DOLAR
32,8221
EURO
35,1421
ALTIN
2.449,46
BIST
10.771,36
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
29°C
İstanbul
29°C
Açık
Pazar Parçalı Bulutlu
29°C
Pazartesi Az Bulutlu
30°C
Salı Az Bulutlu
29°C
Çarşamba Az Bulutlu
29°C

La İlahe İllallah Ne Demek ve Türkçe Anlamı

A+
A-
La İlahe İllallah Ne Demek ve Türkçe Anlamı

La ilahe illallah kelimesinin ışığı, günah sis ve pasından ışığın zayıf ve ya kuvvetli olması ölçüsünde sıyrılır.

  • Bu kelimenin nuru vardır.
  • Tevhid ehli sadece Allah’ın bileceği bu nurun kuvvet veya zayıflığı nispetinde farklılık gösterir.
  • Bazı insanlar var ki, kalbinde bu kelimenin nuru güneş gibi parlar.
  • Bazılarının kalbinde bu nur parlak bir yıldız gibidir.
  • Diğer bazılarının kalbinde büyük bir aleve benzer.
  • Bazılarında kuvvetli bir ışık gibi, bir kısmında da zayıf bir ışık gibi olur.

Kıyamet gününde bu nurlar, Müslümanların sağ taraflarında ve önlerinde, kalplerindeki bu kelimenin nuru ölçüsünde, ilim, amel, ma’rifet ve yaşayışlarının yansıması olarak ortaya çıkar.

Bu kelimenin nuru ne kadar büyür ve kuvvetlenirse, şüphe ve şehvetleri o ölçüde kırar. Bazen öyle bir hale gelir ki artık onda ne şehvet ne de günah görülür, bütün bunları yok eder.

Tevhidinde samimi olan, yani Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayanın hali böyledir.

Hangi günah, şehvet veya şüphe bu nura yaklaşırsa onu yakar. Bu kişinin imanının seması, iyiliklerini çalacak şeylere karşı yıldızlarla korunmuştur. Hırsız ancak, her insanın başına gelebilecek dalgınlık ve gafletten istifade ederek yaklaşabilir. Fakat nur sahibi uyanıp kendisinden çalınanı öğrenince ya hırsızın elinden bunları kurtarır ya da çalışarak bunun kat kat fazlasını elde eder.

Cin ve insanların bu tür hırsızlık teşebbüsleri için de böyledir. Nur sahibi bunlara hazinelerini açan ve kapısına sırtını çeviren gibi değildir.

Tevhid, puta tapanların müşrik oldukları halde ikrar ettikleri şekilde kişinin Allah’tan başka yaratıcı olmadığını, Allah’ın her şeyin Rabbi ve meliki olduğunu sadece ikrar etmesi değildir.

  • Aksine tevhid, Allah’a olan muhabbet, boyun eğme, tevazu gösterme, son derece itaat etme, ibadetindeki ihlas ile bütün söz, fiil, engelleme, bağış, sevgi ve nefretinde sadece O’nun yüce rızasını dilemesinden dolayı, tevhid sahibi ile günaha götüren sebepler ve günahta süreklilik arasına engeller koyar.

Bunu bilen, Resulüllah (s.a.v)’ın Allah, La ilahe illallah deyip bundan sadece Allah’ın rızasını gözeten kişiye cehennemi haram eder ve La ilahe illallah diyen cehenneme girmez sözlerini ve bunların çoğu insana müşkül gelen anlamlarını da bilir.

Öyle ki bazıları bu hadisi mensuh saymış, bazıları emir ve nehiylerin başlaması ve şeriatın istikrar kazanmasından önce varid olduğunu söylemiş, bazıları hadislerdeki cehennemi müşrik ve kafirlerin cehennemi diye izah etmiş, diğer bazıları da ebedi cehennemde kalmaz manasında cehenneme girmeyi, ebedi kalma diye te’vil etmişlerdir. Bunlara benzer daha birçok yakışıksız te’viller yapmışlardır.

Şari (s.a.v.) tevhidi sadece dille söylemekle hasıl olacak bir şey de kılmamıştır. Böyle bir şey kesinlikle İslam dininde yoktur. Çünkü münafıklar dilleriyle söylüyorlarsa da inkar edenlerden daha aşağıda cehennemin en alt derecesini boylayacaklar. Bu yüzden kalp lisanı şarttır.

Kalp lisanını ise bilmek, onu tasdik etmek, nefiy ve ispatla ilgili içine aldığı hakikatleri kavramak ve de Allah’tan başkasından reddedilmiş ve sadece O’na has, başkasına ait olması mümkün olmayan uluhiyet hakikatlerini anlamaktır.

Bu mananın kalpte bulunması, söyleyenin ateşten korunmasını gerektiren şeyin ilim, marifet, yakin ve hal derecesinde olmasıdır. Şari’in sevapla nitelendirme yaptığı her sözünde kastedilen aslında kavl-i tamm (tam bir şekilde dille söyleme)’dır

Resulüllah (s.a.v)’ın, “Kim bir günde yüz defa “sübhanallah ve bihamdihi” derse deniz köpüğü kadar da olsa günahları affedilir” sözünde bu böyledir. Hadiste yalnızca dil ile söyleme kastedilmiştir.

Evet, manasına gafil, üzerinde düşünmekten aciz biri bunu söyler, ama kalbi diline iştirak etmez, ölçü ve hakikatini bilmez, buna karşılık sevabını umarsa kalbinin durumu ölçüsünde günahları düşer. Çünkü ameller görünüm ve sayıları yönünden kıymet kazanmaz, kalplerde bulunana göre değerlenir.

İki amel süreten aynı olabilir, ama aralarında yerle gök kadar fark vardır. İki kışı aynı safta namaz kılabilir fakat namazları arasında dağlar kadar fark bulunur.

Amel defteri hadisini düşün.

Bu defter bir kefeye, doksan dokuz amel defteri de karşı kefeye konur. Her bir amel defterinin uzunluğu bir göz erimi kadardır. Böyle olduğu halde bir defter ağır gelir ve bu defterleri kaldırıp atar. Böylece o kul azap görmez. Her müminin böyle bir deftere sahip olduğu malumdur.

Müminlerden birçoğu da günahları yüzünden cehenneme girerler. Fakat o şahsın defterini ağır bastıran ve amel defterlerini kaldırıp atan o sır, neden diğer defter sahipleri için gerçekleşmemiştir de o kişinin defteri ağırlık bakımından tek olmuştur?

Bu manayla ilgili daha fazla izahat istiyorsan, kalbi senin sevginle dolu olan birinin sendeki hatırasını düşün, bir de senden yüz çeviren, sana karşı ilgisiz olup seni unutan, başkasıyla meşgul olan, kalbi başkası için çarpan ama yükü senin üzerinde olan bir diğerinin zihnindeki tasavvurunu düşün. İkisinin zihnindeki hayali bir midir? Yahut bu durumdaki iki çocuğun, iki hizmetçinin veya iki hanımın değeri senin yanında bir midir?

(Bir hadiste geçtiği üzere,) yüz kişinin katili olan (ancak daha sonra tevbesi kabul edilen), (iyi insanların bulunduğu) köye gitmekten vazgeçmeyen kişinin kalbindeki iman hakikatlerini de düşün. Bu halde kendisine ağır geleni taşımış ve ölüm hastalığı ile mücadele etmiştir. Bu başka bir durum, apayrı bir imandır.

Şüphesiz bu kişi sålih bir köye ulaştırılacak ve oranın ehline dahil edilecektir. Hadise de, susuzluğundan nemli toprağı yiyen, köpeği gören ve duygulanan günahkar insanın kalbine gelenlerdir. Yanında herhangi bir araç bulunmadığı, yardımcısı ve göreni olmadığı halde, (kalbi incelen günahkar insan) canını tehlikeye atarak kuyuya inip ayakkabısına su doldurmayı göze almış ve köpeği ölüme terk etmemiştir.

Su ile dolu bir şekilde ayakkabılarını ağzı ile taşımış, böylece kuyudan çıkabilmiş, genellikle insanların dövdüğü bu hayvanın önüne suyu koymuş, herhangi bir karşılık beklemeden suyu içinceye kadar ayakkabıyı eliyle tutmuştur. Bu tarzdaki tevhid nurları daha önce bu adamın yaptığı günahları yok etmiş ve adam affedilmiştir.

Ameller ve amel sahipleri Allah katında böyledir. Tonlarca bakır amelin üstüne bir zerresi düştüğü takdirde altına dönüştürecek bu kimyevi iksirden gafil kalan kışı gaflettedir.

Kaynak: İbn Kayyım El-Cevziyye / Medaricu’s Salikin / bkz: 303-304

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.