada bulunmasında bir beis olmadığı halde insanlar onun orada bulunmuş sebebini anlayamazlar. Bu yüzden alimin, örnek alınacağı böyle bir eylemi yapmaktan kaçınması gerekir.

Daha önce naklettiğimiz gibi, hükümdarın birisi insanları domuz eti yemeleri için zorluyormuş. Alim bir adam getirilmiş ve hükümdarın görevlendirdiği yetkili kişi ona demiş ki senin için bir oğlak kestim, ondan ye! Alim, hükümdarın huzuruna girince söz konusu et kendisine sunulmuş ama yememiş. Bunun üzerine öldürülmesi emredilmiş. Hükümdarın görevlisi ona demiş ki, sana onun oğlak eti olduğunu söylememiş miydim? Bunun üzerine alim şöyle demiş: Beni örnek alan kişiler bu halimi (ne eti yediğimi) nereden bilecekler?Zikrettiklerimizden anlaşılmış oldu ki alimlerin iyilik ve kötülük babında yaptıkları bütün hareketlerin etkileri kat kat artar. Tövbeyi gerektiren günahların ayrıntıları dair bu kadar bilgi yeterlidir.

Hz Ali Resimli Sözleri-4

 

Ambar ve Fare / Mesneviden

Kaynak: İbnü’l-Cevzi / Minhacü’l-Kasıdin Ve Müfidü’s-Sadıkin / C: 2 / bkz: 230-235

sponsor
Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı