İslam'i Bilgiler

Kur’an Kaynaklı Hoşgörü ve Hürriyet

sponsor

İslam Ne Demektir?

İslam” kelimesi; emniyet, güven boyun eğme, itaat, ihlas, samimiyet, doğrudan ayrılmamak, şaşırmadan yolun ortasından yürümek gibi anlamlarının yanında; hoşgörü ile doğrudan alakalı sulh, barış, anlaşma, uzlaşma gibi anlamları da ihtiva etmektedir.

Her şeyden önce daima aynı kalan, asıl itibariyle hiçbir zaman değişmeyen ve Kur’an-ı Kerim’le olgunluk zirvesine ulaşan vahiy kaynaklı evrensel dine, bizzat Allah Teala tarafından İslam adının verilmesi bile bu dinin ne derecede müsamaha ve hoşgörü dini olduğunu anlatması bakımından son derece önemlidir.

İslamiyet

İslamiyet insanlar arsında insan olarak eşitlik prensibini kabul etmekle beraber, şahsi meziyet, ilim ve rütbece aşağı tabakada olanın daha yukarıdakilere yapması gereken hürmeti de kaldırmış değildir. O bir taraftan böyle bir eşitlik tesis ederken diğer taraftan büyüklere ve “evliya-i umür” dediğimiz amirlere ve idarecilere itaatin vacip olduğunu da en kesin bir ifade ile bildirmiştir. Allah’a ve Peygamber’e itaatin yanında onları da zikretmiştir.

Müslüman ve Müslümanlık Ne Demektir?

İslam hoşgörü dini olduğu aynı zamanda bir ahlak dinidir. Müslümanlık ahlak demek, Müslüman da en olgun ve en faziletli bir insan demektir. İslam’ın mümine yüklediği ahlaki vazifelerin hepsi imanla yakından ilgilidir. İnancın temeli olan tevhid ile alakalıdır. İslam’da ahlaki görevlerle imanı birbirinden ayırmak mümkün değildir.

İslam’da ahlaki hiçbir emir yoktur ki, dinin esas temeli olan iman ile sıkı bir alakası olmasın. Allah’ın birliğini inkar etmek nasıl imandan bir cüz ise, bu olmadıkça insan nasıl mümin sayılmazsa, insanlara zarar verecek şeyleri ortadan kaldırmak, mesela; yolun ortasındaki bir taş parçasını, bir çalıyı kaldırıp bir kenara atmak da imanla alakalıdır. İmanın kemalindendir. Mesela, “Sizden biriniz, kendisi arzu ettiği bir şeyi kardeşi için de arzu etmedikçe iman etmiş olmaz.” Hadis’i vb. daha birçok hadis-i şerifler de aynı gerçeği açıkça teyit etmektedirler.

İslamiyet gerçekten hoşgörü, müsamaha ve tolerans dinidir. Çünkü her vesile ile yumuşaklığı, affetmeyi, iyiliği, hüsnü, muameleye, hüsn-ü zannı, merhameti, kardeşliği, muhabbeti..v.s. her türlü güzel ahlakı emredip tavsiye eden bir dini; hoşgörü, müsamaha v.b. vasıflardan başka şeylerle tavsir etmek mümkün değildir. Müntesiplerine daima zoru değil kolayı; nefret ettirmeyi değil, müjdeyi tavsiye etmiştir. İnsanlara güçlerinin yetmeyeceği, fıtratlarının kaldıramayacağı şeyi asla yüklememiştir.

Çünkü Kur’an-ı Kerim, bizzat kendi ifadesiyle gerek onu tebliğ eden Hz. Peygamber’e (s.a.s.) gerekse insanlığa sıkıntı olsun, insanlığı zora koşsun diye değil, ancak Allah’tan korkanlara bir öğüt, yeri ve yüce gökleri yaratandan rehber olsun diye indirilmiştir.

Şüphesiz hoşgörü, müsamaha ve yüksek ahlak örnekleri İslam Peygamberinin de hayatını süslemektedir. Kur’an, hakkında; “Şüphesiz sen büyük bir ahlak üzerindesin (1) hükmüne yer vermiştir. Resulüllah bir hadislerinde; “Ben ancak mekarim-i ahlakı tamamlamak için gönderildim. buyurmuşlardır. Gerçekten onun örnek hayatı, İslam’ın hoşgörü özelliğinin ve İslam’daki yüksek ahlakın bir yansıması, müşahhas bir modeli olmuştur. Bu gerçeğin çarpıcı örneklerinden birisi olarak Mescid-i Nebevi’ye gelen bir bedevinin, mescidin bir köşesine bevletmesi hadisesi karşısındaki onun üstün ahlak ve hoşgörülü tavrını göstermek mümkündür.

İşaret edilen bu hadise karşısında bağrışan ve bedeviye ilişmeye kalkışan sahabe-i kirama karşı: “Onu bırakın, sonra bevlinin üzerine bir kova su dökün. Zira siz güçlük değil, kolaylık göstermekle görevlisiniz buyurarak, hiçbir tatsızlığa ve kırgınlığa meydan vermeden olayı örtbas etmiştir.

Hz. Peygamber (s.a.s.) düşmanlarına karşı bile çok müsamahakar davrandığı içindir ki, çok defa Allah!ın itabına maruz kalmıştır. Kendisine ve yakınlarına karşı işlemek istenen alçakça cinayetlerin faillerini affettiğine dair sahih haberler vardır. Mesela, Bedir savaşından sonra kendisini öldürmeye gelen Kureyş elçisini: Hayber’de kendisini zehirlemek isteyen yahudi kadınını ve büyük kızı Zeyneb’i; -Hicret esnesında, hamile olmasına rağmen- şiddetli bir şekilde iterek çocuğunu düşürmesine sebep olan bir başkasını affetmiştir. Masum zevcesi Hz. Aişe hakkında iftirada bulunanları da bağışladığı bilinmektedir. Böylece Kur’an’ın; “Biz seni ancak alemlere rahmet olsun diye gönderdik (2)” hükmünü de fiilen ispat etmiştir.

Bütün bu ve benzeri açık gerçeklerle beraber, insanlığa, konumuna layık bir çizgiye hidayeti iddia eden rahmet dini İslamiyet hakkında olumsuz kanaatleri taşımanın haklı ve geçerli bir temelinin bulunacağını söylemek mümkün değildir.

Kaynak: Diyanet İlmi Dergisi / 2007 / Sayı: 2 / bkz: 118-122

(1-Kalem süresi 4) (2-Enbiya süresi 107

sponsor
Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı