Namaz Gusül Kur'an Allah Tövbe Vesvese
DOLAR
8,6023
EURO
10,2687
ALTIN
493,11
BIST
1.410
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa
Mevzi Sağanak
30°C
Bursa
30°C
Mevzi Sağanak
Perşembe Mevzi Sağanak
30°C
Cuma Parçalı Bulutlu
31°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
32°C
Pazar Parçalı Bulutlu
31°C
SON DAKİKA
Farz ve Nafile İbadetlerin Önemi
Ben Sana Emretmişken Seni Secde Etmekten Alıkoyan Nedir?
Ezan-ı Muhammediye
Allah Var Diyorsun Ondan Sonra Yok Gibi Davranıyorsun
Hiç Ölmeyecekmiş Gibi Yaşıyorsunuz
Oğlum! Nasihat İstiyordun Al Sana Nasihat
Yetiş Ey Allah’ın Resulü Yıkılıyoruz
Allah Var Diyorsun Ama Yok Gibi Davranıyorsun
Ey İnsanlar…!
Verilen Sözü Yerine Getirmek
Kanaatkar Olmak yada İyilik Yaparım adına Dünya malı Toplamak. Sonuç mu?
Hz Ali’nin oğlu Hz Hasan’a Nasihatleri
Hz Ali’nin Güzel Bir Vaazı
Taharetsiz Namaz Kabul Olur mu?
Secdede Ayakların Yerden Kesilmesi Namaza Zarar Verir mi?
Vakti İyi Değerlendirmek
Çocuğun Anne Baba Üzerindeki Hakkı – Diyanet
Her Nefesin Kıymetini Bilmek
Sahi Ya Ne Oldu Bize?
Namaz Belirli Vakitlerde Müminlere Farz Kılınmıştır
Namaz Dinin Direğidir
Cinsel İlişki Hakkında Bilmeniz Gereken Hususlar
Cinsel İlişkiye Girmenin Amacı ve Gayesi
Namazda Allah’tan Habersiz Olmak
Kerahat Vaktinde Neden Namaz Kılınmaz?
Vakit Namazlarının Geciktirilmesi
Namazın Vacipleri Nelerdir?
Namazlardaki Rekat Sayıları Neden Farklı?
İşçi ve İşveren için Namaz Meselesi
Sahibini Kötülükten Alıkoymayan Namaz Hakkında; Bir Ayet Bir hadis İnceleme
Sorumluluk İsteyen Bir İbadet: Namaz
Kıldığın Namaz Sende Değişikliğe Sebep Olmuyorsa O Namaza Yeniden Başla
Seferi iken Kılınamayan Namazın Kazası Nasıl Yapılır?
Kaç Yaşına Kadar ve Namaz Kılmayan Çocuğun Günahı Kimedir?
Cemaatle Namaz Kılmak
Helal Haram Duyarlılığı Hakkında Vaaz & Diyanet
Kısaca Namazı Bozan Davranışlar & Diyanet
Hangi Vakitlerde Namaz Kılınmaz ve Sebepleri
Namaz Kılarken Her Rekatta Aynı Süreyi Okumak Caiz midir?
Namaz Kılarken Aklımıza Başka Şeyler Geliyorsa
Namaz Neye Benzer?
Namazı Vaktinde Kılmanın Önemi ve Gerekliliği
Uyuma ve Unutma Sebebiyle Kaçırılan Namazın Hükmü Nedir?
Namazı Dosdoğru Kılın Ayeti ve Tefsiri
Namazı Bozan Şeyler Nelerdir?
Namaz Kılan Birisini Güldürmek Günah Mıdır?
Namazın Sünnetleri Nelerdir?
İş Yerinde Namaz Kılamıyorum. Ne Yapmalıyım?
Namazda Tadil-i Erkanın Hükmü Nedir?
Namazı Huşu İçinde Kılmak
Fe Eyne Tezhebun (Bu Gidiş Nereye?)
Namaza Hazırlık Yapmak ve Şartları
Namaz Kılarken Nelere Dikkat Etmeliyiz?
Namazda Şeytandan Gelen Vesvese
Namaz Kılmanın ve Cemaatin Fazileti
Gözümün Nuru, Dinin Direği Namaz
Namaz Konusunda Gevşeklik ve Tembellik Göstermenin Bazı Sonuçları
Salih Bir Amel: Namaz
Hasta Olanlar Nasıl Namaz Kılınır?
Namazda Secdelerden Birisini Unutan Birisi Ne Yapmalı?

Masiyet Sahipleri, Allah’a Hakkı Olan Değeri Vermemişlerdir

İslam ve Kur'an adlı kardeş web sitemize ulaşmak için Tıklayınız

06.03.2020
0
A+
A-

Bu husus şunu açıkça ortaya koymaktadır:

Kulluk eden kişi, kulu olduğu varlığa tazim göstermekte, onu ilah bilip sevgi ile bağlanmakta ve boyun büküp huzurunda zelil olmaktadır. Rab Teala tazimin, yüceltmenin, ilah bilip sevgiyle bağlanmanın, huzurunda boynu bükük ve zelil olmanın en mükemmelini tek başına hak etmektedir. Bu yalnızca O’nun hakkıdır. Allah’ın hakkı olan bir şeyi başkasına vermek veya bu konuda Allah ile başka bir varlık arasında ortaklık kurmak -özellikle de ortak kılınan varlık Allah’kulu ve Onun hükümranlığı altında olan bir varlık iken- zulmün en çirkin şeklidir. Nitekim Allah Teala şöyle buyurmuştur:

► Allah size kendi dininizden bir temsil getirmektedir: Mülkiyetiniz altında bulunan köleler için de, size verdiğimiz rızıklardan  -birbirinizden çekindiğiniz gibi kendilerinden çekineceğiniz derecede sizinle eşit (haklara sahip)- ortaklarınız var mı? İşte Biz ayetlerimizi aklını kullanacak bir kavim için böylece açıklıyoruz (Rum Süresi 28. ayet)

Yani, herhangi bir insanın rızkına kölesinin ortak olmasına burun kıvırıyorsunuz da -Benim hakkımda- tek başıma sahip olduğum İlahlık konusunda -ki ilahlık özellikleri Benden başka bir varlığa yakışmaz iken ve Benim dışımdakiler için mümkün değilken- kullarım arasından bazı kimseleri Bana nasıl ortak koşabiliyorsunuz? Böyle bir iddiayı ileri süren kimse Bana gereğince değer vermemiş, Benim hakkıma gerektiği gibi tazim göstermemiş, tek başıma sahip olduğum özelliklerde Beni tek olarak kabul etmemiş demektir.

Allah’tan Başkasına Kulluk Etmeyin

Allah ile birlikte başka bir varlığa da kulluk eden kimse Allah’a gerektiği gibi değer vermemiştir. Nitekim Allah Teala şöyle buyurmuştur:

► Ey İnsanlar! Size bir örnek verildi. Şimdi ona iyi kulak verin. Sizin Allah’tan başka ibadet ettikleriniz bir sinek dahi yaratamazlar, hepsi bunun için toplansalar bile eğer sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan kurtaramazlar. İsteyen de aciz, kendisinden istenen de. Allah’ın kadrini gereği gibi bilemediler. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir (Hac Süresi 73-74. ayet)

Bir sinek kadar güçsüz ve küçük bir canlıya dahi gücü yetmeyen kimseler arasında Allah ile birlikte bir başka varlığın kulu olanlar Allah’a hak ettiği değeri vermemişlerdir. Böyle kimseler, sahip oldukları şeyden bir şeyleri kapıp götüren bir sineğin elinden kaptıklarını geri almaya dahi muktedir değildirler.

Allah Teala şöyle buyurmuştur:

► Allah’ın kadrini gereği gibi bilemediler. Yeryüzü kıyamet gününde bütünüyle Onun avucundadır. Göklerde Onun sağ eliyle dürülmüştür. O, onların ortak koştuklarından uzaktır, yücedir (Zümer Süresi 67. ayet)

Böyle bir şana, böyle bir azamete sahip olan varlığın kadrini; bu özelliğe sahip olmayan, bilakis en aciz ve en güçsüz durumda bulunan bir varlığı ortak koşan kimse, gereğince bilip takdir etmemiştir. Güçlü ve aziz olan Allah’a zayıf ve zelil olan bir varlığı ortak koşan kimse, Onun kadrini gereği gibi bilememiştir.

İnsanlara hiçbir Peygamber göndermemiş, hiçbir kitap indirmemiştir diyen ve yarattıklarını ihmal etmek, onları zayi etmek, başıboş bırakmak, bir hiç uğruna boş yere yaratmak gibi olmadık ve yakışmayacak şeyleri Ona nispet eden kimse de Allah’ın değerini gereği gibi takdir etmemiştir.

Esma-i Hüsna’nın ve yüce sıfatlarının hakikatini yok sayan, işitmesini, görmesini, iradesini, seçimini, yarattıkları üzerindeki yüceliğini, yarattıkları içinde dilediği varlıkla dilediği şekilde konuşmasını, genel anlamda ki kudretini, kudretinin kullarının itaat ve masiyet fiilleriyle alakasını kabul etmeyen, bu fiilleri Allah’ın kudreti, meşieti ve yaratması dışında kabul eden, Rabbin meşieti olmaksızın insanların kendileri için  diledikleri şeyi yarattıklarını söyleyen, dolayısıyla Allah’ın mülkü dahilinde Onun dilemediği şeylerin olduğunu, olmayacak şeyleri dilediğini (!) ifade eden kimse de Allah’ın değerini gereğince bilemmeiştir. Yüce Allah, mecusi inancı benzeri böyle söylemlerden çok yüedir.

Kulu; yapmadığı, gücünün yetmediği, üzerinde hiçbir etkisinin bulunmadığı şeyden ötürü cezalandırdığını, bunların zaten Rab (c.c) Tealanın kendi fili olduğunu , yani Allah Tealanın Kendi fiilinden, kulu mecbur kıldığı fiilden dolayı kulu cezalandırdığını, Allah’ın kulu mecbur kılmasının bir yaratılmışın diğer bir yaratılmışı mecbur kılmasından daha büyük bir şey olduğunu söyleyen kimsede, Allah’ın hakkını gereğince takdir etmemiştir.

Fıtratlarda ve akıllarda adeta nakşedilmişçesine yerleşmiş olana göre, bir efendinin, kölesini bir fiili işlemeye zorlaması veya o fiili işlemek zorunda bırakması, ardından da bu fiili işlediği için kölesini cezalandırması hoş olmayan bir durumdur. Adaletlilerin en adili, hakimlerin en hakimi, merhametlilerin en merhametlisi nasıl olur da kulun dahili, etkisi ve iradesi olmayan hatta kulun kendi fiili bile olmayan bir eylemiş işlemeye mecbur edip de bu eyleminden ötürü onu ebediyen cezalandırır? Yüce Allah bu tür şeylerden çok yücedir.

Bu görüşler mecusilerin görüşlerinden daha şerlidir. Her iki taife de Allah Tealanın hakkını gereği gibi bilememişlerdir.

Ayrıca Allah’ı kötü kokulardan, pis mekanlardan, ağza bile alınmaktan çekinilen ve istenmeyen yerlerden sakınmayıp aksine O’nu her yere dahil eden ama arzı üzerine istiva etmekten bile O’nu sakınan, –O’na ancak güzel sözler yükselir. Onları da Allah’a amel-i salih ulaştırır (Fatır 10), ve “Melekler ve Ruh O’na yükselir (Mearic 3), Allah gökten yere kadar her işi düzenleyip yönetir. Sonra… O’nun nezdine çıkar (Secde 5)”- yani Arşa istiva etmeyi O’na yakıştırmayan, ama sonra da insanın -hatta diğer canlıların dahi- burun büktüğü her türlü mekana Allah’ı dahil eden kimseler Allah’ın hakkını gereği gibi takdir edememişlerdir.

Muhabbetinin, rahmetinin, rıfkının, rızasının ve gazabının hakikatini kabul etmeyen kimse, Allah’ın hakkına gereken değeri vermemiştir.

Allah Tealanın fiiliyle hedeflediği övgüye şayan gayeler demek olan hikmetini kabul etmeyen kimse de O’nun hakkını gereğince takdir etmemiş demektir.

Yüce Allah’ın fiilinin hakikatini kabul etmeyen, O’nun zatıyla kaim hiçbir ihtiyarı fiili olmadığını söyleyen, bunun aksine fiillerinin kendisinden ayrı olduğunu ifade eden de O’nun hakkını gerektiği gibi takdir etmemiştir. Yani bu görüşü dile getiren kimseler Allah’ın gelme, Arşa istiva etme, Tur Dağı’nın sağ yanında Musa ile konuşma, kulları arasında bizzat hüküm vermek üzere gelme vb. fiillerinin ve kemal sıfatlarının hakikatini kabul etmezler. Buna rağmen Allah’ı hakkıyla takdir ettiklerini iddia ederler.

Yüce Allah’ın eşi ve çocuğu olduğunu kabul edenler veya yarattığı varlıklara hulul ettiğini yada şu varlık dünyasının aynısı olduğunu söyleyenler de Allah’ı gereği gibi takdir edememişlerdir.

Resulüllah (s.a.v)’in ve ehl-i beytinin düşmanlarını yücelttiği, onların her yana nam salmalarını sağladığını, hükümdarlığı, halifeliği ve izzeti onlara verdiğini, bunun yanında Resulüllah (s.a.v)’in ve ehl-i beytinin dostlarını gözden düşürdüğünü, küçümsediğini, zelil kıldığını ve nerede olurlarsa olsunlar onlara zilleti yakıştırdığını söyleyen kimse de Allah’ı gerektiği gibi takdir etmemiştir. Bu görüş Rab Tealanın saygınlığına ileri derecede halel getirmektedir ki Allah, Rafizilerin bu görüşlerinden çok yücedir.

Bu söylem, Yahudilerin ve Hristiyanların alemlerin Rabbi hakkında söyledikleri şu sözden türemiştir: Allah zalim bir hükümdar göndermiştir. Bu hükümdar, peygamber olduğunu ileri sürmüş ve Allah hakkında türlü yalan söylemiştir. “Allah şöyle söyledi…. Allah şunu emretti…. Şunu yasakladı” diyerek uzun bir süre yönetimde kalmış, Allah’ın nebilerinin ve Resullerinin şeriatlarının hükmünü kaldırıp kendine tabi olanların kanlarını, mallarını ve hanımların mübah saymıştır. Bunları kendisine Allah’ın mübah kıldığını, Rab Tealanın kendisini desteklediğini, kendisini galip kılacağını, yücelteceğini, güç bahşedeceğini, dualarını kabul edeceğini, muhaliflerine karşı iktidar bahşedeceğini, doğruluğuna dair delil ikamet edeceğini, düşmanlık eden herkese karşı mutlaka galip getireceğini ve sözü, fiili ve takririyle kendisini tasdik edeceğini, doğruluğunu gösteren delilleri yavaş yavaş ortaya koyacağını söylemiştir.

Malumdur ki böyle bir söylem Rab Teala hakkında, O’nun ilmi, hikmeti, rahmeti ve rabliği hakkında çok çirkin bir karalama ve ta’n içermektedir. Allah Teala inkarcıların sözlerinden çok yücedir.

Bunların söylemleriyle kardeşleri olan rafizilerin söylemlerini bir karşılaştırın. İki söylemin, şairin şu sözlerle anlatmaya çalıştığına benzediğini göreceksiniz:

∟ Yemin etti aynı anadan süt emmiş iki kişi,

∟ Ayrılmayız ebediyen deyip bir gecede, karanlık ve zifiri

Veli kullarına, göz açıp kapama süresi kadar dahi olsa Kendisine isyan etmemiş olan kimselere azap etmesi ve onları cehenneme sokması, düşmanlarını, Kendisine göz açıp kapama süresi kadar dahi olsa iman etmemiş olanları cennete sokması mümkündür diyen ve bu iki durumun da Allah için eşit seviyede olduğunu, mutlak haberin buna aykırı olarak geldiğini söyleyen ve sözü edilen durumu hikmetine ve adaletine muhalif olduğundan değil, bu haberden ötürü imkan dışı gördük diyen kimseler Allah Tealanın kadrini gereğince bilmiş değillerdir.

Allah Teala böyle bir şeyi Kendisi için mümkün gören kimseye şiddetle karşı çıkmış ve böyle bir kimse hakkında en kötü hükmü vermiştir: “Göğü, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere yaratmadık. Bu, inkar edenlerin zannıdır. Vay o inkar edenlerin ateşteki haline! Yoksa Biz, iman edip de salih amel işleyenleri, yeryüzünde bozgunculuk yapanlar gibi mi tutacağız? Veya (Allah’tan) korkanları yoldan çıkanlar gibi ssayacağız? (Sad 27-28)”

Yoksa kötülük işleyenler ölümlerinde ve sağlıklarında kendilerini, inanıp salih amel işleyen kimseler ile bir mi tutacağımızı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar? Allah, gökleri ve yeri yerli yerince yaratmıştır. Böylece herkes kazancına göre karşılık görür. Onlara haksızlık edilmez (Casiye 21-22)

Öyle ya, (Allah’a) teslimiyet gösterenler, (O) günahkarlar gibi tutar mıyız hiç? Size ne oluyor? Ne biçim hüküm veriyorsunuz (Kalem 35-36)

Ölülere can vermeyeceği, kabirlerde olanları tekrar diriltmeyeceği, iyilik sahibi iyiliği ile mükafatlandıracağı, kötülük sahibi olanı da kötülüğü ile cezalandıracağı, mazlumun hakkını zalimden alacağı, Kendisinin uğruna, rızasına nail olmak için bu dünya hakkında türlü meşakkatlere katlananlara en üstün ikramlarda bulunacağı, hakkında ihtilaf ettikleri şeyleri kendilerine beyan edeceği, kafirlere yalancı olduklarını bildireceği gün için yarattığı varlıkları bir ara toplayamayacağını ileri sürenler Allah’ın değerini gereğince bilememişlerdir.

Emrini basite alıp isyan eden, yasaklarını önemsemeyip işleyen, hakkını küçümseyip zayi eden, zikrinin önemine aldırmayıp ihmal eden, kalbi Allah’a karşı gaflet içinde olan, Rabbinin rızasını kazanmak yerine nefsinin arzularını yeğleyen, yaratılmışa itaati Allah’a itaatten daha önemli gören kimse Allah’ın değerini hakkını bilememiştir.

Böyle bir kimsenin kalbinde ve amelinde Allah (c.c) fazlalık; Onun dışındakiler ise -önemli olduklarından- daha önceliklidir. Allah’ın kendisine nazar etmesini ve haline muttali olmasını, Onun avucunda olduğu, perçemleri Onun elinde bulunduğu halde, basite alır. Yaratılmışların kendisine yönelik bakışlarını, kendisinden haberdar olmalarını ise tüm kalbiyle, tüm uzuvlarıyla önemli görür. İnsanlardan utanır ama Allah’tan haya etmez. İnsanlardan korkup çekinir ama Allah’tan korkmaz. İnsanlara gücünün yettiği en iyi şekilde muamele eder, insanlar içinde sevgi duyduğu birinin hizmetinde bulunacaksa ciddiyet, çalışkanlık ve samimiyet içinde hareket eder. Tüm kalbiyle, tüm uzuvlarıyla hizmete odaklanır. Onu bir çok şahsi çıkarından önde tuta. O kadar ki -kaderinde yardımıyla- Rabbinin hakkını yerine getirecek olsa, kendisi gibi yaratılmış olan birinin dahi razı olmayacağı bir tarzda o hakkı yerine getirir. Bu maksatla malından harcama yapacak olsa, kendisi gibi bir yaratılmışın dahi haya edeceği şeyi sarf eder.

Böyle bir halde olan kimse Allah’ın değerini gereğince bilebilmiş midir?

Sırf Ona ait olan yüceltme, tazim, itaat, huzurunda aciz olmak, boyun bükmek, korkmak, ümit beslemek gibi fiiller bakımından Allah ile düşmanı arasında ortaklık kuran kimse Allah’ın değerini gereğince bilmiş midir?

Yaratılmışlar içinde ona en yakın olan varlığı Allah,’a ortak koşmuş olsaydı, bu bile cüretkar bir tutum ve sadece Allah’a ait olan bir hakkın gaspedilmesi olurdu. Allah Teala basite alınmış: Onunla başka bir varlık arasında yalnızca Allah’a yaraşan, yalnızca Onun için mümkün olan bir konuda ortalık kurulmuş olurdu. Hal böyleyken Allah’ın en sevmediği, Onun nazarında en değersiz, gazaba en fazla müstehak ve hakiki düşman olan varlığın Allah’a ortak tutulması kim bilir nasıldır?

Şeytana İbadet ve Kulluk Etmek

Yüce Allah’tan başkasına kulluk eden kimse, şeytandan başkasına kul olmamıştır. Nitekim Allah şöyle buyurmuştur: “Ey ademoğulları! Ben, size, şeytana kulluk etmeyin. Çünkü o sizin için apaçık  düşmandır. Bana kulluk edin. İşte bu dosdoğru yoldur. Diye emretmedim mi? (Yasin 60-61)

Müşrikler, kendi iddialarınca, meleklere kulluk ederlerken bu kulluk, aslında şeytana yönelik yapılmış olmaktadır. Zira Allah Teala şöyle buyurmuştur: O gün Allah, onların hepsini toplayacak; sonra meleklere, Size tapanlar bunlar mıydı? diyecek. (Melekler de) Sen yücesin, bizim dostumuz onlar değil Sensin. Belki onlar cinlere tapıyorlardı. Çoğu onlara inanmıştı diyecekler (Sebe 40-41). Yani şeytan, müşrik kimseyi, kendisine kulluk etmeye çağırarak o kimsede kendisinin melek olduğu imajını uyandırmaktadır.

Güneş doğarken ve Batarken Secde Edilmesinin Yasaklanmasının Sebebi

Güneşe, aya, yıldızlara, gezegenlere tapanlar da -aynı şekilde- o gezegenlerin ruhaniyetine ibadet ettiklerini, onların kendileriyle konuştuklarını, ihtiyaçlarını giderdiklerini(!) ileri sürerler. Bu nedenle güneş doğduğu zaman şeytan güneşten ayrılmaz ve kafir güneşe secde ettiğinde bu secdesi aslında şeytana yapılmış olur. Güneşin batışı esnasında da aynı hadise gerçekleşir.

Mesih (a.s)’a ve annesine kulluk eden de onlara değil aslında şeytana kulluk etmektedirler; ama ona ve annesine ibadet edilmesini emreden, bu ibadete rıza gösteren ve böyle bir emri kendilerine veren kimseye kulluk ettiğini zannederler. Bu emri veren ve bu ibadete razı olan, aslında Allah’ın kulu ve elçisi olan Mesih (s.a) değil şeytandır. Bütün bunlar Allah Tealanın şu ayetinin kapsamındadır: Ey Ademoğulları! Ben, size, Şeytana kulluk etmeyin. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır. Bana kulluk edin. İşte bu dosdoğru yoldur diye emretmedim mi? (Yasin 60-61)

Ademoğullarından herhangi bir kimse Allah dışındaki bir varlığa -hangi varlık olursa olsun- kulluk ederse, bu kulluğu / ibadeti, mutlak surette şeytan için yapılmış olur. Kulluk yapan, mabuduna kul olma maksadını elde ederken; mabudu da kendisinin tazim edilmesi, Allah’a ortak koşulması hususundaki hedefine erişmiş olur ki zaten şeytanın memnuniyetinin varacağı son nokta budur. Bu hususta Allah Teala şöyle buyurmuştur: Allah, onların hepsini birden bir araya topladığı gün, Ey cinler (şeytanlar) topluluğu! Siz insanlarla çok uğraştınız der. Onların, insanlardan olan dostları ise, Ey Rabbimiz! (Biz) birbirimizden yararlandık ve bize verdiğin sürenin sonuna ulaştık derler. Allah da buyurur ki: Allah’ın dilediği hariç, içinde bedi kalacağınız yer ateştir. Şüphesiz Rabbin hikmet sahibidir, bilendir (En’am 128)

Bu ayeti kerime, şirkin Allah katında büyük günahların en büyüğü olmasının, tevbe etmeksizin bağışlanmamasının, azap içinde ebedi kalmaya neden olmasının sebebi olan sırra işaret ettiği gibi şirkin haramlığının ve çirkinliğinin sadece yasaklanmış olmasına dayanmadığına, Allah Tealanın Kendisinden başka bir ilaha kulluk edilmesini meşru kılmasının imkansız olduğuna, kemal sıfatlarına, celal özelliklerine aykırı hallerin de Kendisi için imkan dışı olduğuna dair de hoş bir işarettir.

Rablik, ilahlık, azamet ve celal özelliklerine tek başına sahip olan Zatın bu özellikleri konusunda Kendisiyle ortak olunmasına izin vermesi, rıza göstermesi nasıl düşünülebilir? Allah böyle bir şeyden çok çok yücedir.

Kaynak: İbnu’l Kayyım el-Cevziyye / ed-Dua ve’d Deva (Kalbin İlacı) / bkz: 289-298

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.