İslam'da Sabır ve Önemi

Kuvvet ve Zayıflığının Farklı Olmasına Göre Sabrın Kısımları

sponsor

Dinimiz İslam’da Sabır Kavramı

Bil ki, güdü saikine göre din saikinin üç hali vardır:

1-► Güdünün (heva) dürtülerini tamamen sindirip ezmek ve bir daha kişiyle çekişemeyecek bir hale getirmektir. Bu hal sabra devam etmekle elde edilir. İşte bundan dolayı “Sabreden güçlü olur.” denilmiştir. Bu rütbeye ulaşanlar pek azdır: “Rabbimiz Allah’tır, deyip sonra dosdoğru yolda yürüyenler…”(Fussilet, 41/30)

2-► Güdünün dürtülerinin üstün gelerek din saikinin tamamen yenik düşmesi ve kendisini şeytanın ordusuna teslim edip savaşı kazanmaktan ümit kestiği için mücahedeyi bırakmasıdır. Bunlar gafillerdir ve çoğunluktadırlar. Güdüleri onları esir almış ve bahtsızlıklarına yenik düşmüşlerdir. Onlar ahiret karşılığında dünya hayatını satın almışlardır. Bu halin alameti ümitsizlik ve kuruntulara aldanmadır. Bu durum ahmaklığın zirvesidir. Hz. Peygamber (s.a.v) bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Aciz olan, nefsini arzusuna tabi kılan ve Allah’tan birtakım tamennilerde bulunan kimsedir.”

Bu halin sahibi olan kişiye öğüt verildiğinde “Ben tövbenin özlemini çekiyorum ancak artık bu benim için imkansız, bu yüzden tövbe konusunda istekli değilim.” der. Bazen de tövbe özlemi çekmez ancak şöyle der: “Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir. O’nun benim tövbeme ihtiyacı yoktur!” Bu miskin adamın aklı arzusuna köle olmuştur ve aklını sadece arzusunu yerine getirmeye yarayacak ince hileler ve yöntemler bulup çıkarmakta kullanır. Onun arzularının elindeki aklı, kafirlerin eline düşmüş ve ona domuz çobanlığı, şarap bekçiliği ve hamallığı yaptırdıkları Müslüman bir esir gibidir. Bu kişinin Allah katındaki konumu, bir Müslümanı zorla ele geçirip kafirlere teslim eden ve onlara esir olarak satan adamın konumuna benzer. İşlemiş olduğu suçun çok çirkin olmasının sebebi, başkasının emrine verilmeyecek olanı vermek ve hakkı tasallut edilmek olanı musallat etmektir. Yüce Allah’ın taraftarı (hizbi) olan şerefli manayı, şeytanın taraftarı olan değersiz mananın emrine verince bir Müslümanı kafire esir veren kimseye benzemiş oldu. Hatta bu miskin, kendisine nimet veren hükümdarın yanına gidip onun en sevdiği çocuğunu alarak düşmanlarından birisine teslim eden adama benzer. Bu miskinin o hükümdarın gazabını nasıl hak ettiğine bir bak! Çünkü güdü (heva), Allah katında yeryüzünde tapılan ilahların en iğrenci ve akıl, yaratılmış en değerli varlıktır!

3-► İki ordu arasındaki savaşın bazen bir tarafın lehine bazen aleyhine olacak şekilde devam etmesidir. Bu halde bulunanlar salih amel ile kötü ameli birbirine karıştırmış olanlardır. Bu durum kuvvet ve zayıflık haline göre değişiklik gösterir. Sabra konu olan şeylerin sayısına göre de bu kişi üç halde bulunabilir. Ya kamil insanda olduğu gibi bütün güdülerine galip gelir veya güdülerinden hiçbirine galip gelemez. Bu ikinci gruptakiler hayvanlara benzerler, hatta onlardan sapkındırlar. Çünkü hayvanda güdülerine karşı mücedele edebileceği bir marifet ve kudret yaratılmamıştır. Oysa bu ikinci gruptaki kişide söz konusu şeyler yaratılmış olduğu halde onları kullanmamıştır. Üçüncü grubu oluşturanlar ise güdülerinin bir kısmına galip gelip diğerlerine yenik düşmüşlerdir. Bu grupta olanlar “İyi bir ameli diğer kötü bir amelle karıştırdılar.” (Tevbe, 9/102) makamında bulunurlar. Bazı insanlar çok güçlü bir gayret gösterip ağır bir zahmete katlanarak sabrederler. Bu durum “tasabbur” adını alır. Bazıları da nefsine pek az yüklenerek sabreder ki buna “sabır” denilir.

Birinci haldeki kimse çok kuvvetli bir adamla güreşen kişiye benzer. Söz konusu kişi o adamı ancak çok ağır bir yorgunluk ve meşakkatten sonra yenebilir. İkinci haldeki kimse ise zayıf bir adamla güreşen ve hiç yorulmadan onu yenen birisine benzer. İşte, din saiki ile güdü (heva) saiki arasındaki güreş de böyledir.

Bu gerçek anlamda melekler ordusu ile şeytanlar ordusu arasında meydana gelen bir mücadeledir. Güdünün isteklerine boyun eğdirilip kontrol altına alındığında ve buna uzun bir süre devam etmekle sabır kolay hale geldiğinde kişi rıza makamına ulaşır.

Bil ki sabır, hükmü açısından farz, nafile, mekruh ve haram olmak üzere dört kısma ayrılır. Haram kılınmış olan şeyleri yapmayıp sabretmek farzdır. Mekruhlara karşı sabretmek nafiledir. Haram kılınmış bir eziyete ve zarara karşı sabretmek haramdır. Tıpkı kendi elini kesen ve buna sabreden veya eşine karşı haram kılınmış olan bir fiil işlenirken kıskançlığı harekete geçtiği halde buna sabredip eşine yapılan muamele karşısında susan kişi gibi… Bu türden bir sabır haramdır. Mekruh olan sabır ise şeriatta mekruh olan bir vasıtayla kişinin başına gelen bir zarara sabretmesidir. O halde şeriat sabrın mihengi olmadır.

Yaptığın Şey Ya Şükürdür Ya Küfürdür

 

Hamden Kesiran Tayyiben Mübareken Fih

Kaynak: İbnü’l-Cevzi / Minhacü’l-Kasıdin Ve Müfidü’s-Sadıkin / C: 2 / bkz: 269-271

sponsor
Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı