Kitaplara İman Etmek

Kur’an-ı Kerim de Ruh Sağlığı

sponsor

Kur’an’ı Kerim, sorumluluk yüklediği insandan; Allah’a iman etmesini ve O’na karşı kulluk görevini yerine getirmesini, ailesinin ihtiyaçlarını karşılamasını ve yaşadığı toplumda kendisine verilen görevleri yerine getirmesini ister. Bu görevlerin hakkıyla yerine getirebilmesi için de insanın güçlü/ kuvvetli/ sağlıklı olması gerekir.

Kur’an ve Koruyucu Hekimlik

Kur’an, sadece birey ve toplum hayatını tanzim eden dini/ ahlaki esaslar sunmakla kalmamış, aynı zamanda insanın ruh ve beden sağlığını korumaya yönelik ilkeler ortaya koyarak toplum sağlığı üzerine koruyucu hekimlik bağlamında önemli prensipler de getirmiştir.

Kur’an-ı Kerim, insanlardan, yaratanına ibadet etmesini, ailesinin geçimi için çalışmasını, insanlara yardımcı ve faydalı olmasını, kendisine verilen görevleri yerine getirmesini ister. Bunun için de insanın sağlıklı, güçlü ve kuvvetli olması gerekir. Bu sebepledir ki;

Kur’an, insanlara yalnız dini, ahlaki, hukuki kanunlar ve kaideler getirmekle kalmamış, aynı zamanda şu ana kadar bilinebilen en mükemmel koruyucu hekimlik kaidelerini ve prensiplerini de getirmiştir. Hatta diyebiliriz ki Kur’an, sadece koruyucu hekimlik ile ilgili sahalarda değil, diğer bütün alanlarda da getirdiği hükümlerle insan sağlığını korumayı amaçlamıştır.

İslam ve onun yüce kitabı Kur’an, her şeyden önce insanı muhatap almakta ve ona hitap etmektedir. Bu sebeple de Kur’an, her türlü bedeni ve ruhi hastalıklardan insanların korumasını istemekte ve bu konularda da sağlam ve esaslı prensipler, kanunlar getirmektedir. Kur’an’ın gösterdiği bu sağlam ve temel esaslar, öncelikle insanın ruhen ve bedenen hastalanmamasını emniyet altına almakta, fakat hastalandığında da tedavi yollarını ve usullerini insanlara göstermektedir.

Tıp ilmi, İslam dini gelinceye kadar, birtakım sağlık kaidelerinin ve tecrübelerinin bir sanat olarak değerlendirildiği, tabirlerin usta- çırak usulü ile yetiştirildiği ve dar anlamda hastalara çare arandığı meslekti. Fakat İslam dini ile tıp, birdenbire evrensel boyutlara erişmiş ve insanlık, o zaman bugünkü modern anlayışına kavuşmuştur. Bir yandan Kur’an, şu ana kadar bilinebilen en mükemmel koruyucu hekimlik (Hijyen) kaidelerini getirirken, Hz. Muhammed de sağlığın önemi, sağlığın korunması ve tedavi konularında önemli açıklamalarda bulunmuş ve tıbba yeni anlayışlar ve boyutlar getirmiştir.

Kur’an ve Hadislerin getirdiği bu temel esasların ve kaidelerin ışığında diyebiliriz ki;

İslam, insanlar önce hastalansınlar, sonra tedavi olsunlar, istememiştir. Bilakis insanlar, hastalanmasın, sıhhat ve sağlığını korusun ve muhafaza etsinler istemiştir. İslam, bütün kaide ve prensiplerini, emir ve yasaklarını da bu amaca uygun olarak getirmiş ve insan sağlığının bütünüyle korunmasını teminat altına almıştır. Bütün ihtiman ve öneme rağmen, şayet insan hastalanırsa, o zaman da mutlaka tedavi olmasını emretmiştir.

İslam, ayrıca sağlık ile ilgili kaide prensiplerini, dini müeyyidelere de bağlamış, o bunların uygulanmasını ibadet bir çeşidi olarak kabul etmiştir. Bunun içindir ki bir Müslüman, günde beş kere namaz kılmak için abdest alacak ve dolayısıyla günde beş kere elini, yüzünü, kollarını ve ayaklarını zorunlu olarak yıkayacaktır. Ramazan ayı gelince yine zorunlu olarak tam bir ay oruç tutarak, midesini dinlendirecektir.

İslam, koruyucu hekimlik kaideleri getirmesine ve insan sağlığını korumayı amaçlamasına rağmen, tedaviye dair kesin kaideler ve çareler getirmemiştir. Bu sahayı insanların çalışmalarına ve araştırmalarına bırakmıştır. Zira bugün çok iyi biliyoruz ki, tedavi metotları ve usulleri gelişmekte, hatta değişmektedir. Hatta aynı hastalık için tedavi, şahıstan şahısa bile değişebilmektedir. Nitekim ülserli bir hastaya tatbik edilecek tedavi ile, ülsersiz bir hastaya tatbik edilecek tedavi de elbette farklı olacaktır.

Bu ve benzer sebeplerden dolayı, Kur’an’da geniş ve tafsilatlı bir tıp bilgisi ve tedavi metodu yoktur. Ku’an’ın özellikle tıp ve diğer pozitif ilimler sahasındaki genel prensibi, gözlem, deney ve tecrübeye dayanan sahalarda insanları, serbest bırakmak ve onları araştırmaya ve çalışmaya teşvik etmektir. Zamanla tıbbi bilgiler artacak, gelişecek ve hatta değişebilecektir. Kur’an, şayet bu sahada da geniş tıbbi bilgiler getirseydi, bu artma, gelişme ve değişme olmayacaktı.

Dua Kaderi Değiştirir mi?

Bunun içindir ki Peygamberimiz: “Ey Allah’ın kulları tedavi olunuz. Allah verdiği her hastalığın şifasını da yaratmıştır. Fakat bunu bazıları bilir, bazıları bilmez” buyurmuştur. Ebu Hüzame adlı bir zat, Peygamberimize: “Biz hastalıklardan korunuyoruz, dua ediyoruz ve tedavi oluyoruz. Bunlar kaderi değiştirir mi?” diye sormuş. Peygamberimiz de: “Korunma, dua ve tedavi de kaderdir” cevabını vermiştir.

Bu hadisler bize, tedavi edici tıbbın sonsuz ufuklarını göstermekte, hastalıkların şifasını araştırmayı ve tedaviyi emretmektedir.

Hasta bir insanın iradesi zayıf, uzuvları rahatsız ve sinirleri bozuktur. Cemiyet; sıhhatli ve sağlam bir kimseden gördüğü faydayı, hasta bir kimseden göremez. Bunun içindir ki, Allah, Kur’an’da Şuayb peygamberin kızının diliyle, Hz. Musa’nın ruh güzelliği ve ahlakının yanında, onun kuvvetini şöyle öğmektedir: “Babacığım, onu ücretle tut. Çünkü o, ücretle tutulan kimselerin en hayırlısıdır. Üstelik kuvvetli ve güvenilir bir adamdır.”(1) buyurmaktadır.

Yine Allah, Talut için şöyle demektedir: “Şüphesiz Allah, onu sizin için beğenip seçmiştir. Ona bilgi ve vücut bakımından bir üstünlük vermiştir.”(2) Bu ayette Allah, Talut’un devlet başkanlığı için seçilmesinin iki özelliğini açıklamaktadır. Bunlardan birincisi, insanların işlerini liyakatla yapabilecek ilmi üstünlük, diğeri de, fikrin ve düşüncenin doğruluğunu gerektiren ruhi olgunluk, bedeni üstünlüktür. Bu konuda Peygamberimiz de kuvvetli bir mü’minin, zayıf bir müminden daha hayırlı olduğunu söylemiştir.

Aslında Kur’an muhtevası ve kapsadığı konuları dolayısıyla dini talimleri emredici, ahlakı güzelleştirici ve insanları hidayete erdirici mahiyettedir. Bu ve yukarıda zikredilen sebepler dolayısıyla Kur’an!dan geniş anlamda tıbbi bilgiler beklenmemelidir. Zira Kur’an bir tıp kitabı değildir. Bununla birlikte Kur’an’da hiç bir tıbbi bilgi yoktur, demek de doğru değildir. Kur’an’da özellikle insan neşv-ü neması, zürriyet, anatomi, fizyoloji, patoloji, vücut ve ruh hastalıkları, tedavi usulleri ve ölüme dair bilgiler verilmektedir.

Kur’an’ın önemle üzerinde durduğu ve hakkında kısa da olsa bazı mühim bilgiler verdiği konuların başında diyebiliriz ki, astronomiden sonra tıp ve koruyucu hekimlik mevzuları gelmektedir. Kur’an, gebelik ve kısırlıktan, hayız halinde kadına yaklaşılmamasından ,(3) çocukların emzirilmesinden, tıbbi mahzurları yönüyle süt kardeş ve süt anne ile evlenilmemesinden, (4) ihtiyarlıkta gebe kalınamayacağından, (5) anatomiden, ve fizyolojiden (6) bahsetmekte ve hastalıkların nasıl teşekkül ettiğine, sebeplerine dair kısa ve özet bilgiler vermektedir.

Hastalık sebepleri olarak Kur’an, ruhi etkilere büyük ölçüde yer vermekte, üzüntü ve ruhi bunalımı hastalıkların baş sebebi saymaktadır. Yine hastalık sebebi olarak sihre, cinlerin ve şeytanın musallat oluşu gibi dış etkilerin varlığına da Kur’an işaret etmektedir. Kur’an’da zikredilen hastalık sebepleri sadece bu kadar da değildir. Zikredilen bu sebeplere ilaveten o, bazı malum hastalık sebepleri üzerinde de durmaktadır. Mesela: yaralanmada etki ile sebep arasındaki münasebetten bahsetmekte ve bu konuda geniş bilgiler vermektedir.

Maddi hastalık türlerinden sadece körlük ve abraşlığa (alaca hastalığı) yer veren Kur’an, genellikle hastalıkların kaynağını ruhi etkenlerde gördüğü için, ruh hekimliği alanına önem vermiştir. Özellikle psikosomatik hastalıklardan insanları korumayı amaçlamıştır.

Genellikle ruh hastalıkları, sıkıntı, çelişki ve kaldıramayacakları kadar ağır yük yüklenme gibi sebeplerden kaynaklanmaktadır. Kur’an, Allah’a, kadere ve ahiret gününe imanı, tevekkülü, tövbeyi ve sabrı emretmekle ve ruhsal gerilimleri hafifletici, sıkıntıları giderici, rahatlatıcı kaideleriyle, psikolojik ve nevrotik ruhi hastalıkların meydana gelmesini büyük ölçüde önlemekte, inananların ruhi hayatlarını dengeleyici ve tanzim edici bir rol oynamaktadır.

İnsanlardaki heyacan ve fizyolojik işaretlerden, ihtiyarlık alametlerinden,(7) içkinin insan üzerindeki etkisinin ruh hekimliği yönündeki öneminden, sevincin insan üzerindeki etkisinden bahsedilmektedir.

Döllenmeyi yapan erkek menisi, embriyoloji ve jinekoloji konularında da önemle durulmaktadır.

Kur’an’ın sağlık konusundaki temel prensibi, tedavi değil, koruyucu hekimliktir. Bu prensibiyle Kur’an, sağlık konusunda değişmeyen temel ve genel esaslar getirmiştir. Getirilen bu temel kaideler ve genel esasların amacı ise, öncelikle insanların ruh ve beden sağlığını korumaktır.

Kur’an İnsan Sağlığını Korumayı Amaçlamıştır

Bir sistem dahilinde belirtecek olursak Kur’an, şu sahalarda insan sağlığını korumayı amaçlamış ve genel prensiplerini getirmiştir:

Ruh sağlığını korunma,

▬ Bulaşıcı hastalıklardan korunma,

▬ Zararlı yiyeceklerden korunma,

▬ Zararlı içeceklerden korunma,

▬ Beden temizliği ve vücut sağlığı,

▬ Dengeli beslenme.

Kaynak: Diyanet İlmi Dergisi / 2007 / Sayı: 2 / bkz: 159-163

(1-Kasas süresi 26) )2-Bakara süresi 246) )3-Bakara süresi 222) (4-Nisa süresi 22) (5-Zariyat süresi 29) (6-Nahl süresi 66) (7-Hacc süresi 5)

sponsor
Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı