Bilgi Kütüphanesi

Makam Ve Para Sevgisi

sponsor

Makam Ve Para Neden Değerli Ve Sevimlidir

Altın, gümüş ve diğer malların sevimli olmasını gerektiren şey ne ise, mevkinin sevilmesinin sebebi de odur. Altın ve gümüş, adet ve kıymet itibariyle denk oldukları zaman nasıl altın tercih edilirse, mevki de aynen mal ve servet üzerine öyle tercih edilir. Altın ve gümüş yenilmez, içilmez ve giyilmez. Bu sebeple diğer taşlardan farksızdır.

Bunların sevilmelerine sebep, insanların istek ve arzularını elde etmekte kendilerine aracı olduğu içindir. Mevki de böyledir. İnsanların kalplerini kendine bağlamak sonuç değildir. Ancak insan nasıl altın ve gümüşle kendisine faydalı olan birçok sonuçları elde ediyorsa, gönülleri kazanmak sayesinde de bütün istek ve arzularına ulaşabilir. İki tarafın sebebi de aşağı yukarı aynıdır. Sebepte olan ortaklık, beraberinde sevgi ortaklığını da getirir. Mevki’in mala tercih edilmesi, daha sevimli oluşu itibariyledir.

Mevki,mal üzerine üç yönden tercih edilir

Mevkinin Sevilmesinin Sebepleri

1-► Mevki ile mal sahibi olmak, servet ile mevki sahibi olmaktan daha kolaydır. Gönüllere taht kuran bir alim veya zahidin istediği an, mal sahibi olması işten bile değildir. Çünkü kendine bağladığı zenginlerin serveti, onun emrindedir. Zenginler onda olgunluk vasfının bulunduğuna inandıkları an, mallarını onun uğruna feda ederler.

Fakat zengin, cimri olduğu takdirde, ne kadar uğraşırsa uğraşsın, yine de mevki sahibi olamaz. Şu halde, mevki servete vesile olan bir vasıftır. Mevki sahibi aynı zamanda mal sahibidir denebilir. Fakat serveti olan herkes, mevki sahibi olamaz. Mevkinin servetten daha sevgili olması bu bakımdandır.

2-► Mal; gelecek afet ve belalar ile hırsızlık gibi şeylerle her an elden çıkmaya mahkumdur. Zalimlerin servete göz dikme tehlikesi vardır. Bu yüzden serveti korumak zorunluluğu vardır. Fakat insanların kalbini fetheden kimse için böyle bir tehlike söz konusu değildir. Gönüllere kimse müdahale edemez, gönülleri kimse çalamaz. Buna rağmen yapılan bazı değişiklikler sebebiyle gönüllere dönebilir. Fakat dönen gönüllerin tekrar bağlanması mümkündür.

3-► Gönüllerin kazanılması zahmetsiz olarak başkalarına geçer, çoğalır. Çünkü kalpler bir kimsede ilim, amel veya herhangi bir yönden olgunluk olduğuna inandıktan sonra diller devamlı olarak onu konuşur. O kimsenin adı, ağızdan ağıza dolaşır. Böylece adamın haberi olmadan ona başka gönüller de bağlanır. İnsan yaradılış itibariyle övülmeyi sever.

Çünkü ünü arttıkça ona bağlanan gönüller de artar. Ona saygı duyar, hürmet gösterirler. Bu durum başkalarına da bulaşır. Servet yerinde durmasına rağmen, mevki belirli bir yerde durmaz. Devamlı yükselme kaydeder. Şöhretler arasına giren bir adamın, serveti önemsiz sayışı bundandır.

İşte bunların hepsi, mevkinin mal üzerine tercih edilmesinin sebepleridir. Bunların açıklanması, mevkinin dünyaya tercih edilmesine yol açan sebeplerde çoğalır. İster mal, ister mevki olsun, ikisininde elde edilmesi de zordur. İnsan için en selametli yol, her ikisini de değersiz görüp bunlardan kaçınmak olmalıdır. Sadece yiyecek, içecek gibi mecburi ihtiyaçlarını temin edecek, faydası olanları kazanıp, faydasız ve zararlı olanları da defedecek kadar mal ve mevki sahibi olmak yeterlidir.

Böyle bir şey insanı adeta sevgilisine ulaştıran bir nesne olduğundan sevilir. Fakat fazlası zararlıdır. İnsanın öyle bir huyu ve yaratılışı vardır ki; bütün dünyanın servetine ve mevkisine sahip olmak ister.Bir vadi altını olsa iki vadi dolusu altını olmasını ister. Hiç gitmeyeceği, görmeyeceği yerlere kadar adının yayılmasını ve şöhretinin artmasını ister. Bundan kendisine bir fayda dokunmayacağını bildiği halde genede ister. Çünkü insanoğlu, yaradılışı itibariyle harisdir, gözü doymazdır.

Dünyaya da, ahirete de faydası olmayan bir sevgi peşinde koşmak, gafillikten başka bir şey değildir diyecek olursan, cevabımız şudur;

Evet, kuşkusuz dünyaya da ahirete de faydası olmayan bir sevgi peşinde koşmak gafilliktir. Ancak böyle bir sevgi, her kalp de vardır. Bu da iyi sebebe dayanır

Birinci Sebep: Herkesin Anlayabileceği,Görebileceği Sevgidir. Korku tehlikesini bertaraf etmektir. Çünkü korkaklar devamlı olarak kötü zanda bulunurlar. İnsanoğlunun her ne kadar bugün için yeterli serveti varsa da, o gene uzun emeller peşinde koşmaktadır.

Elindeki mal ve servetin biteceğinden veya yoksulluğa düşüp başkalarına muhtaç olacağından korkar. Böyle şeyler aklına gelince heyecana kapılır, kalbi atmaya başlar. Fazladan servet toplayarak kendini emniyet altına almak ister. Biri kaybolsa diğeri ile vaziyeti idare ederim diye kendini teselli etmeye çalışır.

Kendini düşünmesi, dünyayı sevip ona bağlanmasını, onu böyle düşüncelere sevk eder. Böyle sıkıntılı anlarda, malın çokluğu ile tatmin eder. Serveti sevmesi bundandır. Servetin belirli bir miktarı bu korkuyu gidermez. Bu kadar servet bana yetmez. Çünkü servet toplama hırsı sınırsızdır.

Nitekim Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor ki; Doymak bilmeyen iki haris vardır. Biri mal harisi, diğeri de ilim harisidir.

Cah’da, yani mevki de durum aynı, mal ve ilimde olduğu gibidir. O adının ta uzak diyarlarda yayılmasını ister. Çünkü herhangi bir sebeple kendi memleketinde itibardan düşerse, başka memleketlere gider veya başka memleketlerden kendi memleketine gelenler olur.

Böyle zamanlarda da mevki ve şöhreti ona büyük menfaatler sağlar. Bunlar, olan ve olması mümkün olan görülen şeyler olduğundan,uzak diyardaki insanların gönüllerini kendine bağlamayı tabi ki ister ve bundan büyük bir sevk duyar. Çünkü bununla geleceğini garanti altına alır.

İkinci Sebep: Böyle bir sevgidir ki bayağı insanlar bir tarafa, çok akıllı ve dahi insanların bile inceliğini kavrayamadıkları bir sevgidir. Çünkü bu sevgi insanın yaratılışının en gizli noktasında bulunur ki, bunu da ancak hikmet sahibi olanlar anlayabilir. Bu yüzden bu sebep diğerlerinden daha kuvvetlidir. Ruh, Allah’ın emrinde ve ilminde olan bir varlıktır.

Nitekim Yüce Allah buyuruyor ki; (Habibim) sana ruhtan sorarlar, de ki: Ruh Rabbimin bir emridir (İsra’85)

Rabbani oluşu, izahına izin verilmeyen keşif ilminin (hakikat ehline bilinmeyen alemin gizliliklerinin bildirilmesi) gizliliklerinden olması yönüyledir. Çünkü Resulüllah Efendimiz bunu açıklamamış ve açıklamaktan da kaçınmıştır

Senin ondan önce şunu bilmen gerekir. Senin kalbinin yeme, içme, giyme ve cinsi münasebet gibi hayvani vasıflara; dövme, zulmetme, öldürme gibi yırtıcı hayvanların vasıflarına; tuzak, aldatma, kışkırtma gibi şeytani vasıflara; kibirlenme, böbürlenme, mevki sahibi olma ve üstünlük taslama gibi Allah’a ait vasıflara bağlanma isteği vardır.

Çünkü kalp, açıklaması uzun zaman alan çeşitli köklerden meydana gelmiştir. Kalp de emri Rabbani bulunduğu için,yaratılış itibariyle, rububiyet sıfatlarına bağlanmayı sever. Rububiyet demek;olgunlukta bir olmak ve mevcudiyetinde serbestliktir. Kemal yani olgunluk; rububiyet vasıflarından olduğu için yaratılış itibariyle insan tarafından sevilir Kemal, mevcudiyette (oluşta) bir olmaktır. Çünkü oluşa ortak olmak eksikliktir. Misalen; Güneşin kemali, bir oluşundandır. Başka bir güneş daha olsaydı, güneşin kemali eksik olur, hatta düşerdi.

Ancak zatıyla tek olan yalnız Allah’tır. Ondan başka onunla beraber olan kimse yoktur. Beraber olmak, rütbede ortaklığı icab ettirir. Rütbede olan ortaklıkta kemalde yani olgunlukta eksikliği meydana getirir. Kamil; eşi benzeri,d engi bulunmayandır.

Kaynak: İmam Gazali / el-İhya / C:3 / bkz: 789-792

sponsor

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı