Kitaplara İman Etmek

Kur’an-ı Kerim’in İlahi Bir İrade Altında Korunmuş Olması

sponsor

Kur’an-ı Kerim’in korunmuşluğu, yani vahyedildiği şekliyle bir harfinin bile değiştirilmeden zamanımıza kadar gelebilmesi, onun önemli bir özelliğidir.

Bu husus Kur’an hakkında ön yargısız olarak araştırma yapan ve söz söyleyen hemen hemen herkesin kabul ettiği ayrıca mevcut mushaflarda da gözlemleyebildiği bir gerçektir.

Peygamber (s.a.v) yirmi üç yıllık risalet hayatı boyunca kendisine indirilen süreleri hiç vakit geçirmeden vahiy katiplerine yazdırmıştır. Ayrıca yazılan bu vahiyler onun tarafından her senenin Ramazan ayında Cebrail (a.s)’e okunmuş ve bu olay (arz), onun irtihal yılında iki defa gerçekleşmiştir. Böylece vahyedilmesinden hemen sonra yazılı bir metin olarak insanlığın ortak mirası haline gelen Kur’an’ın sıhhati hususunda herhangi bir şüphe bulunmamaktadır. Bu gerçek zikredeceğimiz ayet-i kerimelerde ifade edilmektedir:

► Elif, Lam, Mim. Bu kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir. (Bakara Süresi 1-2. ayet)

Yine zikredeceğimiz şu ayette ise

Kur’an-ı Kerim’in ilahi bir koruma altında olduğu, dolayısıyla harici herhangi bir unsurun ona etki edemeyeceği ihsas edilmektedir:

► Şüphesiz o zikri (Kur’an’ı) Biz indirdik! Onun koruyucusu da elbette Biziz (Hicr Süresi 9. ayet)

Yüce Allah’ın bir takdiri olarak Kur’an-ı Kerim’in korunmuşluğu hususunda verilen bu ilahi garanti önceki vahiyler için asla söz konusu olmamıştır. Bunun yanı sıra orjinalleri itibariyle önceki vahiyler bir metnin korunmasında hayati öneme sahip olan yazıyla tespit edilmekten de yoksundurlar. Araştırmamız boyunca mezkur kitaplardan yapacağımız alıntılar dile getirdiğimiz bu hususun birer ispatıdır. Mesela yeni ahit koleksiyonu içerisinde yer alan dört incilin tamamı İsa (a.s)‘ın dünyadan ayrılmasından sonra kaleme alınmıştır. Ayrıca bu İncillerin farklı nüshalarının varlığı ve bu çerçevede onların; Matta, Markos, Luka ve Yuhanna gibi kendi yazarlarının isimleriyle anılmaları onların sıhhati hususunda önemli bir sorun teşkil etmektedir.

Diğer taraftan Kur’an-ı Kerim, önceki vahiylerin bazı kötü niyetli kişiler tarafından tahrif edildiğini de belirtmektedir:

► Şimdi bunların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa içlerinden bir takımı Allah’ın kelamını dinler, iyice anladıktan sonra, onu bile bile tahrif ederler (Bakara Süresi 75. ayet)

Müfessirler bu ayette tahrif edildiği belirtilen kitabın Tevrat, bu tahrifi yapanların ise Yahudiler olduğunu söylemişlerdir. Zaten Kur’an-ı Kerim, Yahudilerin zihniyet itibari ile tahrif işine yatkın olduklarını bildirmektedir:

► Yahudilerden öyleleri vardır ki (kelimeleri yerlerinden kaydırıp) tahrif ederek onları anlamlarından uzaklaştırırlar. Dillerini eğip bükerek ve dine saldırarak işittik, karşı geldik … derler (Nisa Süresi 46. ayet)

Kur’an-ı Kerim, önceki vahiyler üzerinde yapılan tahrifin şekline de işaret etmektedir:

► Vay o kimselere ki, elleriyle kitabı yazarlar, sonra da onu az bir karşılığa değiştirmek için bu Allah katındandır derler. Vay ellerinin yazdıklarından ötürü onların haline! Vay kazandıklarından doalyı onların haline! (Bakara Süresi 79)

Bu ayetler de dile getirilen gerçekler aynı zamanda Eski Ahit koleksiyonu içerisinde üzüntüyle karşılanmakta ve şöyle kabul edilmektedir:

► Nasıl, biz bilge kişileriz, Rabbin yasası bizdedir diye biliyorsunuz? İşte, bilginlerin yalancı kalemi yasayı yalana çevirmiş. Bilgiler utandırıldı. Yıldırılıp ele geçirildi. Rabbin sözünü reddettiler. Nasıl bir bilgelikmiş onların ki? (Yeremya 8-9)

Önceki vahiyler için söz konusu olan bütün bu olumsuzluklara karşın yukarıda da işaret ettiğimiz üzere Kur’an-ı Kerim, hem manevi olarak (ilahi) hem de maddi olarak (yazı ile) korunmuştur. Burada üzerinde durulması gereken asıl mesele şudur: Acaba Kur’an-ı Kerim sözü edilen bu ilahi korunmaya nasıl sahip olmuştur? Bu soruya bilginler tarafından şöyle cevap verilmektedir: Yüce Allah, Kur’an-ı bir mucize ve insanların sözlerinden farklı bir söz kılmak sureti ile korumuştur. Böylece insanlar ona herhangi bir şeyi eklemekten yada ondan herhangi bir şeyi eksiltmekten aciz kalmışlardır. Zaten böyle bir şey (tahrif) yapılmış olsaydı o zaman Kur’an’ın nazmı bozulurdu. Kaldı ki onu okuyanlar ortaya çıkan bu yeni şeyin Kur’an olmadığını da anlarlardı. Bazı bilginler ise, Kur’an korunması ile ilgili olarak şöyle demişlerdir: Yüce Allah, bazı insanları, Kur’anı öğrenip öğretmeye ve dünya durdukça onu insanlar arasında yaymaya sevk ederek korumuştur. Böylece insanlar onu tahrif etmekten aciz kalmışlardır. Kur’an’ın güven verici bu masumiyeti şu ayete de dile getirilmektedir:

► Ona ne önünden ne de ardından batıl gelemez. O hüküm ve hikmet sahibi, övülmeye layık olan Allah tarafından indirilmiştir (Fussilet Süresi 42. ayet)

Bu noktada zihinlere şöyle bir sorunun doğması kaçınılmazdır;

Kur’an-ı Kerim hangi yönlerden ve kimlere karşı korunmuştur?

Bu soruya cevap verebilmek için öncelikli olarak korunmuşluk ilkesiyle özdeşleşen Levh-i Mahfuz‘un ne anlama geldiğini kısaca açıklamamız gerekir.

Levhi Mahfuz Nedir?

Levhi Mahfuz; Allah katında korunan ve Kur’an-ı Kerim de dahil olmak üzere bütün vahiylerin kaynağı durumundaki bir Levhadır. İlahi bir korumaya nail olan bu levhadan şeytanların herhangi bir şey eksiltmeleri yada ona herhangi bir şey eklemeleri mümkün değildir. Zikredeceğimiz şu ayet, Levh-i Mahfuz ibaresinin bu bağlamda Kur’an-ı Kerim ile olan irtibatını konu edinmektedir:

► Hayır O (yalanlamakta oldukları kitab) şanı yüce bir kitabdır. O korunmuş bir levhada (Levhi Mahfuz da) dır (Buruc Süresi 21-22. ayet)

Bu ayette de açıkça görüleceği üzere sevk edildiği anlam ne olursa olsun önceki vahiylerin yanı sıra Kur’an’ın korunmuşluğu ile yakinen ilgili olan Levhi Mahfuz ibaresi, Kur’an için adeta bir zırh niteliğindedir.

Vahyin kaynağının korunmuşluğu gerçeği aynı zamanda Mekke’li müşriklerin Kur’an’ın kaynağı hakkındaki iddialarına da bir cevap oluşturmuştur. Çünkü onlar, bu ilahi kelamın bir kahin sözü olduğunu iddia ediyorlar ve kahinlerin de sözlerini göklerden haber dinleyen cinlerden aldıklarına inanıyorlardı. Tabii ki bu iddia Kur’an tarafından reddedilmiştir ve onun şerefli bir elçinin sözü olduğu bildirilmiştir. Ayrıca bu sözü indiren elçi yani Cebrail de güvenilir birisidir.

► Uyarıcılardan olasın diye onu güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiştir (Şuara Süresi 193-195. ayet)

Yüce Allah, aynı zamanda zikredeceğimiz şu ayeti indirerek Kur’an-ı Kerim’in daha kaynağında iken bir takım şerli varlıklara karşı da korunduğunu bildirmiştir:

► Kuşkusuz biz göğe ulaşmak istedik, fakat onu çetin bekçilerle ve yakıcı ışıklarla dolu bulduk. Halbuki biz (daha önce) göğün bazı yerlerinde gayb haberlerini dinlemek için otururduk. Fakat şimdi her kim dinlemeye kalkacak olursa, kendini gözetleyen yakıcı bir ışık bulur (Cin Süresi 8-9. ayet)

Bize göre ayet-i kerime, Kur’an’ın korunmuşluğu etrafında oluşabilecek en küçük tereddütleri bile gidermeyi hedeflemektedir.

Kur’an-ı Kerim, dile getirdiğimiz bütün bu gerçeklerin yanı sıra Peygamber (a.s)’ın beşeri yönüne karşı da korunmuştur. Mesela onun hakkında ki şu ayet bahsettiğimiz bu korumaya işaret etmektedir:

► Eğer (peygamber)  Bize isnat ederek bazı sözler uydurmuş olsaydı mutlaka onu kudretimizle yakalardık. Sonra da onun şah damarını mutlaka keserdik (Hakka Süresi 44-46. ayet)

Bu ayet, Hz Peygamber’in, kendisine indirilen vahye herhangi bir dahlinin olmadığı yönündeki ilahi bir garantiyi de ihtiva etmektedir. Diğer taraftan O’nun bir beşer olarak yaptığı bir takım uygulamaları sebebiyle kınandığı hatta tehdit edildiği ayetlerin varlığı da bu garantinin birer teyididir. Yine bu çerçevede Hz Aişe, Peygamber (a.s)’ın Hz Zeyneb ile olan izdivacını konu edinen ayet hakkında şunları söylemiştir: Eğer Nebi (a.s), Kur’an’dan herhangi bir ayeti gizlemek isteseydi, bu ayeti gizlerdi.

Burada ayrıca şu hususa da değinmek istiyoruz: Kur’an-ı Kerim, sadece lafzen değil aynı zamanda anlam bakımından da korunmuştur. Kendisine indirilen vahyi bir an önce ezberlemek isteyen ve bu hususta acele eden Hz Peygamber’i ikaz eden şu ayet, dile getirdiğimiz bu hususta Ona ve Onun şahsında Kur’an-ı Kerim’in bütün muhataplarına ilahi bir garanti sunmaktadır:

► Şüphesiz onu toplamak ve okumak bize aittir. O halde Biz onu okuduğumuz zaman onun okuyuşuna uy. Sonra onu açıklamak da Bize aittir (Kıyame Süresi 17-19. ayet)

Zikrettiğimiz bu ayet ayrıca Kur’an-ı Kerim’in anlamının ilahi bir irade tarafından Peygamber (a.s)’e beyan edildiğiniz (açıklandığını) ve bu konuda kendisine bir metot sunulduğunu da ortaya koymaktadır. Dolayısıyla Nebi (a.s)’ın, tebliğci sıfatıyla muhataplarına yaptığı açıklamalar zikrettiğimiz bu ayette belirtildiği üzere kendisine öğretilen Rabbani bilgilerden başka bir şey değildir.

Kaynak: Diyanet İlmi Dergisi / 2007 / Sayı: 2 / bkz: 25-30

Aşağıdaki konulara bakmak ister misiniz?

sponsor
Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı