DOLAR
32,8221
EURO
35,1421
ALTIN
2.449,46
BIST
10.771,36
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
29°C
İstanbul
29°C
Açık
Pazar Parçalı Bulutlu
29°C
Pazartesi Az Bulutlu
30°C
Salı Az Bulutlu
29°C
Çarşamba Az Bulutlu
29°C

Müslüman Müslümanın Kardeşidir Hadisi

23/05/2024
7
A+
A-
Müslüman Müslümanın Kardeşidir Hadisi

Eğer müminlerden iki grup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin. Şayet biri ötekine saldırırsa, Allah’ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın. Eğer dönerse artık aralarını adaletle düzeltin ve (her işte) adaletli davranın. Şüphesiz ki Allah, adil davrananları sever. Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki esirgenesiniz (Hucurat Süresi 9-10)

Bu mübarek ayetlerde müminler arasında ihtilaf vukuunda hemen bunların arası bulunarak ihtilafa konu olan şeylerin hakkaniyet ve adalet ölçüleri içinde izale edilmesi emredilmektedir. Bu vesileyle müminler arasında sulh ve kardeşliğin esas olduğu beyan edilmektedir. Gerek ferdî ve gerekse ictimai anlamda niza ve çekişmenin arızi olması gerektiğine işaret edilmiş olmaktadır.

Tefsirde belirtildiğine göre; “Burada meali arz edilen ayetlerin birincisinde, iki mümin arasındaki kavgadan başlayıp iki Müslüman devlet arasındaki savaşa varıncaya kadar, müminler arasında çıkması muhtemel tüm çatışmaların durdurulup adaletle çözüme kavuşturulmasının temel esasları beyâa edilmektedir.

Öncelikle ayette yer alan mana inceliklerine yer vermek faydalı olacaktır:

Birincisi; Burada Müslümanlardan iki taife çarpıştıklarında değil, çarpışacak olursa denilmiştir. Bu ifadeden müminler arasında bir kavganın çıkmasının yahut Müslümanların birbirine düşmelerinin tabii olmadığı anlaşılır. Ancak böyle bir olay vuku bulursa ne yapılacağı ayet-i kerimede öğretilmiş olmaktadır.

İkincisi; Ayet-i kerimede birbiriyle vuruşan iki grubu ifade etmek için fırka yerine taife kelimesi kullanılmıştır. Arapçada fırka kelimesi büyük bir kitleyi ifade etmek için, taife kelimesi ise küçük bir topluluğu belirtmek için kullanılır. Dolayısıyla böyle bir kelimenin seçilmiş olması, Allah nezdinde Müslümanların aralarında büyük kitleler halinde çarpışmalarının hoş karşılanmayacağını ve bunun çok çirkin bir hadise olduğunu ortaya koyar.

Üçüncüsü; Ayet-i kerimedeki emrin muhatabı, vuruşan iki grubun dışında bulunup bu iki grubu barıştırma imkanına sahip tüm Müslümanlardır.

Şu halde;

Böyle bir vuruşma söz konusu olunca diğer müminlerin hadiselere seyirci kalması doğru değildir. Derhal harekete geçip onların aralarını bulmak için gayret göstermeli, onlara Allah’tan korkmalarını telkin etmeli ve tarafların ileri gelenleriyle irtibat kurmalıdır. Savaşın sebepleri araştırmalı ve her türlü gayret gösterilerek onları barıştırmaya çalışmalıdırlar.

Şayet tarafları barıştırmak mümkün olmuyorsa, o takdirde haklının ve haksızın kim olduğunu araştırmak gerekir. Netice bakımından haklı olana yardım edilip, zulmeden tarafa engel olunmalıdır. Fakat bunu yaparken ne az ne de çok, ancak gerektiği kadar kuvvet kullanmak lazımdır.

Haksızlığa engel olacağım derken haksızlık yapmamak gerekir. Çünkü hedef birilerini cezalandırmak değil, Allah’ın emri haricine çıkmış olan grubu, haksız saldırılardan men etmektir. Tekrar Allah’ın emrine uygun hale döndürmektir. Dolayısıyla onları da günah ve isyandan korumuş olmaktır.

Bu sebepledir ki haksız yere saldıran grup Allah’ın emrini kabul edip tecavüzden vazgeçtiği takdirde, onlara karşı kuvvet kullanmaya son vermek lazımdır.

Artık bu aşamadan sonra hududu çiğneyip onlara zulmetmek doğru olmaz. Doğru olan, Allah Teala’nın kitabı ve Peygamber (s.a.v)’in sünneti ışığında söz konusu çatışmanın sebeplerini araştırmak ve haksızın kim olduğuna yetkililerce karar vermektir.

Burada dikkat çekilmesi gereken hususlardan biri de şudur ki;

Ayet-i kerimede nasıl olursa olsun sadece iki tarafı barıştırmak emredilmemiş, onların hak ve adaletle barıştırılması gerektiği vurgulanmıştır ki, bu fevkalade önemlidir.

Şu bilinmelidir ki;

İnsan hakkını ilgilendiren her meselede olduğu gibi, kavga ve çatışma durumlarında da hak ve adaletle davranmak önem arz etmektedir. Bu bakımdan kimin haklı, kimin haksız olduğu dikkate alınmaksızın savaşın durdurulması, Allah nezdinde bir değer taşımaz.

Ayrıca, haklı olan tarafa baskı yapıp, haksız olan diğer tarafın yanında yer alarak, iki grubu barıştırmaya kalkışmak başka bir haksızlığa sebep olur. Çünkü gerçek barış ancak hak ve adalete dayanan barıştır. Aksi takdirde fitne ve kavga devam eder, saldırgan tarafın cesareti artar.

Sonuçta da bu fitne ve kavganın illeti kalkmamış olacağından, kavga daha da çoğalır ve tekrar gün yüzüne çıkar. Halbuki iman, bütün müminleri birbirine kardeş yapan en mühim bağdır. Onların hepsi nesepte olmasa dahi dinde ve haklarının korunması hususunda birbirlerinin kardeşleridirler.

Bu bakımdan din kardeşliği, nesep kardeşliğinden daha sağlamdır.

Çünkü nesep kardeşliği din ayrılığı halinde kesintiye uğradığı halde, din kardeşliği neseplerin farklılığı dolayısıyla kesintiye uğramaz. İman kardeşliğinin bir gereği olarak, gerek iki mümin fert, gerek iki mümin cemaat bozuştuklarında, hemen aralarını bulup barıştırmak, din kardeşliğinin bir gereğidir.

Resulüllah (s.a.v) iman kardeşliğinin hukuku ve ehemmiyeti hakkında; “Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar” buyurmuşlardır.

Bir başka hadis-i şerif ise, iman kardeşliğini pekiştirerek devam ettirecek mihenk mesabesindedir:

Din kardeşinin ihtiyacını karşılayanın, Allah da ihtiyacını karşılar. Müslüman’dan bir sıkıntıyı giderenin, Allah da kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Bir Müslümanın ayıbını örtenin, Allah da kıyamet gününde ayıplarını örter.

Ve yine Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmaktadır;

  • Birbirinize haset etmeyin.
  • Birbirinizin aleyhine alışverişi kızıştırmayın.
  • Birbirinize buğz etmeyin.
  • Birbirinize sırt çevirmeyin.
  • Birinizin alışverişi üzerine alışveriş yapmayın.

Ey Allah’ın kulları, kardeş olun!

  • Müslüman Müslüman’ın kardeşidir, ona zulmetmez, onu yardımsız bırakmaz, onu küçük görmez.

Bundan sonra üç defa göğsüne işaret ederek buyurdular ki;

  • Takva buradadır. Kişiye kötülük olarak Müslüman kardeşini küçük görmesi yeter. Her Müslüman’ın diğerine kanı, malı ve namusu haramdır.

Kardeşliğin esaslarını bütün ayrıntılarıyla tesis eden bu hadis-i şeriflere binanen şunu diyebiliriz:;

Müminleri birbirleriyle kardeş yapan Cenab-ı Hak, onlardan kardeşlik hukukunu yerine getirmelerini ve hususiyle de İslam kardeşliğini bozacak kötü huylardan uzak durmalarını istemektedir.

Kaynak: Cafer Durmuş / Ey İman Edenler / bkz: 36-39

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.