Kürsüden Gönüllere Vaazlar

Peygamber Sevgisinde Ne Kadar Samimiyiz?

Peygamber Efendimiz Hz Muhammed (s.a.v) tarafından aktarılan ve günümüze kadar ulaşan hadis-i şerifler; insanların doğru yolu bulabilmesi için, doğru şekilde hareket etmesi, dünyanın adaletli bir şekilde bozgunluğa uğramadan, çekişme ve didişmelere yol açmadan refah içinde yaşanabilmesi, insanların geçmişteki ibret verici olaylardan ders almaları, insanın ebedi bir saadete kavuşması ve yine insanların elem verici cehennem azabından uzak durabilmeleri için dünyevi ve uhrevi konulara açıklık getirmiş ve indirilmiş olan Kur’an-ı Kerim’in bir nevi tefsiridir. Her ne kadar Sünnet-i Müekkede ve Sünnet-i Gayri Müekkede sünnetler bulunsa da bunlarda bir nevi şer’i hükümdür. Nitekim yüce Allah buyuruyor ki; “(Yerine göre) müjdeleyici ve sakındırıcı olarak peygamberler gönderdik ki insanların peygamberlerden sonra Allah’a karşı bir bahaneleri olmasın ! Allah izzet ve hikmet sahibidir (1)”

“Yüce Allah müjde ve uyarılarla kitaplarını ve peygamberlerini göndermiş, sevdiği ve hoşnut olduğu şeyleri açıklamıştır ki, mazereti öne sürmek isteyen hiç kimsenin böyle bir şey yapabilecek durumu kalmasın. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurur: ‘Eğer biz bundan (Kurandan) önce onları bir azapla helak etseydik, muhakkak ki şöyle diyeceklerdi: Ya Rabbi bize bir elçi gönderseydin de, şu aşağılığa ve rüsvaylığa düşmeden önce ayetlerine uysaydık (2)’. Yüce Allah yine şöyle buyurur: ‘Yaptıklarından dolayı, başlarına bir musibet geldiğinde, Rabbimiz! Bize bir peygamber gönderseydin de ayetlerine uysak ve müminlerden olsaydık olmaz mıydı? derler (3)’. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v): Kötülüğün işlenmesinden Allah’tan daha çok rahatsız olan yoktur. Nitekim açık ve gizli fuhşiyatı bu yüzden haram kılmıştır. Övülmeyi Allah’tan daha çok seven yoktur; Allah (c.c) bu yüzden kendini övmüştür. Mazerete yer bırakmamayı ondan daha çok seven yoktur. Peygamberleri müjdeleyici ve uyarıcı olarak bu yüzden göndermiştir.(4)”

Allah Teala Resulüne hitaben buyuruyor ki;

(Resulüm!) Söyle: Ey inanan kullarım! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Bu dünyada iyilik yapanlara iyilik vardır. Allah’ın (yarattığı) yeryüzü geniştir. Yalnız sabredenlere, mükafatları hesapsız ödenecektir.(5)” .

Yine başka bir ayet-i celile de şöyle buyurmaktadır;

“İnkar edenler müstesna, hiç kimse Allah’ın ayetleri hakkında tartışmaz. Onların şehirlerde (rahatlıkla) gezip dolaşması seni aldatmasın.(6)”. Bu ayet hakkında gerekli açıklamayı aslında kişisel yorumlar bölümünde bulunan “Dünya Nimetlerinin Kulları Üzerindeki Dağılımı” başlığı altında bulabilirsiniz. O, bu,şu kişi Allah’ı inkar ediyor, namaz kılmıyor, oruç tutmuyor, zekat vermiyor vs vs demiyoruz, diyemeyiz de ama gel gör ki her ne istiyorsa elinin altında, çok rahat yaşıyor gibi bir mantalite gerçekten inanmış, tam bir teslimiyete bürünmüş bir kula bir mü’mine yakışmaz.

Haricen ayetin baş kısmında belirtilen “İnkar edenler müstesna hiç kimse Allah’ın ayetleri hakkında tartışmaz” ifadesi de bir nevi Allah’ın ayetleri hakkında tartışmaların önünü kapatmıştır.Tabi ki Kur’an-ı Kerim’i inceleyeceksin ancak bunu yaparken de hiçbir kaynağa bilgiye dayanmadan böyle bir işe girişmen, oltasız balık tutmak için denize açılmaya benzer. İbn Abbas (r.a)’dan;”Kim Kur’an-ı Kerim’i kendine kendi görüşüne göre yorumlarsa cehennemdeki yerine hazırlansın” şeklinde bir rivayet bulunmaktadır. Yukarıda da belirtildiği üzere Kur’an-ı Kerim’in Tefsirini en güzel şekilde gerek yaşayarak gerek söyleyerek gerekse uygulayarak Peygamber(ler)imiz izah etmiştir.

Evet Allah Teala, diğer bütün peygamberleri sadece kendi kavimlerine peygamber olarak gönderilmişken, son peygamber Hz Muhammed (s.a.v)’i bütün insanlık alemine bir müjdeleyici, bir yol gösterici ve bir uyarıcı olarak göndermiştir. Ancak ne acıdır ki bunu bir türlü kabullenmek istemeyenler de azımsanmayacak kadar çoktur. Belki bulunduğumuz ortamda bulunduğumuz ülkede kısmen de olsa böyle bir şey mevcut değilse de semavi kitap olmasına rağmen zamanla değişmesine rağmen diğer kavimlere gönderilmiş olan kitaplara (Tevrat, Zebur, İncil) ve o kavimlere gönderilmiş olan Peygamberlere inanmalarına rağmen son peygamber Hz Muhammed (s.a.v)’in varlığını kabul etmiyorlar ve inanmıyorlar. Ancak şunu belirtmek istiyorum: Diğer semavi dinlerin ve peygamberlerin hepsi Allah’a itaat ve kulluk edilmesini bildirmiştir. Zaten o dönemde gönderilen peygamberler size Hristiyanlık, Yahudilik, Musevilik vs gibi bir din getirdim diye tebliğ etmemişlerdir Hepsinin tebliği İslam idi ancak zamanla Kur’an-ı Kerim hariç hepsi değişime uğramış ve mana olarak özelliğini kaybetmiştir.

Haricen diğer semavi dinlerde ve kitaplarda son peygamberin geleceğini hepsi çok iyi biliyordu. Ancak son peygamber kendi kavimlerinden değil de kureyş kabilesinden gönderilince bu sefer de karalama kampanyası başlattılar. Ama onların yaptıkları bu karalama Allah’ın nurunu söndürmeye yetmedi ve yetmeyecektir de. Nitekim Tevrat da son peygambere hitaben habibu’r-rahman ifadesi geçmekte ve müjdelenmektedir.

Nitekim Kur’an-ı Kerim’de mealen;

“Vakti geldi, Meryem’in oğlu İsa da: “Ey İsrail oğulları! dedi, “Ben size Allah’ın elçisiyim. Benden önceki Tevrat’ı tasdik etmek, benden sonra gelip ismi “Ahmed” olacak bir resulü müjdelemek üzere gönderildim. Ne zaman ki o peygamber, açık açık delillerle kendilerine geldi: “Bu, kesin bir büyüden ibarettir” dediler. (7)”

Hz. Peygamber (s.a.v.) bir hadisinde:

“Benim adım yerde Muhammed, göklerde ise Ahmed’dir” buyurur. Bu iki isim de çok övülen manasında olup manaları birbirine yakındır.

Peygamber Efendimiz tebliğe başlayınca bu sefer de ellerindeki servetin ve hükümdarlıklarının gideceği korkusuyla yalanladılar. Bu Kur’an-ı Kerim’de şöyle belirtilmektedir; “Ve dediler ki: Bizi çağırdığın şeye karşı kalplerimiz kapalıdır. Kulaklarımızda da bir ağırlık vardır. Bizimle senin aranda bir perde bulunmaktadır. Onun için sen (istediğini) yap, biz de yapmaktayız! (8)”. Bu durum karşısında Resulüllah Efendimiz’in üzülmesine rağmen Allah Teala kendisini teskin etmek maksadıyla başka bir ayet-i celile de ise şöyle buyurmaktadır;

“Belki de sen (müşriklerin:) Ona (gökten) bir hazine indirilseydi veya onunla beraber bir melek gelseydi! demelerinden ötürü sana vahyolunan ayetlerin bir kısmını (duyurmayı) terk edeceksin ve bu yüzden ruhun daralacaktır. (İyi bil ki) sen ancak bir uyarıcısın. Allah ise her şeye vekildir.(9)”. “İşte onun için sen (tevhide) davet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların heveslerine uyma ve de ki: Ben Allah’ın indirdiği Kitab’a inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz de sizedir. Aramızda tartışılabilecek bir konu yoktur. Allah hepimizi bir araya toplar, dönüş de O’nadır.(10)”. “O halde, sakın Allah’ın peygamberlerine verdiği sözden cayacağını sanma! Çünkü Allah mutlak üstündür, kimsenin yaptığını yanına bırakmaz.(11)”

“Rablerini inkar edenlerin durumu (şudur): Onların amelleri fırtınalı bir günde rüzgarın şiddetle savurduğu küle benzer. Kazandıklarından hiçbir şeyi elde edemezler. İyiden iyiye sapıtma işte budur.(12)”. Yani bu aslında bir nevi zamanımızın insanlarını da yakından ilgilendiriyor Biz demiyoruz ki Allah’ı inkar ediyorsunuz-haşa-.Ancak gel gör ki namaz kılarsınız ancak kıldığınız namazdan haberiniz olmaz, oruç tutarsınız ağzınızı bağlarsınız ancak yemediğiniz halt kalmaz. Zekat verirsiniz sadaka verirsiniz verdiğinizi de verdiğiniz kişinin başına kakarsınız, ondan bir menfaat beklersiniz. Kapınıza dilenci gelir, ancak sanki düşman gelmişçesine, sanki gelen insan değil de hayvanmış gibi bir muamele yaparak hayvandan daha aşağı bir seviyeye düşürerek kapınızdan kovarsınız. Tüm bunları yapmanıza rağmen yine de yaptıklarınızla övünürsünüz, mağrur olursunuz ve kendinize güvenirsiniz. Ancak bu dilenciler konusunda biraz seçici davranın yine de. Vermiyorsanız bile güzellikle geri çevirin.

“Peygamber, Rabbi tarafından kendisine ne indirildi ise ona iman etti, müminler de! Onlardan her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman etti. “O’nun resullerinden hiç birini diğerinden ayırt etmeyiz” dediler ve eklediler: “İşittik ve itaat ettik ya Rabbena, affını dileriz, dönüşümüz Sanadır”.(13)”

Kaynak: İsmail Ekinci

(1-Nisa Süresi 165) (2-Taha Süresi 134) (3-Kasas Süresi 47) (4-İbn Kesir / Tefsiru’l Kur’an’il Azim / C:3 / bkz: 392) (5-Zümer Süresi 10) (6-Mü’min Süresi 4) (7-Saff Süresi 6) (8-Fussilet Süresi 5) (9-Hud Süresi 12) (10-Şura Süresi 15) (11-İbrahim Süresi 47) (12-İbrahim Süresi 18) (13-Bakara Süresi 285)

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı