Kitaplara İman Etmek

Kur’an-ı Kerim’in Kur’an-ı Kerim ile Tefsir Edilmesi

sponsor

Kur’an’ın Kur’an’la tefsir edilip anlaşılması statik değil gerçekten dinamik bir olaydır.

Çünkü O, Allah kelamıdır. Herhangi bir zaman dilimi ile veya zeminle kayıtlı değildir. Kıyamete kadar da, başka bir ilahi kitap olmayacağına göre, bu dinamizmini devam ettirecektir. Bu bakımdan Kur’an ifadeleri, ilmi ve fikri inkişafın sonucu olarak, varlık aleminde yeni yeni karşılıklar ve medlulerle buluşacak, dolayısı ile bütünlüğü içinde selefin tespit edemediği bazı önemli noktaların çözüme kavuşması mümkün olacaktır.

Bu sebepten, Kur’an’ın Kur’an’la tefsiri olayı, her zaman geçerli bir tefsir yolu olarak canlılığını sürdürecek ve daima tazeliğini koruyacaktır

Yani Kur’an’ın kendisini açıklamasının boyutları, asırlar geçtikçe dahada artacak ve anlaşmasında en çok rol alan kaynak yine kendisi olacaktır. Çünkü sadece ilahi bilgiye dayanan ifadeler, bütün zamanları kuşatıcı olabilir.

Diyebiliriz ki, Kur’an’ın anlaşılmasında rol oynayan diğer bazı tefsir kaynakları, rollerini tamamlayıp statik bir hüviyete bürünmüşlerken, Kur’an, kendi kendini tefsir işini, kıyamete kadar gittikçe artan bir önemle devam ettirerek canlılığını (dinamizmini) koruyacaktır. Zaten, Kur’an, tefsir kaynağı olarak, kendisini açıklamaktaki tartışılmaz katkısını, yine kendi dinamizminden almaktadır.

Kur’an’ın anlaşılmasının, Arapça olan metninin çözümünde Arapçaya, bilhassa uygulama ile alakalı konularda sünnete, nüzul sebepleri konusunda sahabenin muşahadelerine, cahili kültür motiflerinin söz edildiği konularda ve kıssalarda tarihi kaynaklara, tabiat bilimleri konusunda bugünkü teknik bilgilere ihtiyaç duyduğu inkar edilemez bir husus olduğunu söyleyerek, Kur’an’ın kendi kendini açıklamaya kafi gelmediğini ifade edebiliriz. Kur’an’ın bu gibi kaynaklara ihtiyaç duyması, ona bir noksanlık getirmez. Çünkü açıklama vazifesini, beşer olarak ilk müfessir Hz.Peygamber‘e veren bizzat kendisidir. Bize bilmediğimiz ve anlamadığımız konularda, bilenlere sormamızı tavsiye eden yine kendisidir.

Kur’an, insanlara doğruyu gösterme ve onları hidayete sevk etme açısından, kendini açıklamaya yeterli olmakla beraber, getirdiği sistemin bütün yönleriyle anlaşıp, uygulaması çerçevesinde, yine kendi yol göstericiliği ile, yukarıda vermeye çalıştığımız ve daha pek çok sayabileceğimiz kaynaklara muhtaçtır. Zaten böyle bir ihtiyaç söz konusu olmasaydı, herhalde Kur’an’ın bir peygamber aracılığı ile ve yirmi üç senede, hadiselerle iç içe ve paralel olarak parça parça indirilmesine lüzum kalmazdı.

Bir taraftan Kur’an’ı, bilinen tertibiyle, baştan sona kadar tefsir etme geleneği bir bakıma onu, bir bütün olarak değerlendirme imkanı vermemektedir. Çünkü, Kur’an, sunmak istediği konuları, belirli başlıklar altında sunmayıp, adeta her tarafına serpiştirmiştir. Dolayısıyla ayet baştan sona kadar tefsir etme geleneği,

Kur’an’ı Kur’an’la tefsire çalışanlar bile, yer yer belli bir konudaki ilgili Kur’an birimlerini bir arada mütalaa edememiştir.

Diğer taraftan Kur’anın, mesele edindiği belirli konuları ele alıp onları Kur’an’ın bütünlüğü içerisinde araştırma biçiminde yapılacak çalışmalar, her zaman için Kur’an’ı, kendi bütünlüğü içinde anlama şansına sahiptirler. Nitekim günümüzde bu çeşit çalışmalara önem verdiği görülmektedir. Ancak, bu çeşit çalışmalar Kur’an’ın bütünlük zihniyetine uygun neticelere ulaşabilmesi için, sadece ilgili olduğu varsayılan ayetlerin bir araya getirilmesi yetmez. Hangi konuda olursa olsun, sağlıklı neticelere ulaşabilmek için mutlaka, Kur’an’ı Kerim‘in baştan sona titizlikle ve defalarca gözden geçirilmesi gerekir. Aksi taktirde Kur’an’ın belli konulardaki zihniyetinin kamil manada aksettirilmesi mümkün olamaz.(Dr.Halis Albayrak’ın Kur’an’ın Kur’an’la tefsiri, basılmamış doktora tezi) Kur’an’ı anlayabilmek için, onun kutsiyetini haleldar etmeyecek bir gayret içerisinde olmak ve Yüce Rabbimizin mevhibesini unutmamak gerekir.

Böyle olmasına rağmen, bugün Kur’an hükümlerinin ferdi ve içtimai hastalıklara şifa ve milletlerin işlerini tanzim etmede yeterli olamayacağına inananlar çoğaldı. Bu işlerin tanzimi için yabancı kaynaklara müracaat edildiğinden, Müslümanlar arasında hükümleriyle amel etmek zayıfladı. Kur’an’ın ilmi ve ameli hükümlerinin kıymeti Müslümanlar arasında takdir edilemediğinden az da olsa bu işle meşgul olanlar zelil addedilip gericilikle itham edildi.

Bu bakımdan asrımızın vicdanları hasta Müslümanlarına, ne alimlerin sözü, ne ariflerin nüktesi ve ne de kamillerin nasihatleri tesirli olabilmektedir. Halbuki hidayet rehberimiz olan Kur’an’ı Kerim 14 asır evvel ne ise, bugün de, gelecekte de odur. Onda bir değişiklik bahis konusu değildir.değişikliklerin hepsi Müslümanım diyen kimselerdedir. O halde kusuru, eksikliği, yetersizliği Kur’an’da aramak, meseleleri halledecek çıkar bir yol değildir. Çıkar yol, kusurları, kabahatleri kendimizde aramak ve Kur’an’ın insanları günah kirlerinden temizleyen ve uygulanması lazım gelen bir hidayet rehberi olduğunu unutmamak olmalıdır.

İçinde bulunduğumuz gaflet uykusundan uyanıp silkinmemiz lazımdır.

Nasıl ki, cehalet devri karanlığı içinde vaktiyle İslam bir güneş gibi doğup, alemleri aydınlattı ise, şimdi de içimizde mevcut olan ve küllenmiş bulunan İslami nur zerresini bir yanar dağ misali, harekete geçirmek zarureti vardır. Bu her Müslümanın vazifesi olduğu gibi, bu işin asıl ağırlığının genç ilahiyatçıların omuzlarına yüklenmiş olduğu unutulmamalıdır.

Ne mutlu hidayet rehberimizin gayesini anlayabilenlere, anlamaya çalışanlara ve anladıklarıyla amel edebilenlere…

Kaynak: Diyanet İlmi Dergisi / 2007 / Sayı: 2 / bkz: 20-22

sponsor
Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı