Kürsüden Gönüllere Vaazlar
Trend

Münafıklık Nedir Kime Denir Ve Çeşitleri Nelerdir

sponsor

Münafıklık, kişinin farkında olmadan kendisiyle dopdolu olabileceği gizli bir hastalıktır. Münafıklık, insanlara gizli kalan bir durumdur. Hatta çoğunlukla münafığın kendisi de bu durumunu bilmez, fesatcı olduğu halde salih bir kimse olduğunu iddia eder.

Münafıklık iki çeşittir ki bunlar;

1-► Büyük Münafıklık
2-► Küçük Münafıklık

Büyük münafıklık -ki cehennemin en alt katında ebedi olarak kalmayı gerektirir- kişinin içinde bulundurmadığı ve yalancı olduğu halde, Müslümanların yüzüne karşı Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve ahiret gününe iman ettiğini söylemesidir. Gerçekte ise Allah’ın bir insana vahiy gönderip kitap indirmediğine, O’nun kendilerine doğru yolu göstermesi, gazabından sakındırıp azabıyla korkutması için diğer insanlara peygamber olarak gönderdiğine inanmaz.

Yüce Allah Kur’an’da, münafıkların üzerlerinde ki perdeyi kaldırmış, onların içlerindeki sırları açığa vurmuştur. Onlara ve münafıklığa karşı dikkatli olmaları için bu konuda kullarını ikaz etmiştir. Bakara süresinin başında insanları mümin, kafir ve münafıklar olarak üç grup halinde zikretmiş, müminlere dört ayet, kafirlere iki ayet tahsis etmiştir.

Münafıklara gelince sayıca çok oldukları, İslam ve Müslümanlar için taşıdıkları fitnenin büyüklüğü sebebiyle onlar hakkında on üç ayet indirmiştir. Münafıklar İslam için son derece büyük bir musibettir. Çünkü görünüş itibariyle Müslümandırlar, İslam’a yardımcı ve dostturlar. Halbuki gerçekte ona düşmandırlar. Onlar, bilmeyen birinin ilim ve iyilik zannettiği, fakat aslında son derece bilgisiz ve bozgunculuk olan her şekli ve tavırla ve her fırsatta düşmanlıklarını ortaya koyarlar.

Bunlar İslam’ın nice hisarlarını yıkmışlar, nice kalelerini yerle bir etmişler, nice dalgalanan bayraklarını yırtmış, nice sancaklarını indirmişlerdir. Koparsınlar diye nice İslam fidanının köküne şüphe darbeleri indirmiş, kesip gömsünler diye kendi görüşleriyle onun gözlerini kör etmiş, kaynağını, kökünü kurutmuşlardır.

İslam ve Müslümanlar, asr-ı saadetten bu yana onlardan zarar görmekte, İslam toprakları peş peşe onların şüphe ve fitnelerine maruz kalmaktadır. Onlar ise kendilerinin düzeltici olduklarını iddia etmektedirler. ‘Halbuki onlar ortalığı bozanlardır; fakat anlamazlar (Bakara-12)’. ‘Ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek isterler.Oysa kafirlerin hoşuna gitmese de Allah nurunu tamamlayacaktır (Saf-8)’

Bunlar vahyi terk etmek konusunda sözbirliği etmişlerdir. Bununla hidayet bulmamakta ısrarlıdırlar. ‘İşlerini kendi aralarında bölüştürüp dağıtmışlardır. Her grup kendi yanındakiyle sevinmektedir (Mü’minun-53)’. ‘Aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar (En’am-112)’. ‘Böylece Kur’an-ı terk edilmiş olarak bırakmışlardır (Furkan-30)’

Kalplerindeki imanın izleri artık silinmiştir ama bunu fark etmezler; temelleri sarsılmıştır ama onarmaya çalışmazlar. İmanlarının parlaklığı sönmüştür lakin bunu yakmaya gayret etmezler.

İman güneşi düşünce ve görüşlerinin karanlığıyla tutulmuş, örtülmüştür; onu görmezler. Onlar Allah’ın peygamberiyle gönderdiği yolu kabul etmemiş, onunla şereflenmemiş, onu bırakıp kendi görüş ve akıllarına yönelmekte herhangi bir beis görmemişlerdir. Vahiy metinlerini hakikat tahtından indirmiş, onun kesin bilgi görevine son vermişlerdir. Ona karşı batıl tevil saldırıları düzenlenmişler, ona birbiri peşinden tuzaklar kurmuşlardır. Onlara gelen vahiy bir misafirin ahlaksız bir aileye konuk olması gibidir. Onu layık olmadığı bir şekilde, acı içinde ve kaçamak bir şekilde uzaktan karşılamışlardır.

Münafıklar;

Kur’an ve sünnet nasslarını günümüzde hafif durumuna düşürdüler: Paraların üstünde onun ismi yazılıdır, hutbelerde onun adı okunur, ama hakimiyet başkasının elindedir, onun ise hiçbir hükümranlığı yoktur, sözü de geçerli değildir. Onlar sapıklık, hüsran, hile ve küfür kalbinin üzerine, iman elbisesi giydirmişlerdir. Dış görünüşleri Ensar, içleri ise kafirlerden yanadır. Dilleri dost dili, ama kalpleri savaş eden düşman kalbidir.

‘Allah’a ve ahiret gününe inandık’ derler ‘Ama mü’min değildirler (Bakara-8)’

Münafıkların sermayesi hile ve aldatmadır. Malları ise yalan ve karıştırmadır. Geçim yolları da her iki tarafı memnun etmek, onların arasında güvenlikte olmaktır. ‘Onlar Allah’ı ve iman edenleri aldattıklarını sanırlar. Oysa ancak kendilerini aldatırlar da farkında bile olmazlar (Bakara-9)’

Şüphe ve şehvet hastalıkları kalplerine zarar vere vere helak etmiştir. Kötü maksatlar irade ve niyetlerine hakim olmuş ve onları bozmuştur. Onlar o derece bozulmuşlardır ki helak olma noktasına gelmişler, tabiblerin onları tedavi etmek imkan ve ihtimali kalmamıştır. ‘Kalplerinde hastalık vardır. Allah da onların bu hastalığını çoğaltmıştır. Söylemekte oldukları yalanlar sebebiyle de onlar için elim bir azap vardır (Bakara-10)’

Onların şüphe pençeleri kimin iman levhasına ilişmişse onu paramparça etmiştir. Fitne kıvılcımları kimin kalbine sıçradıysa onu yakıcı azaba düçar etmiştir. Aldatıcı şüpheleri kimin kalbine sıçradıysa onu yakıcı azaba düçar etmiştir. Aldatıcı şüpheleri kimin kulağına gelmişse kalbinin dini hükümleri tasdikine mani olmuştur. Onların yeryüzündeki bozgunculukları pek çoktur. Ama çoğu insanlar onlardan habersizdirler. ‘Kendilerine yeryüzünde fesat çıkarmayın denildiği zaman, biz ancak ıslah edicileriz, derler. Kesin olan şudur ki onlar ancak kötülük yayan bozgunculardır. Fakat onu fark etmezler (Bakara’11-12)’

Onlara göre Kur’an ve sünnete tabi olan mümin şekilci (zahiri) ve akıldan nasibi olmayan kimsedir. Nassa bağlı kalan kimse ise cilt cilt kitap taşıyan merkep gibidir. Onun tek işlevi nakilleri taşımaktan ibarettir. Onlara göre vahiy taşıyan tüccarın malı değersizdir, makbul değildir; vahye tabi olanlar ise akılsız ve ahmak kimselerdir. Kendi aralarında tek başlarına kaldıklarında onlarla alay ederler. ‘Onlara insanların iman ettikleri gibi siz de iman ediniz, denildiği vakit,

‘Biz hiç akılsızların iman ettikleri gibi iman eder miyiz’ derler. Biliniz ki akılsız ve ahmak olanlar yalnız kendileridir. Fakat bunu bilmezler (Bakara-13)’

Onların her birinin iki ayrı yüzü vardır; biriyle müminlere, diğeriyle ise inkarcı kardeşlerine bakarlar. İki ayrı dilleri vardır; birini Müslümanlara karşı yapmacık bir şekilde kullanır, öbürünü içinde sakladıkları sırlarına bırakırlar. ‘Müminlerle karşılaştıkları vakit, biz de iman ettik derler. Halbuki kendilrrini saptıran şeytanları ile baş başa kaldıklarında ise, biz sizinle beraberiz, biz ancak onlarla alay ediyoruz derler (Bakara-14)’

Tabilerini küçümseyip alaya alarak Kur’an ve sünnetten yüz çevirirler. Şımarıklık ve böbürlenmeden başka hiçbir işe yaramayan bilgilerine aldanarak vahyin hükmüne boyun eğmezler. Onları daima vahiyle alay eder halde görürsün. ‘Gerçekte Allah onlarla alay eder, azgınlıklarında onlara mühlet verir, bu yüzden onlar bir müddet başıboş dolaşırlar (Bakara’15)’

Münafıklar karanlıklar denizinde gizlice ticaret yapmaya çıkmışlar, şüphe gemilerine binmişlerdir. Şüpheler onları hayal dalgalarına bırakmış, gemileri fırtınaya tutulmuş ve sonunda denizin dibini boylamışlardır. ‘Onlar hidayete karşılık dalaleti satın almışlardır. Fakat ticaretleri kazanç getirmemiş ve doğruyu da bulamamışlardır (Bakara’16)’

Onların kalp kulakları ağır şekilde sağırlaşmiştir. Iman çağrısını duymazlar. Basiret gözlerinde körlük perdesi vardır; Kur’an hakikatlerini görmezler. Dillerinde hakka karşı söylemezlik vardır; onu ifade etmezler. “Onlar sağır, dilsiz ve kördürler. Onlar geri dönmezler. (Bakara, 18)

Münafıkların Kur’an ve sünnette bildirilen, bazı ayırt edici vasıfları ve alametleri vardır. iman sahipleri o alametleri tanırlar. Birinci alametleri riyakarlıktır.

Riya insanın başına gelecek en kötü hallerden biridir. İkinci alamet ise Allah’in emirlerine karşı tembel olmalarıdır. “Namaza kalktıkları zaman üşenerek kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, Allah’ı da pek az hatıra getirirler.” (Nisa, 142), samimi olmak onlara çok ağır gelir

Münafıklar iki sürü arasında kalmış kararsız koyun gibidirler. Bir o sürüye geçerler birdiğer sürüye. Hiçbir tarafta daimi kalmazlar. Sürekli iki taraf arasında dururlar, hep hangisinin daha güçlü ve ikballi olduğunu gözetlerler. “Onların arasında bocalayıp dururlar; ne onlara, ne de bunlara bağlanırlar, Allah şaşırttığı kimseye artık asla bir çıkar yol bulamazsın (Nisa, 143)

Münafıklar Kur’an ve sünnete uyanları gözetlerler. Eğer Allah onlara bir fetih müyesser kılacak olsa “Biz sizinle beraberiz” derler ve bu hususta bütün güçleriyle yeminler ederler. Şayet Müslümanların düşmanları galip gelecek olsa bu kez onların safına geçer, “Siz de biliyorsunuz ki biz sizinle öz kardeşleriz, yakin akrabayız” derler. Onları tanımak mı istiyorsunuz?

Kur’an’ı dinleyiniz. O size yeterli bilgi verecektir. “Münafıklar sizi gözetleyip dururlar; eğer size Allah’tan bir zafer nasip olursa, ‘Sizinle beraber değil miydik?’, derler. Kafirlerin zaferden bir nasipleri olursa bu sefer de onlara, “Sizi müminlerden korumadık mı?’, derler. Artık Allah kıyamet gününde aranızda hükmedecektir ve kafirler için müminler aleyhine asla bir yol vermeyecektir.” (Nisa, 141)

Tatlı dilleri ve güzel konuşmalarından dolayı, yalan olmasına rağmen Allah’a yemin etmeleri sebebiyle sözleri daima beğenilir. Hak, söz konusu olunca uyur batıl, olduğunda ise dimdik ayakta dururlar. Yüce Allah Kur’an’da onların bu halini şöyle tasvir eder: ‘İnsanların öyleleri vardır ki dünya hayatı hakkında söyledikleri senin hoşuna gider. Hatta böyleleri söylediklerinin kalpten geldiğine Allah’ı şahit tutarlar. Halbuki onlar hasımların en yamanıdırlar (Bakara, 204)

Münafıkların kendi tabilerine salık verdikleri şeyler insanlar ve memleketlere felaket getirir. Halkı dünya ve ahirette kendi menfaatlerine olan şeylerden uzaklaştırmaya çalışırlar. Bir yandan, namaz, zikir, takva ve ictihat söz konusu olunca müminlerden ayrılmazlar. Öte yandan dönüp gittiler mi, yeryüzünde insanlar arasında bozgunculuk yapmak, ekinleri tahrip edip nesilleri bozmak için koşarlar. ‘Allah ise bozguncuları sevmez (Bakara’205)’

Bunların hepsi de birbirine benzerler. Kötülüğü işler ve tavsiye ederler, iyilik yapmaz ve ondan men ederler. Allah yolunda mal harcamak hususunda cimri davranırlar. Allah defalarca onlara nimetlerini hatırlatmış, onlar ise onu anmaktan yüz çevirmiş ve onu unutmuşlardır. Sakınsınlar diye onların durumlarını kullarına kaç kez bildirmiştir? O halde şu ayeti bir kez daha dinleyelim: “Münafık erkekler ve münafık kadınlar sizden değil, birbirlerindendir. Çünkü onlar kötülüğü emreder, iyilikten alıkoyarlar ve onlar ellerini sıkı tutarlar, Allah için harcamak hususunda cimrilik gösterirler. Onlar Allah’ unuttular, Allah da onları unuttu. Çünkü münafıklar fasıklarn ta kendileridir.” (Tevbe, 67)’

Münafklar, akıl ve dinleri noktasinda hasar gördükten sonra nasil felah bulup hidayete ersinler? İman vererek küfür satın almışlarken, dalalet ve alçaklıktan nasıl kurtulsunlar? Onların bu karsız ticaretleri ne kadar da zararlı bir ticarettir. Mühürlü saf içkiyi almayıp onun yerine ateşi almışlardır. “Elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir felaket gelince nasıl hemen sana gelirler de biz yalnızca iyilik etmek ve arayı bulmak istedik diye Allah’a yemin ederler.” (Nisa,62)’ Şekk ve şüphe zakkumu onların kalplerinde kök salmıştır; ondan kurtulamazlar. ‘Onlar, Allah’ın kalplerindekini bildiği kimselerdir. Onlara aldırma, kendilerine öğüt ver ve onlara, kendileri hakkında tesirli söz söyle.” (Nisa, 63)

Yok olasılar, iman hakikatinden ne kadar da uzaktırlar! Hakikat ve marifet iddialarında ne kadar yalancıdırlar. Onların dünyaları başka, Hz. Peygamber tabi olanların dünyaları başkadır. Cenab-ı Allah Kur’an’ında mukaddes zatına büyük yemin etmiştir. Basiret sahipleri bunun sebep ve muhtevasını bilirler. Onun için de kalpleri o hususta Allah’a olan tazim ve ihtiraslarından dolayı son derece hassastır. Yüce Allah, dostlarını sakındırmak, munafıklarin hallerini anlatıp uyarmak için şöyle diyor: “Hayır! Rabbine and olsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar.” (Nisa, 65)

Munafıklar henüz kendilerinden istenmeden, sözlerinin ta başında yemin ederler. Çünkü müminlerin kendilerine güvenmediklerini bilirler. Kendileri hakkındaki kötü kanaatten, yalanlarının ortaya çıkmasından kurtulmak için yemini alet ederler. Bu imansızlar, yalan söylerler, sonra duyanların kendilerinin doğru söylediklerine inanmaları için de yemin ederler. “Yeminlerini kalkan yapıp insanları Allah’in yolundan saptırırlar. Onların yaptıkları ne kötüdür…” (Münafikun, 2)

Helak olasıcalar! Önce iman kafilesiyle birlikte harekete geçtiler. Sonra yolun uzunluğunu ve ne kadar meşakkatli olduğunu görünce geri döndüler. Evlerinde tatlı bir hayat sürüp huzur bulacaklarını sandılar. Fakat ne öyle hayat sürdüler, ne de o gaflet uykusundan bir yarar gördüler. Çok geçmeden aç halde sofradan kalktılar. Artık hesap günündeki hallerini siz düşünün. Onlar bildikleri halde inkar ettiler; hakkı ayan beyan gördükten sonra gözlerini yumdular. “Bunun sebebi, onların önce iman edip sonra inkar etmeleridir. Bu yüzden kalpleri mühürlenmiştir. Artık onlar hiç anlamazlar.” (Münafikûn, 3)

Münafıklar, insanlar in en güzel yapılısı,en tatlı dillisi, en nazik konuşanı fakat en bozuk kalpli olanlarıdır

Onlar meyvesiz, yerinden koparılıp oradan geçenler çiğnemesin diye bir duvara yaslanmış olan kütükler gibidirler. ‘Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider. Konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Onlar sanki elbise giydirilmiş kütüklerdir. Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar. Onlar düşmandır, onlardan sakın. Allah onları kahretsin. Nasıl olup da döndürülüyorlar (Münafikun’4)’

Münafıklar namazı ölü vaktine” kader tehir ederler. Sabah namazını güneş doğarken, ikindi namazını da güneş batarken kılarlar. Namazı karganın yemi gagaladığı gibi çabuk çabuk kılarlar. Çünkü onlar kalpleriyle değil sadece bedenleriyle namaz kılarlar, peşindeki takipçilerin etkiisyle sağı solu kollayan bir tilkinin kollaması gibi etrafı gözetirler.

Cemaate katılmazlar. Namazlarını ya evlerinde yahut da dükkanlarında kılarlar. Birine kızsalar aşırı gider, biriyle antlaşma yapsalar bozar, bir haber verseler yalan söyler, söz verseler cayar ve kendilerine bir emanet bırakılsa ona hıyanet ederler. Yaratılana böyle, yaratana da bu tarzda muamele ederler. Onların bu vasıflarını Mutaffifün Süresinin başı ile Tarik Süresi’nin sonu açık-seçik anlatır. Onları Allah’tan daha doğru kim tavsif edebilir: “Ey Peygamber! Kafirlere ve münafıklara karşı cihat et, onlara karşı sert davran. Onların varacaklar yer cehennemdir. O varılacak ne kötü bir varış yeridir.” (Tevbe, 73)

Ne gariptir ki onlar az fakat çoğunluktadırlar; zayıf ama güçlüdürler; bilgiç ama cahildirler. “Onlar Allah’ın büyüklüğünü bilmedikleri için büyük bir aldanma içindedirler. Onlar mutlaka sizden olduklarına dair Allah’a yemin ederler. Halbuki onlar sizden değillerdir , fakat onlar kılıçlarınızdan korkan bir toplumdur (Tevbe’56)’

Müslümanlara sağlık ve zafer nasip olacak olsa bu, münafıkları üzer, günahlarına kefaret olacak bir musibet olsa veya kötülüğe müptela olsalar bu, onları sevindirir ve mutlu eder. Bu hal münafıkların ve müminlerin karakterlerini gayet açık bir şekilde ortaya koyan bir husustur. Örnek aldığı şahsiyet peygamber olanla, örneği münafık olanlar elbette bir olamazlar.

Nitekim Kur’an-ı Kerim bu hususu şöylece dile getirmektedir:

“Eğer sana bir iyilik (zafer ve ganimet) erişirse (hasetlerinden dolay) onların fenasına gider. Ve eğer sana bir musibet gelirse: Biz (savaşa girmemekle) önceden işimizi (sağlama) aldık, derler ve sevinç içinde dönüp giderler. De ki: Bize, Allah’ın yazdığından başka bir şey asla erişmez. O bizim sahibimizdir. Onun için müminler yalnız Allah’a dayanıp güvensinler. (Tevbe, 50-51)

Keza Cenab-ı Allah bu iki grubun durumunu ve kalplerinde paklık bulunanlar saptırmasıyla yerinden oynatılamayacak gerçeği şöyle dile getiriyor: ‘Size bir iyilik dokunursa bu onları tasalandırır, size bir kötülük dokunursa ondan ötürü sevinirler. Eğer sabreder Allah’tan korkarsanız onların hilesi size hiçbir zarar veremez. Şüphesiz Allah onların yaptıklarını kuşatmıştır (Al-i İmran’120)’

Allah münafıkların kalbinin bozukluğu ve niyetlerinin kötülüğü sebebiyle onların itaatlerinden hoşlanmamış, bu hususta onlara fırsat vermemiştir. O’nun düşmanlarından yana oldukları için kendisine yakın olmalarını istememiş onları kovarak rahmetinden uzaklaştırmıştır. Allah’ın vahyinden yüz çevirmişler Allah da onlardan yüz çevirmiş, onları mutsuz etmiş, mutlu kılmamıştır. Artık tevbe etmedikleri sürece kurtulmaları umulmayacak tarzda onları adaletli bir şekilde yargılamıştır. “Eğer onlar (savaşa) çıkmak isteselerdi elbette bir hazırlık yaparlardı. Fakat Allah onların davranışlarını çirkin gördü ve onları (böyle cihad gibi güzel bir amelden geri koydu, onlara, oturanlarla (kadın ve çocuklarla) beraber oturun, denildi.” (Tevbe, 46) buyrulmuştur.

Cenab-ı Allah münâfıkları kendisine itaatten alıkoymasını ve onları kapısından kovup uzaklaştırmasının hikmetini anlatıp bu mu<melesinin dostlarına karşı bir lütuf ve onların mutluluğu için olduğunu bildirerek şöyle buyurmuştur:

“Eğer içinizde (onlar da savaşa) çıksalardı, size bozgunculuktan başka bir katkıları olmazdı ve aranızda mutlaka fitne çıkarmak peşinde koşarlardı. Halbuki içinizde de onlara kulak verecekler vardır. (Bunlara kuşkulandırıp büyük bir fitne çıkarabilirlerdi) Allah zalimleri gayet iyi bilir.” (Tevbe, 47)

Münafıklar, nifak sırrını gizlerler. Ama Allah onların nifaklarını yüz hatlarından ve dil sürçmelerinde ortaya çıkarır ve onlara öyle bir sima verir ki, iman ve basiret sahiplerine hiç de gizli kalmaz. Onlar sanırlar ki, küfürlerini gizleyip kendilerini mümin gösterince sarraf ve kuyumculardan emin olacaklar. Fakat ne mümkün?

Basiret sahibi, kalp parayı hakikisinden, hakkı batıldan ayıran Allah, onların gerçek yüzlerini ortaya koymuştur: ‘Kalplerinde hastalık bulunanlar, yoksa Allah’ın, kendilerinin müminlere besledikleri kinlerini ortaya çıkarmayacağını mu sandılar? Biz isteseydik onları sana gösterirdik de, sen onları yüzlerinden tanırdın And olsun ki sen onları, konuşma üsluplarından tanırsın. Allah bütün işlediklerinizi bilir (Muhammed,29-30)’

Allah’a hesap vermek için toplanıldığı zaman, O’nun kullarına göründüğü, onların şaşkına döndüğü, secdeye davet edildikleri fakat buna muktedir olamadıkları zaman onların halleri nice olacaktır? Kur’an-ı Kerim bu hususta şöyle buyrulur:

‘Gözleri korku içinde yüzlerini zillet bürür. Halbuki onlar sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlar (fakat yine secde etmiyorlar)dı (Kalem,43)’ Sonra cehennem üstündeki köprüye sürüldükleri zaman ne yapacaklardır? O köprü kıldan ince ve kılıçtan keskindir, ayakların kaydığı yerdir. Karanlıktır; kişi onu ancak ayak basılan yerleri aydınlatan bir nur yardımıyla geçebilir. Bu nur ise oraya varılmadan önce insanlara pay edilmiş olur.,

Müslümanlar münafıklar da dahil olmak üzere o nurların az ve çokluğuna göre bu köprüde ilerleyebilir. Münafıklar bu dünyada yerine getirdikleri namaz, oruç, zekat ve hac ile görünürdeki Müslümanlıklarının nuruyla köprüye girerler. Onun tam ortasına geldiklerinde fırtınalar kopar ve ellerindeki ışıklarını söndürür. Şaşkın bir halde kala kalırlar. Asla ilerleyemezler.

Kendileriyle mü’minler arasına tek kapısı olan bir sur kurulur. Ancak münafıkların o kapıyı açacak anahtarları yoktur Surun müminlerin bulunduğu tarafında rahmet, münafıkların bulunduğu tarafında ise azap vardır Münafıklar kendilerinden ilerde bulunan müminlere seslenirler. Onların ışıkları uzaktan yıldızlar gibi parıldamaktadır. Bizi bekleyin, nurunuzdan bir parça ışık alalım (Hadid, 13). Belki şu köprüyü geçebiliriz. Bizim ışığımız söndü. Burayı ışıksız geçmek ise mümkün değil derler. Müminler ise şöyle cevap verirler:

Geriye nurların taksim edildiği yere dönün, kendinize orada ışık alın. Bu hengamede kimse duramaz. Biz bu köprüde nasıl durabiliriz? Bu yolda insan birbirine dönüp bakabilir mi? Dost dosta yüzünü çevirebilir mi? Münafıklar gurbette kişinin hemşehrisine hatıralarını hatırlattığı gibi müminlere dünyadaki beraberliklerini, sohbetlerini hatırlatırlar. ‘Dünyada iken sizinle beraber değil miydik? Sizin gibi biz de oruç tutar, namaz kılar, zekat verir, hacca gider, Kur’an okurduk. Şimdi bizi birbirimizden ayıran şey nedir?

Farkımız, nedir ki bizi geride bırakarak geçip gidiyorsunuz? Müminler şöyle cevap verirler: Evet siz dış görünüşünüz itibariyle bizimle birlikte idiniz, ancak içiniz tamamen mülhidler ve inkarcı zalimler ile beraber idi. Ama siz kendi kendinizi fitneye düşürdünüz, gözlediniz, şüpheye düştünüz ve kuruntular sizi aldattı. O çok aldatan (şeytan) sizi Allah hakkında bile aldattı. Nihayet Allah’ın emri gelip çattı. Bugün artık ne sizden ne de inkar edenlerden fidye kabul edilir, varacağınız yer ateştir. Size yaraşan odur. O varılacak ne kötü yerdir (Hadid’14-15)’

Münafıklarını sıfatlarını teker teker sayıp sözü uzatmak istemiyoruz (müellif bu kadar anlattığı halde uzatmadığını söylüyor ki, uzatacak olsa varın siz düşünün). Gerçek şudur ki, anlatmadıklarımız anlattıklarımızdan daha fazladır. Yeryüzünde ve toprak altında o kadar çok münafık vardır ki, neredeyse Kur’an’ın tamamı onlarla ilgili bulunmaktadır.

Bunların yeryüzünün her yerinde bulunduğunu gösteren şeylerden biri de şudur ki, münafıklar ortadan kalkacak olsa, her halde müminler yapayalnız kalır, geçimleri daralır, hatta çöllerde vahşi hayvana ve yırtıcı kuşların saldırısına maruz kalabilir. Nitekim Huzeyfe (r.a) ‘Allah’ım ! Münafıkları helak eyle’ diye dua eden birine şöyle demiştir: ‘Kardeşimin oğlu! Şayet münafıklar helak olsalardı, yollarınızda insan azlığından dolayı yalnızlık çekerdiniz

Hz Ali Sözleri 6. Bölüm

 

Bakara Süresi 4-5-6 ve 7. Ayetin Meali ve Tefsiri

Kaynak: İbn Kayyım El-Cevziyye / Medaricu’s Salikin – Kur’ani Tasavvufun Esasları – / bkz: 315-324

sponsor
Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı